CHP’yi kim uyandıracak? 

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Zülfü Livaneli’nin deyimiyle Rubikon’un geçildiği gün Kemal Kılıçdaroğlu tek başına girdiği seçimde 1319 delegenin 1251’inin oyunu alarak yeniden CHP Genel Başkan seçildi. 15 Temmuz’dan sonra kurulan yeni rejimin temel taşlarında yine değişen bir şey olmadı. Yeni düzenin bütün unsurları öylesine başarılı olmalı ki muhalefet dahil kimse iktidarını kaybetmiyor.

Recep T. Erdoğan, Hulusi Akar, Devlet Bahçeli gibi iktidar blokundaki isimlerin iktidarları zaten tartışılmıyordu, bunların yanında muhalefet varmış gibi yaparak 15 Temmuz rejiminin legalleşmesini sağlayan Kılıçdaroğlu da partisinde güven tazeledi. Bugüne kadar yürüttüğü ölü taklidi yapan politikalar, kendi mahallesinde destekleniyor olacak ki tek aday olarak girdiği seçimde oyların neredeyse tamamını aldı.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Her ne kadar Livaneli gibi bazı sosyal demokratlar ‘Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesini, ‘Robikon’un geçilmesi’ olarak isimlendirse de ufukta muhalefet cephesindeki ‘ölü taklidi politikasında’ bir değişiklik görünmüyor. İnsanın ‘bu kaçıncı Robikon!’ diyesi geliyor. Erdoğan, devleti ayakta tutan sütunlara hamle yaptıkça Kemal Bey’in bulduğu iki sihirli cümle devreye giriyor. Ya ‘böyle bir şey olabilir mi? Bunu yapamazlar, yaptırmayız’ gibi iddialı cümlelerle konuyu zamana yayıyor. Meclis’te bir kaç ‘göğüs göğüse çarpışma fotoğrafı veriyorlar. Tabanlarına ‘nasıl direndik ama…’ mesajı gittikten sonra şerefli yenilgiler arşivine bir madde daha ekleniyor. Acar muhalefet rolünün bir parçası olarak Anayasa Mahkemesi’ne gittiklerini de unutmayalım. AYM’nin hali pürmelalini Mısırda sağır sultan bile bililiyor; lakin CHP bilmiyor.

İkinci buluşu daha muhteşem! CHP, PKK ile birlikte görünmemek için seçilmiş milletvekillerinin tutuklanmasına zemin hazırlayacak yasalara destek veriyor. ‘Anayasaya aykırı ama’ diye karnından konuşuyor. Öte yandan ‘FETÖ’cü olmamak için hapisteki cezaevindeki gazeteciler, aydınlar ve bebekli kadınlar arasında bile ayrım yapıyor. Tarihin en büyük zulümlerinden birini locasından seyrediyor. Milliyetçiliğine halel gelmesin diye Libya’ya Suriye’ye asker gönderilmesine itiraz edemiyor. Son örnek din düşmanı derler korkusuyla Ayasofya’nın cami yapılması şovuna onay verdi.

Robikon hikayesine geri dönelim. Roma İmparatorluğunda komutanlar askeri güçleri ve kimlikleriyle Roma’ya giremezlerdi. Demokrasi ve sivil siyaset için bir tehdit oluşturacağı için Roma şehir sınırlarından biri olan Rubikon nehrini geçmek askerlere yasaklanmıştı. Bir komutanın şehre girebilmesi için hem askerlerini hem de bütün rütbelerini bırakması gerekirdi.

Roma’da darbe yapmak isteyen komutanların ilk eylem olarak karargahtan çıkıp Rubikon’u geçmeleri gerekirdi. Bu artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmesi demekti. Öyle ki daha sonra kararlarından vazgeçseler bile cezalandırılmak kaçınılmazdı. Rubikon’u geçmek geri dönüşü mümkün olmayan yol demekti.

‘Rubikon’un geçmek sözü’ Jül Sezar ile şöhret olmuştu. Roma Senatosu, kendisinden izinsiz olarak Galya seferine çıkıp orayı ele geçiren Sezar’dan, ordularını lağvedip teslim olmasını istemişti. Sezar bu talebi reddedip, ordusuyla Roma’ya yürüme kararı almıştı. Bu kararı alırken de ok yaydan çıktı anlamına gelecek şekilde ‘zarlar atıldı artık’ demişti.

Böyle bir hamle beklemeyen Roma senatosu hazırlıksız yakalandı ve Sezar’ın ordusuyla Roma’ya girmesi ve iktidarı ele geçirmesi çok kolay olmuştu. Sezar iktidarı ele geçirdikten sonra kendini ömür boyu diktatör seçtirmiş ve rakibi Pompeius’un taraftarlarını öldürtmüştü.

Ayasofya’nın cami yapılması Rubikon’un geçilmesi midir bilemiyorum. Bence o köprü çok daha önceden geçilmişti.

Rubikon geçildi, Sezar’ın orduları Roma’nın kenar mahallelerini geçti, senatoya doğru yürüyor ancak senatodakiler demeç vermekten öteye geçen hiçbir eylem yapmıyorlar.

Bunca yaşananlar, geçilen her Rubikon köprüsü Türkiye’de ana muhalefetin ve muhaliflerin itiraz etme biçiminde zerre kadar değişikliğe sebep olmuyor.

Zülfü Livaneli’nin kendi mahallesine attığı işaret fişeği, kimseyi harekete geçirmediği gibi ‘ne yaparlarsa yapsınlar kılını kıpırdatma’ politikalarının uygulayıcısı Kılıçdaroğlu ve ekibini yeniden lider olarak seçtiler.

Bundan sonra sırada Hilafetin, Recep T. Erdoğan’ın şahsında yeniden getirilmesi var. Gerçek Hayat dergisinin ‘Hilafet için toparlanın’ kapağıyla çıkması birkaç editörün verdiği bir kararla olmasının imkanı yok.

Bilal Erdoğan’ın alfabeyle ilgili sözleri de gösteriyor ki bunlar bir planın sekanslarından başka bir şey değil. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti sözcüsü Ömer Çelik’in Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır sözleri ise tamamen kişisel bir çıkıştan başka bir şey değil. Saray’ın düşüncelerini asla yansıtmıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin