Corona rejime bulaştı

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

COVID19 ya da kamuoyunda bilinen diğer adıyla Corona virüsü, dünyada hızla yayılıyor. Dün Türkiye sağlık bakanı da virüsün Türkiye’de bulunduğunu teyit etti. Dana önce rejim ısrarla Türkiye’de vaka bulunmadığına dair propaganda yapıyordu. Bunun nedeni sanırım zaten berbat durumda olan ekonominin daha da ciddi bir kriz sarmalına girmemesiydi. Dün itibarıyla bu iddianın savunulamayacağını gördüler ve sonunda Türkiye’de COVID19 olduğu artık resmi olarak da kabul edildi.

Türkiye krizin başından bu yana gayet bilinçli olarak kamuoyunu manipüle etmeye çalıştı. Sağlıklı bilgi paylaşılmamasından da, salgına karşı önlem alınmamış olmasından da bahsetmiyorum. Manipülasyon diyorum. Bu arada kamuoyunda zaten var olan batıl ve metafizik yaklaşımları güçlendirecek birçokları çıkıp COVID19 ile mesela kelle paça arasında korelasyon kurdu, ya da Türklerin genetik olarak virüse yakalanma olasılıklarının düşük olduğunu iddia etti. Üstelik bunları yapanlar isimlerinin başında tıp doktoru unvanı taşıyordu. Bundan daha da trajik olanı, sağlık bakanının Türklerin zekât vermesi nedeniyle Corona’dan korunduğunu iddia etmesiydi. Başka ülkelerde olsa ciddi mental problemler nedeniyle psikiyatriye sevk edilebilecek insanlar, Türkiye’de güle oynaya, toplum sağlığını da ciddi şekilde riske atacak biçimde bolca eğlendiler. Kaldı ki sağlık bakanının açıklamaları esasında yargıya “görevi ihmal” bağlamında intikal etmesi gerekecek kadar vahimdi.

COVID19 bu nedenle aslında bize Türkiye’deki türden otoriter rejimlerin salt insan hakları ve demokrasi bağlamında değil, daha da önemlisi halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit olduğunu gösterdi. Şeffaflıktan uzak, anayasasız yönetilen, suç ve yolsuzluğa batmış yöneticilerin, sonuçta çocuk ve aile sağlığı bakımından ciddi bir risk olduğunu tüm insanlar gördü.

Açık ve demokratik toplumlarda, hukuk devletlerinde, özgür ülkelerde durum Türkiye’dekinden çok farklı oysa! Her şeyden önce bu tür ülke ve toplumlarda şeffaflık gereği toplumla paylaşılan bilgiler hayat kurtarıyor. İran örneği karşımızda duruyor. Gerçeğin reddini politik nedenlerle meşrulaştıran otoriter rejimler, öylesine içe kapalı bir enformasyon döngüsü yaşıyorlar ki, sistemin içinde yetkili ve yönetici konumunda olanlar bile kendi sağlıklarını koruyamıyor. Gerçeklerle yüzleşmek, önlem almanın en başta gelen koşulu çünkü!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Türkiye aradan geçen haftalar içerisinde COVID19 konusunda hiçbir ciddi önlem almadı. Göstermelik uçuş iptalleri salgını korumaya yetmeyecekti. Üstelik THY’nin yolcu taşıdığı birçok Batı ülkesinde inen yolcularda COVID19 tespit edilmesine karşın Türkiye medyası kanalizasyon kuralları gereğince rejimi karşısına almaktan özenle ve maharetle kaçındı. İşte bu ortamda kelle paçacı tıp profesörleri, Türk’e bir şey olmazcı tıp doçentleri kaçınılmazdı. İnsanlar cidden bu tiplere inanıyorlar mıdır? Ben hep kendime bu soruyu sordum. Sonuçta ortada kendileri, aileleri, çocukları vardı. Nasıl olur da birkaç şaklabanın ve yolsuzluğa –suça batmış bir yönetimin algı yönetimine razı oluyordu insanlar?

Bu tür rejimler kendi gerçeklik algılarını oluşturuyor. Adeta yeni bir paralel gerçeklik inşa ediyor. Bu paralel gerçeklikte, sanal gerçeklere inanmak isteyen birileri mutlaka çıkacaktır. Nitekim Necmettin Erbakan’ın adı duyulmamış ve bir “mertebeye gelememiş” oğlu “ben daha İslamcıyım!” diyebilmek için çıkıp COVID19’un Yahudiler tarafından dünyanın başına musallat edildiğini iddia etti. İslamofaşist cephede bu olurken, Kemalofaşist cephede Çin’in laboratuvar ortamında bu virüsü imal ettiğini söyleyenlere de, kötü Batı’nın dünyada nüfus dengelemesi yaptığına inananlara da rastladık. Kapalı rejimlerde komplo teorileri hep geçer akçe olur. Kolay yoldan, beyni zahmete sokmaksızın, olayların gayet popülist biçimde yorumlanması tercih edilir. Bu bir akım halini alır. Entelektüel çabaya darbe vuran bu tutum, özellikle akademide ve kamuda yaygınlaşmışsa, artık kurtuluş umudu iyice azalmıştır.

Bakın Almanya Şansölyesi (başbakanı) Angela Merkel, uzmanlara göre toplumun yüzde altmış veya yetmişinin Corona virüsüne yakalanacağını tahmin ettiklerini açıkladı. Bu durum yaklaşık 50 milyon kişinin Almanya’da COVID19’a yakalanacağı anlamına geliyor. COVID19’a yakalananların oranları yüzde bir ve üç arasında değiyor. Bu, eğer yüzde bir olarak kabul edersek, hastalığa yakalanan 50 milyon Alman’dan 500,000’inin (beş yüz bininin), yani yarım milyon vatandaşın bu hastalıktan ölmesi demek! Dünya geneline aynı oranlarla vurduğunuzda, yaklaşık 65 milyon insanın Corona sonrası enfeksiyonlardan ve komplikasyonlardan kaynaklı olarak hayatlarını kaybedeceğini öngörebiliriz. Bu rakamlar çok ciddidir. Türkiye, Almanya ile aşağı yukarı aynı nüfusa sahip bir ülke olarak, yarım milyon insanın kaybedilebileceği olasılığını dikkate alarak hazırlık yapıyor mu? Unutmayın, bu oranlar hastalıktan ölenlerin oranının yüzde bir olarak alındığı hesaplara dayanıyor. Fakat Türkiye gibi, COVID19 konusunda hiçbir ciddi çalışmanın yapılmadığı ülkelerde, bu oranın yüzde üçlere kadar yükselmesi beklenebilir. Bu durumda 1,5 milyon insan hayatını kaybedebilir. Hastaların bakımı konusunda hastane yatağı sayısının arttırılması gerekirken, Ankara bu konuda hiçbir önlem almadı. Dahası, karantina uygulamayarak ve hastalığı tespit edecek test kitlerini edinmeyerek, bilerek lades dedi.

Otoriter rejimlerin en büyük gücü, hesap vermemeye dayanmaktadır. Türkiye’yi yöneten oligarşik gruplar, kendilerinden hiç kimsenin hesap sormayacağına inanıyor. Esasında çok da haksız sayılmazlar. Çünkü şu ana dek ne yaptılarsa halk kabullendi. Corona salgınında da nasılsa herkes durumu kabullenir beklentisinde olduklarını tahmin etmek güç değil.

Bakın çok felsefi tartışmalara, politik değerlere, insan ve azınlık hakları gibi Türklerin çoğunda alerji yapan terimlere falan girmeden, sağlık gibi çok objektif ve özneler arası bir konudan bahsettim. Ve rejimi bu kıstaslara göre değerlendirdim. Sormak istiyorum şimdi: değer mi çocuklarınızın geleceğini bu paçoz ve çağdışı otoriter rejime emanet etmeye? Corona rejime bulaştı! Ve umarım insanların bilinçlenmesine vesile olur.

1 YORUM

  1. “Bundan daha da trajik olanı, sağlık bakanının Türklerin zekât vermesi nedeniyle Corona’dan korunduğunu iddia etmesiydi.” demişsiniz. Şahsen bulamadım, kaynak paylaşabilir misiniz?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin