Cennetin yolu çile taşlarıyla örülü

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Hizmet kahramanlarının günümüzde yaşadığı başta hapis, hicret, gaybubet, mahrumiyetler olmak üzere her çeşit acı ve ıztırapları, Asr-ı Saadet’te sahabe efendilerimizin çektiği çilelerle harmanlayarak kitaplaştıran İsmet Macit, benden de kitabın önsözünü yazmamı istedi.

Her ne kadar kahramanlık destanları yazan yiğitleri anlatmak haddim değilse de, yazmamakla onların hatıralarına hürmetsizlik edeceğimi düşünüp ecirlerine ortak olmak ve şefaatlerini talep etmek gayesiyle isteğini yerine getirdim. Kitabın özeti ve vitrini diyebileceğimiz “Cennetin yolu çile taşlarıyla örülü” başlığını verdiğim bu önsözü takdirlerinize sunuyorum:

İki Cihan Güneşi Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “yıldızlara” benzetmişti ashabını.

Çünkü her biri etrafına hidayet ışığı saçan nurdan hâleler gibiydiler.

Her biri hayatlarıyla kıyamete kadar örnek alınacak nice kahramanlık destanları yazmıştı. İmanda, ibadette, ilimde, irfanda, cihatta, şehitlikte, hikmette, ihlâsta, istikamette, sebatta, sadakatte, tebliğde, ahlâkta, infakta, aksiyonda nice güzellikleri nakşetmişlerdi.

Onların yaşadığı çağ acı, ıztırap ve çile doluydu. Fakat öyle bir hayat yaşamışlardı ki, yaşadıkları çağ Asr-ı Saadet diye isimlendirilmiş, kıyamete kadar gelecek müminlere model olmuştu.

Çünkü onlar, “Allah’ı tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır” hakikatine inanmışlardı. Yaşamakla ölmek arasında bir fark yoktu onlar için. Yeter ki her şey Allah için olsun. Sanki bir ayağı dünyada, bir ayağı ahiretteymiş gibi yaşıyorlardı.

Bu yüzden anadan, yârden, serden bir anda geçebiliyorlardı. Ömür boyu kazandıkları serveti bir anda infak edebiliyorlardı. Allah yolunda cihat etmek için bütün ömrünü vakfedebiliyorlardı.

Çünkü onlar fenaya değil, bekaya tutkundular.

Mallarını, canlarını Bakî-i Hakikî’nin yolunda feda etmekten çekinmezlerdi. Kendilerine emanet verilen nefis ve mallarını Allah’a satarak ebedîleştirmişlerdi.

Din yolunda katlandıkları her çileye, her acıya, muhatap oldukları her imtihana, uğradıkları her musibete adeta gülerek katlanan sahabe efendilerimiz (Allah onlardan ebediyen razı olsun)  fedakârlık, sabır, sebat, rıza ve tevekkülün zirvesini yaşamışlardı.

Peki, zirvedeki bu güzellikler sadece o asra mı mahsustu?

Onların yazdığı bu muhteşem destanlar, karanlığı delip geçen bir yıldız gibi bir kere görünüp kaybolacaklar mıydı?

Mademki Rabbimiz Ebedî, Resulüllahın (s.a.v.) peygamberliği ve Kur’an’ın hükmü kıyamete kadar devam edecek, Saadet Asrının bir izdüşümü, o altın çağın bir benzeri tekrar yaşanmayacak mıydı?

İşte hep bu sorulara olumlu cevap vermek için yaşadı çağın dertlisi ve etrafında hâlelenen hizmet gönüllüleri.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 80 yılı aşan ömrüne baktığımızda sürekli ikinci dirilişi gerçekleştirmenin hedefleri, projeleri, gayretleri, çileleri ve inleyişleri görülür.

Mademki modellenen Asr-ı Saadet’tir, elbette vaaz ve sohbetlerde en çok dile getirilen ve hedef gösterilen insanlar da sahabe efendilerimiz olacaktı.

Ve bugün dünyanın bütün ülkelerine ulaşan Hizmet Hareketi mensupları yarım asrı aşkındır hep sahabe efendilerimizin muhteşem hayatlarını ve her alandaki kahramanlık destanlarını gözyaşlarıyla dinlediler. Onları o kadar çok sevdiler, özlediler ki, sanki sahabe isimlerini bir evrad okur gibi andılar, onları evlerinin bir ferdi gibi kabul ettiler.

Ne zaman bir sahabenin – en çok izlenen bir filmin senaryosuna taş çıkartan – benzersiz hayatını dinleseler, “Keşke yerinde ben olsaydım, keşke o asırda yaşasaydım, keşke bir kahramanlık destanı da ben yazsaydım” dediler.

Bu keşkeler milyonların duası oldu. Mücîbe’d-deavât olan Rabbimiz bu duaları kabul etti. Önce imanda, ibadette, ilimde, ihlâsta, infakta, ahlakta, hizmette nice başarılar elde edildi. Çağın kahramanları Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına yayıldı. Hizmet Hareketi, dünyayı saran bir eğitim, barış, yardım ve kardeşlik seferberliğine dönüştü.

Fakat külliyet ve umumiyet kazanan bu duanın bir yönü eksikti.

Hani bütün cemaat fertlerini saran acı, çile, ıztırap, mahrumiyet, baskı, zulüm, işkence? Sabır, tahammül, feragat ve fedakârlıkta da sahabelere benzeyenler olmayacak mıydı?

İşte beş yıldır tarihte eşine rastlanmamış bir zulüm süreci yaşanıyor. Bütün bu zulümler, bir taraftan cehenneme şakîler yetiştirirken, diğer taraftan cennete saidler kazandırıyor.

Kader, hizmet kahramanlarını öyle imtihanlardan geçiriyor ki, başaranlar inşallah sahabe efendilerimize arkadaş oluyor. Bu ağır imtihanın neticesi olarak çok farklı kahramanlık grupları meydana geliyor.

Bunlar mahpuslar, kaçırılanlar, gaybubette bulunanlar, muhacirler, işlerinden ve mesleklerinden ihraç edilenler, malları gasb edilenler, imtihanın şiddetinden kendilerini intihara mecbur zannedenler, çok ağır fizyolojik ve psikolojik hastalıklara yakalananlar, mazlumlara ensarlık yapanlar, mağdurlar için yardım toplayanlar ve bunları bütün tehlikeleri göze alarak dağıtanlar, eşi hapiste olduğu için evin hem annesi hem babası olanlar, gözü yaşlı dua kahramanları, vazife başında olup kendilerini gizlemek zorunda bulunanlar, hapiste, hicrette veya başka sıkıntılar içindeyken şehadete kanat çırpanlar, anneleriyle hapiste çileye ortak olan çocuklar, ağır işkencelere uğrayan mazlumlar, hapiste, gaybubette veya hicretteki anne babalarının yolunu sabırla gözleyen çocuklar, evlatları hapiste olan ağzı dualı anne babalar ve daha niceleri…

Bütün bu mağdur gruplarından yaşanmış örnekler veren ve bu zulümlere uğrayan Asr-ı Saadetteki kahramanların hayatındaki benzer kesitleri bize sunan İsmet Macit, okuyucuyu gözyaşı çağlayanıyla birlikte tefekküre, nefis muhasebesine, şükre ve muavenete davet ediyor.

Çile Toprağında Yeşeren Bahar kitabını okurken, yürekleri dağlayan çilelere gözyaşı dökecek, ancak sahabe efendilerimize arkadaş olacak yiğitlerle birlikte olduğunuz için şükredeceksiniz.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin