Bu gurur AKP’nin!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Anadolu’nun herhangi bir köşesindeki bir cezaevi… İki memur son birkaç senedir değişen durumdan şikâyet etmektedir. Bunlardan birisi kütüphane görevlisi, diğeri ise imam…

Şikayet konusuna gelmeden önce yaklaşık dört yıl önceki şu haberi okuyalım hele:

“Diyanet İşleri Başkanlığı, Adalet Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü manevi rehberlik hizmetleriyle cezaevlerinin ‘’bir okul ve mescide’’ dönüştürüldüğünü bildirdi.” Haberi veren mevkutenin (Birgün) tıynet/üslup ilişkisini “es” geçersek haberin özü şu: “AKP’nin tüm topluma yönelik dinselleştirme politikalarından cezaevleri de nasibini alıyor. 545 psikoloğun görev yaptığı cezaevlerinde 680 din görevlisi ile yürütülen bu uygulama AKP hükümetinin tercihlerini bir kez daha ortaya koydu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Adalet Bakanlığı ile yürüttüğü ortak proje ile cezaevlerinin ‘’bir okul ve mescide’’ dönüştürüldüğü bildirildi.”

İşte şikayetçi olanlardan biri, diyanetin yolladığı din görevlisi. Diyor ki, “kardeşim birkaç senedir yoğunluktan perişan olduk. Sanki cezaevi değil de bir din merkezi oldu burası. Herkes mescide çıkmak istiyor. Gece namazları, oruç için sahur yemeği talepleri… Ne rahatımız kaldı, ne tatilimiz!”

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

AKP, cezaevindekileri dindarlaştıramayınca, dindarları cezaevine atarak bu sorunu çözmüş gibi görünüyor.

Diğer şikayetçi personel ise kütüphane müdürü. O da, daha düne kadar rahatı, keyfi yerindeyken gündü yüzlerce kitap talebi almanın hayatını zehir ettiğinden şikayetçi.

“Kardeşim” diyor, “Burası cezaevi şehir kütüphanesi değil ki! Talepleri bitmiyor. Çoğu da sakıncalı kitaplar talep ediyor!”

“Terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından 14 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan BDPli, Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinden Mezopotamya Ajansına (MA) gönderdiği mektupta kitap meselesini şöyle anlatıyor:

“Cezaevi Gözlem Kurulu, dışarıdan kargo ile gönderilen ya da ziyaretçilerimizin yatırdığı hiçbir kitap ve dergiyi (süreli-süresiz) artık vermeme kararı aldı. Bu karar bize tebliğ edildi. İnfaz Hakimliği’ne itiraz ettim, bakalım ne zaman karar verecek. Bu durumda sadece ücretini cezaevi emanet para hesabında bulunan paramızdan ödemek koşuluyla, cezaevi idaresi aracılığıyla kitap-dergi alabileceğiz..” Bu konuda yargı yollarına başvurduklarını aktaran Kışanak, insan hakları kuruluşlarına duyarlılık çağrısında bulunduklarını da hatırlatarak şunları ifade ediyor:

“Kitap yasağı felaket bir durum. ‘Kitabı ancak paran varsa alabilirsin’ diyen bir karar. Kitap bir ticari mal değildir, tüketim ürünü değildir. Kitap zenginlerin alıp, süs olsun diye bir kenara bırakacağı bir eşya değildir. Aynı kitap elden ele binlerce kişi tarafından okunabilir. ‘Parası olmayan kitap okumasın’ demek nasıl bir mantığın ürünü, gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. Tüm bunları idarenin istediğimiz kitapları alacağını varsayarak, yazıyorum. İşin birde bu yanı var. ‘İstediğin kitabı bulamadım’ diyerek, parasını verdiğin istediğin kitapları okumamızı engellemeleri işten değil.”

Amerikan Kütüphane Birliği ve Uluslararası Af Örgütü’nün teşvikiyle 1982 yılından bu yana 22-28 Eylül haftası Yasaklı Kitaplar Haftası (Banned Books Week) adıyla yasaklanmış kitaplara dikkat çeken ve okuma özgürlüğünü vurgulayan bir kampanya yapıyor..

Kısa bir ara verip Meclis’e uzanalım…

MHP Konya Milletvekili Esin Kara’nın soru önergesini cevaplayan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 15 Temmuz 2016 sonrası okullardaki ve kütüphanelerdeki Hizmet Hareketi bağlantılı yayınlara ne yaptıklarını anlattı. Selçuk, “301 bin 878 adet kitap imha edilmiştir” dedi.

300 binden fazla kitap yakılmış/imha edilmiş.

Nazi döneminde Almanya’da imha edilen kitap sayısının 20 bin olduğu düşünülürse AKP rejiminin durumu daha net ortaya çıkıyor.

2000-2004 tarihleri arasında Türkiye’de toplam 204 kitap hakkında toplatma kararı uygulanırken, sadece 2016 yılında bu rakamın binlerceyi aştığı biliniyor.

Hapishanelerdeki durum ise daha fecaat.

Cezaevlerinden sık sık koğuşlarda kitap sınırlaması uygulandığı yönünde haberler gelmesi üzerine CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuyu Meclis gündemine taşımıştı.

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, koğuşlarda kitap sayısında sınırlama olup olmadığını ve sınırlama getirilen kitap sayısının kaç olduğunu soruyor. “Tanrıkulu’nun soru önergesine cevap veren Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, süreli ve süresiz yayınlarla ilgili kuralları düzenleyen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 62. Maddesini hatırlatıp Meclis kayıtlarına geçen, akla ziyan şu gerekçeyi ifade ediyor: “özellikle mevcudu kalabalık ceza infaz kurumlarında, aramalar sırasında yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçilebilmesi, odalardaki düzensizliğin önlenmesi, bulundurulması yasak eşyaların ve örgütsel dokümanların saklanabilmesinin ve oda yakma olaylarında kitap ve dokümanların kullanılarak yangının daha tehlikeli hale getirilmesinin önlenebilmesi gibi amaçlarla, Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesinin 30. maddesinde yer alan ‘Verilecek yayın sayısı, kütüphane ve kitaplık hizmetlerini aksatmayacak, oda veya koğuş düzenini bozmayacak şekilde, oda veya koğuştaki hükümlü ve tutuklu mevcudu ile kütüphane veya kitaplıkta bulunan yayın sayısı dikkate alınarak eğitim kurulu kararıyla belirlenir’ hükmü uyarınca Eğitim Kurulu Başkanlığınca alınan kararla, verilecek kitap sayısında sınırlamaya gidilebilmektedir.”

Cebinde kibrit olan herkesi evleri yakma ihtimali var diye tutuklamak gibi bir tuhaflıktan başka bir şey değil bu gerekçe!

Şu haber daha çok taze:

Ankara’da 14 Şubat’ta yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 10 kişinin emniyet sorgusunda HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın son kitabı Leylan suç unsuru sayıldı.

Biraz daha geri saralım filmi.

Adalet Bakanı, bugünlerde kendi partisi tarafından pek hazzedilmeyen ve parti içi çeteler tarafından imkan olsa bir kaşık suda boğulacak olan Sadullah Ergin. Ergin’e, cezaevinde kaç adet kitabın bulunduğu, yasaklı kitap listesini soruyor siyasiler. Onun da cevabı halef ve seleflerinden pek farklı değil:

“ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin yararlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bilgisayar sınıfları bulunmaktadır. Ancak bu amaçla tahsis edilen bilgisayar ve daktilo sayısıyla ilgili olarak Bakanlığımızda kayıtlı istatistik veri bulunmamaktadır. Hükümlü ve tutuklulara posta yoluyla gelen veya ziyaretçileri tarafından getirilen ya da sevkle gelen, onların refakatinde getirdiği süreli ve süresiz yayınlar denetime tâbi tutulmaktadır. İçeriğinde yasa dışı örgütleri ve bu örgütlerin yasa dışı davranış ya da eylemleriyle bu tür eylemlere katılanları övücü veya hükümlüyü suça teşvik edici ve kurum görevlilerini hedef gösterir tarzda ibareler içeren, örgütsel haberleşme niteliği taşıyan, topluma yeniden kazandırma çalışmalarını olumsuz etkileyen, örgütsel dayanışmayı artırıcı ve ceza infaz kurumu ile görevlileri hakkında yalan yanlış bilgi içeren, tehdit ve hakaret ihtiva eden, dolayısıyla kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren süreli ve süresiz yayınlar hakkında ceza infaz kurumu eğitim kurulu kararıyla kısıtlama getirilebilmektedir. “

Eski bakan lafa dünya turu attırıyor ama özünde son bakan Gül’ün gerekçesinden milim farkı yok durumun.

Bir önceki Bakan Bekir Bozdağ ise Hitler misyonuna daha yakın duruyor. Bozdağ döneminde yapılan yönetmelik değişimiyle, koğuşlarda bulundurulabilecek kitap sayısı 5 ile sınırlandırılıyor!

Adalet Bakanı Gül, önceki gün bir istatistiki gururla açıkladı.

Gül, Adalet Bakanlığının, ceza infaz kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerin geçen yıl kurum kütüphanelerinde toplam 1 milyon 102 bin kitap okuduğunu açıkladı. Ayrıca tutuklu ve hükümlülerin talepleri doğrultusunda halk kütüphanelerinden istedikleri 159 bin 600 kitaba ulaşması sağlandığını ifade etti.

AKP ve liderinin kitap/yazar düşmanlığı, rejimin kendileri gibi düşünmeyen yayınlardan, yazar ve çizerlerden ne denli nefret ettiğini anlamak için kapatılan, çökülen basın kurumlarına, yayın organlarına, kapatılan internet sitelerine ve hapsedilen yazar/çizerlere bakmak yeterli.

Şu anda Türkiye’de hapishanelerde tutulan yazar/çizer sayısı tüm dünya cezaevlerindekinin toplamından çok fazla.

Yazarını tutuklayıp, yayınevini kapatmakla yetinmeyip, hapse attıkları insanların kitaba ulaşmaması için ellerinden geleni ardına koymayan bir yönetime rağmen hapishanelerde bulunan her kişi yılda en az 5 kitap okumuş.

2019 rakamlarına göre, Dünyada en fazla kitap okuyan ülkelerin başında, yüzde 21 ile Fransa ve İngiltere bulunuyor. Türkiye ise yüzde 0,1’lik kitap okuma oranıyla 86’ncı sırada yer alıyor.

Türkiye’de 1 kitap başına 12 bin 89 kişi düşerken, Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı 25, Fransa‘da ise 7…

Sadece bu açıdan bakıldığında bile, Türkiye’deki cezaevlerinin artık dışarıdan çok daha eğitimli ve entelektüel olduğunu söylemek mümkün.

Dünyada kitap istatistiği tutanlar, Türkiye’ye geldiklerinde sokakta değil de cezaevlerinde istatistik yaparlarsa dünya birincisi olacağımızdan eminim.

Eh bu başarı da şüphesiz Saray ve AKP’nin, bu gurur siyasal İslam’ın…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin