Buzlar çözülünce…

Nedim Hazar

İzbe bir kasaba… Her şeyden uzak. Kendi sistemini, daha doğrusu sistemsizliğini, kanunsuzluğunu kurmuş. Karaborsa, feodalite, adam kayırmacılık, liyakatsizlik, hadsizlik, haksızlık, zulüm rutine dönüşmüştür. Kış zamanları aylarca kar altında kalan bu kuş uçmaz kervan geçmez ilçeye bir gün tımarhaneden kaçan bir delinin yolu düşer. Gelin görün ki, deli kasabaya yeni atanan kaymakam, yani devlet otoritesi zannedilir ve şenlik başlar. 

Kasaba halkının umurunda olmayan tüm haksızlıkları ve zulmü birer birer bu deli bitirmeye başlar. Dolayısıyla dönemin güç sahipleri ondan rahatsız olurlar ve yerleşik erk ile kaymakamın güç savaşına şahit oluruz. Tabii yerel feodaller, bürokrasi, mafya uğraştığı zatın bir deli olduğunu bilmediği için mücadele yöntemleri çok işe yaramaz. 

Cevat Fehmi Başkut’un 1965 yılında yazdığı iki perdelik oyun “Buzlar Çözülmeden”in konusu böyle. 

Eminim size de yabancı gelmemiştir, zira birkaç kez filme de alındı. En popüleri ise Kartal Tibet’in yönettiği Kemal Sunal’ın oynadığı Deli Deli Küpeli filmidir. 

Her ne kadar senarist O. Fahir Seden’in gişe için sulandırma müdahaleleri olsa da Sunal’ın filmografisindeki özel yapımlardan biridir Deli Deli Küpeli. Emin değilim ama bunda filmde rol alan Yaman Okay ve İhsan Yüce’nin de katkısının olduğunu düşünmüşümdür hep. 

Bir belde; haksızlık, zulüm, adam kayırla, torpil, rüşvet, liyakatsizlik almış başını gidiyor. Üstelik dünyadan tamamen izole olmuş durumdalar. Bir belde, her şeyi değiştirebilecek birini bekliyor ama maalesef sistem öylesine kendi kendini zehirlemiş durumda ki, ki beldeden birilerinin bu düzeni değiştirmesi artık mümkün değil. 

Delisini bekleyen bir belde işte…

Nedense bana Türkiye’yi hatırlatıyor. 

Gerçeklikten kopmuş, gazla, nazla, niyazla, torpille işler yürüyor gibi görünüyor. Bal tutan topuğuna kadar yalıyor. Millet de bundan çok şikayetçi değil, şikayet edenlerin de akıbeti pek iyi değil. 

Buz metaforunu bir halı gibi kullanıyor Başkut ve tüm kiri, pisliği örten bir örtü olarak görüyor. Buzlar çözülünce kaymakamın deli olduğu ortaya çıkacak. Ama bütün pislikler de afişe olmuş olacak. Zaten tüm koşturmaca da bundan. Buzlar çözüldüğünde deli kaymakamın gösterdiği gerçekler mi yoksa eski düzenin devamı mı?

Van Barosu’na bağlı Göç ve İltica Komisyonu, sınırda kış aylarında donarak ölen kaçak göçmenlerle ilgili rapor hazırladı. Komisyon üyesi avukatlar Jindar Uçar, Suna Taşkın ve Jiyan Özkaplan tarafından hazırlanan raporda, Van’ın Başkale ilçesinde karların erimesiyle birlikte 1 Nisan 2019 ile 6 Mayıs 2019 tarihleri arasında 25 cenazenin tespit edildiği, bunlardan 24’nün donarak, 1 kişinin ise vurularak öldüğü belirtildi.

Sadece bir ay içinde tespit edilen bunlar. 

Ege denizinde, Meriç nehrinde ne kadar göçmenin sular altında, bilmem hangi sahile vurduğunu tam olarak kimse bilmiyor. 

Sınırın hemen iki tarafındaki Kimsesizler Mezarlığı’nda yatanların kimlikleri belli değil, sayıları da…

Bir aylık bir sürede, çok kısıtlı bir alanda yapılan araştırmada ortaya çıkan manzara bu. 

Buzlar çözüldükten sonra ortaya çıkan bu insanlık dramının kurbanlarına ağlayacak kimse pek yok. Ülke Erdoğan’ın Cuma namazına niye gitmediğini tartışırken cenaze namazları kılınmadan ya da herhangi bir dini tören yapılmadan defnedildi bu kimsesiz ve kimliksiz insanlar. 

Türkiye korkunç bir kara kışı yaşıyor. Şubat zemherisinden bin kat feci bir kış. Her şey kalın bir buz katmanının altında. 

Ve korkarım ki bu ülkenin buzları tamamen çözüldüğünde altından çıkacak olan manzara dün Başkale’de ortaya çıkandan çok daha feci olacak…

Birileri buzlar çözülmesin diye kışı uzatmaya çalışıyor olabilir ama bu buzların altına süpürülen felaketin boyutunu büyütmekten başka işe yaramayacak sanırım. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin