Çalınan ahlak!

Haber-Yorum | Naci Karadağ

“Kaybedilen para bir şey değildir ama kaybedilen ahlak çok şeydir.”

(Alfred Krupp)

Bugünlerde en çok sanki bu ülkede her şey normalmiş gibi, yapılacak olan seçimlerin neticesi ile ilgili konuşulanlara gülüyorum.

Anketlere, oy oranlarına, mikrofonlara “bu kez işleri zor” türünden konuşanlara da…

Bakınız şu cümleyi bizzat Recep Tayyip Erdoğan söylemişti:

“Belediye başkanlarının atamayla göreve gelmesi daha doğru, 2019’dan sonra gündeme gelecek”

10 Kasım 2017 tarihinde söyledi bunu.

Bundan bir yıl sonra, 2018’de, Kızılcahamam’daki toplu açılış töreninde ise şöyle dedi: “Bu seçimlerde, (yani Mart yerel seçimleri) teröre bulaşmış olanlar sandıktan çıkarsa, anında gereğini yapıp, kayyum tayinleriyle yolumuza devam edeceğiz.”

Erdoğan’ın kimlere “Terörist” dediğini artık herkes biliyor.

Kendine ve partisine oy vermeyen herkes teröristtir nokta!

Dolayısıyla kendi partisinden olmayan bir belediye başkanı; hani olur ya eskaza seçildi diyelim, anında koltuğundan edecek, kendi adamını yollayacaktır.

Gerçi, YSK’yı ele geçirmesi, yazılımları, sayımları filan kendi kontrolüne alması seçimleri kaybetmesini artık imkansız hale getirmiş ama diyelim ki, bir iş siyasi entrika kazası oldu ve arzu etmediği biri başkan seçildi.

Ne yapacağını açık açık söylemiş zamanında…

Bugünlerde yaptığı her seçim çalışmasında bunu destekleyen argümanlar kullanmaktan ve söylemler geliştirmekten de geri durmuyor zaten.

Yani artık çekindiği kimse de yok!

Bakın son konuşmasında neler söyledi:

Erdoğan’ın, Cumhur İttifakı dışındaki partilere oy verenleri ‘terör destekçisi’ ilan ettiği tweet sosyal medyada büyük tepki çekti.

Gayet açık değil mi?

Kendisi ittifak yaparsa vatan millet Sakaryadır!

Başkası yaparsa ihanettir, terördür, hainliktir…

Türkiye’yi nasıl bir düşmanlık ve ikiye bölme siyasetinin finaline getirdiğini hala göremeyen varsa şu alttaki görsele bir baksın!

Bir dönemin siyasi liderleri…

Yıllarca siyaset yaptılar, yıllarca oy istediler seçime girdiler.

Hiç ama hiç biri diğerini hainlikle, teröristlikle suçlamadı.

Hele zilletle, sinsilikle, zalimlikle suçlamadı…

Erdoğan’ın ektiği nefret tohumlarının bir gün kendisine döneceği muhakkak..

Ancak o zamana kadar ortada ülke adına bir şey kalır mı, bundan emin değil artık hiç kimse!

Kaldı ki, yaptıkları ile söyledikleri arasındaki uçurumun bu kadar korkunç olduğu başka bir siyasetçi görmüş müdür tarih ondan da emin değiliz artık!

Demokraside ülkeyi üst lige çıkardığını söylediği gün yüzlerce onlarca gazeteci yüzlerce yıllık ceza aldılar.

Tabii, Erdoğan ve iktidarına göre onlar gazeteci değil terörist.

Zaten herkesin iki seçimi var bu ülkede.

Ya Erdoğan’a biat edeceksin ya da terörist olacaksın!

Başka seçenek yok.

Pazarcılar bile hain ve terörist oldu.

Soğancılar zaten su katılmamış vatan hainiydi!

Sisi’ye söylediklerini okumuşsunuzdur. Hatırlatayım;

“Şimdi diyecek (idam kararlarını) ‘yargı verdi.’ Tamam da orada yargı, seçim falan bunların hepsi hikaye. Orada tamamen otoriter, totaliter bir yapı var. Kimi istersen onu oraya getiriyorsun, istediğin anda da onları alıyorsun. Genel afla insanları serbest bırakmalı.”

Elin oğlu Türkiye’de yaşamadığı için susturamıyorlar tabii. Mısır Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ahmet Hafız şöyle cevap verdi Erdoğan’a “Türkiye’deki tutuklu gazeteci ve siyasilerin çokluğunun da Türkiye Cumhurbaşkanı’nın inanılırlığına gölge düşürüyor. Türkiye’de 70 bin siyasi mahkum, 175 tutuklu gazetecini yanı sıra 130 bin kişi işten çıkarıldı. Bu rakamlar da Türk Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin inanılırlığını ortadan kaldırıyor.”

Klişe ifadeyle “Adam haklı beyler!”

Mevcut iktidar ve Tayyip Erdoğan’ın söyledikleriyle yaptıklarının çelişme süresini gösteren bir grafik olsa sanırım istatistik bilimi de hayretler içinde kalıp, tüm varsayımlarını ve sabitlerini değiştirirdi.

Öylesi bir dönemden geçiyoruz ki, sadece yaptıkları zulüm, insafsızlık, ahlaksızlık ve yolsuzluklarla değil, akıl ve mantığın, pişkinlik ve aymazlığın da uç örnekleriyle süslenen tarihin ender dilimlerinden biri oluyor.

Ve galiba kıyamete kadar da böylesi bir dönem tekrar gelmeyecek.

Artık ne kadar şanslı mı yoksa bahtsız mı olduğumuza siz karar verin!

Bırakınız bir yılı, bir ayı, hatta bir haftayı. Bir güne bile o kadar muazzam devasa çark yerleştiriyorlar ki, dönme hızları ve yuttukları lokmanın büyüklüğüne artık yandaşlar da inanmamaya, kendini sorgulamaya başladı.

OHAL kararlarından fişlemeye, kadrolaşmaktan yalan dolana kadar bir milyon başlık açabiliriz bu “söylediği başka, yaptığı başka” faslı için.

Çok değil, üç yıl önce “Uzun tutukluluk süresi zulmüne son verdik” diye afra tafra yapanlar bugün KHK (artık devleti yönetmenin adı bu oldu, çünkü mevcut kanunlara göre yaptıkları her şey suç tanımına giriyor) ile bu süreyi eskisinden bile daha fazlasına getirdiler. Artık tutukluluk süresi 7 yıl… Yani al kişiyi at içeri, 7 yıl tut. Sebep yok, gerekçe yok. Paşa gönül kriterleri!

Mevcut iktidarın hayatımızdan (ç)aldığı pek çok şeyi sıralayabiliriz ama galiba en önemli şey olan ahlakı çaldılar bu ülkenin hamurundan.

Ahlak imha edildikten sonra geriye pek bir şey kalmadı zaten…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin