Büyükelçi Mehmet Dönmez’in ardından

HABER PORTRE | HASAN CÜCÜK 

Dışişlerinin kifayetsiz partizanlara teslim edilmediği günlerde Türkiye’yi Danimarka’da temsil etti. Görev süresinin son döneminde meşum 15 Temmuz kanlı kumpası gerçekleşince, irtibatımız koptu. Görev süresi dolup Türkiye’ye ‘emekli’ bir büyükelçi olarak dönerken, telefonla konuşup helalleştik. Zaman zaman mesajlaştık. Beyefendi ve devlet adamlığı vasıflarıyla öne çıkıyordu. Yakalandığı koronavirüsten dolayı tedavi görürken geçirdiği kalp kriziyle yaşama veda eden Kopenhag eski Büyükelçisi Mehmet Dönmez’in arkasından yazmayı bir vefa bildim.

Aralık 2013’te Aksiyon’un 20. yılı münasebetiyle düzenlenen davete katılmak için gittiğim İstanbul’dan dönüş yolunda beni bir sürprizin beklediğinden habersizdim. Dönüş yolunda aynı uçakta Kopenhag’a atanan yeni büyükelçi Mehmet Dönmez de vardı. Aynı uçakta olduğumuzu öğrenince, bulunduğu bölüme geçip tanışma fırsatım oldu. Daha Kopenhag’a ayak basmadan bir gazeteciyle tanışınca, peş peşe sorular yöneltti. Uzun sayılacak bir sohbetimiz oldu. Danimarka’nın genel siyasi atmosferi, Türklerin durumu hakkında anlattıklarımın bir kısmını cebinden çıkardığı not defterine kaydetti.

Göreve başladıktan sonra sık sık görüştük. Dışişlerinin kıdemli büyükelçilerindendi. Meslekte 40 yılı devirmek üzereydi. Kopenhag son görev yeri olacaktı. Dönüş artık emeklilikti. Danimarka’ya bekar gelmişti. Eşinden ayrılmıştı. Bir kızı vardı. Danimarka’da görevi sırasında evlenecek, tek geldiği Kopenhag’dan evli dönecekti.

17/25 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrası Zaman mensuplarına karşı mesafeli davranma süreci başlamıştı. İlk yıllarda pek hissedilmese de ilerleyen yıllarda özellikle 2015’ten itibaren Zaman muhabirlilerine büyükelçiler akreditasyon uygulamaya başladı. Büyükelçilerin programına davet edilmiyor, elçilikteki resepsiyonlarda adları davetliler listesinden çıkarılıyordu. Avrupa’da tek istisnası Kopenhag oldu. Büyükelçi Dönmez, parti değil devletin temsilcisi olduğunun bilinciyle hareket etti. Resmi ve soğuk değil, bir dost ve arkadaş gibi davrandı.

Haftalık yayınımız Zaman İskandinavya ve aylık Bahar gazetesinden çok istifade ettiğini söylerdi. Zaman zaman gazetede çıkan haber-analiz ve yorumlar üzerine telefonla arar, detaylı konuşurduk. Karikatür Krizi’yle ilgili bazı detayları anlattığımda, “Bunları bilmiyordum, çok iyi oldu. Hatta bu detayları Türkiye’de bilen de fazla yoktur,” diyecek kadar samimiydi.

Meşum 15 Temmuz sonrası münasebetimiz oldukça seyrekleşti. Mecburen bizi akreditasyon listesine aldı. Rüzgâra göre yön değiştirmeyen ortak dostlar aracılığıyla selam göndermeyi ihmal etmedi. Selamını alıp, selam gönderdim. Sıkıntı olmasın diye telefonla bile nadir görüştük. Mart 2017’de görev süresi dolup Türkiye’ye dönerken, veda için telefon ettiğimde cevap vermeyince şaşırdım. Akşam saatleriydi. Kısa süre sonra dönüş yaptı. Her zamanki kibarlığıyla, “Kusura bakma misafirlerim vardı cevap veremedim,” deyip uzunca bir görüşme yaptık. Yaşananlardan üzüntü duyduğunu ifade etti. “Arkadaşlara selam söyle, hakkınızı helal edin,” dedikten sonra ilave etti: “Görevim sırasında yayınlarınızdan çok istifade ettim. Canını sıkma bugünler geçer. Umarım en kısa zamanda görüşürüz.”

Gittikten sonra da zaman zaman mesajlaştık. Vefat haberini duyunca anılar gözümde canlandı. Bir dostu ani kaybetmenin hüznünü yaşadım. Kendini büyükelçiliğin dört duvarı arasına hapsetmedi. En önemlisi partiyi değil devleti temsil etti. Samimi, içten ve dost canlısı davranışlarıyla geride güzel anılar bıraktı. Allah rahmetiyle muamele etsin. Hakkım helal olsun.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin