Bölünmez bütünlük meselesi

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Her ne kadar acımasız ve ceberut bir rejimle karşı karşıya da olsa, Türkiye toplumunun artık “bölünmez bir bütünlük” içinde olduğunu söylemek zordur. Belki de modern zamanlardan itibaren mevcut olan dual yapı toplumda bir kutuplaşmaya yol açmıştı – evet doğrudur. Modernite yanlıları ve karşıtları arasındaki cepheleşmeye daha önceki yazılarımda defalarca dikkat çektim. Bu cepheleşme ve kısmen latent çatışmada modernleştirmeci dinamikler modernleşme şüphecisi muhafazakârları mağlup etti. Son 250 yıldır durağanlaşamayan Türkiye toplumunda en ciddi kırılma, hatta yarılma zafiyeti buydu.

İttihatçılar ve Kemalistler modernleşmeci programlarını dayatarak, devrimci yollarla istedikleri toplum mühendisliğini topluma dayattılar. Bazıları ben bunu yazınca benim toptancı bir yaklaşımla modernleşme programlarına karşı pozisyon aldığımı zannediyor. Oysa tarihsel olaylara siyah-beyaz ayrımıyla yaklaşmak olanaklı değil. Elbette modernleşmecilerin projelerinde çok gerekli olan unsurlar vardı. Fakat tartışma bu değil. Esas konumuz, bu projelerin toplum bütünlüğüne nasıl etkide bulunduğudur.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Bugün Türkiye’de ciddi bir santrifüj etkisi söz konusudur. Giderek bölünüyor Türkiye. Toplumu bir arada tutan yapıştırıcı etkisini yitiriyor. Çok tehlikeli bir durumdur bu. Bu tür toplumlar, iç savaş tehlikesiyle karşılaşırlar. Bugünkü Türkiye toplumu fırtına öncesi sessizliği yaşıyor. Katı bir rejimin despotizmi ve hukuksuzluğu, kaynayan ve iç basıncı artan düdüklü tencerenin kapağını sımsıkı yerinde tutmaya çalışıyor. Oysa iç basınç günden güne artmakta.

Sert rejimler, emniyet vanalarını kapayarak içerideki kaynamanın taşmaya yol açmamasına yoğunlaşırlar ve iç basıncın tehlikeli artışını genelde ihmal ederler. Komünist Romanya’da veya Kaddafi Libya’sında durum böyleydi. Nispeten daha yumuşakları Saddam Irak’ında ve Mübarek Mısır’ında yaşandı. Hitler Almanya’sı ve Mussolini İtalya’sı ise iç dinamiklerden ziyade dış dinamiklerin vuruşu ile darmadağın oldular. Bu örneklerin her biri sert rejimlerin kırılganlıklarını göstermeleri bakımından oldukça eğiticidir. Türkiye yumuşak bir veto rejiminden demokrasiye geçerken, bir anda alabora olup adeta bir tür ara rejime sert düşüş yaptı.

Vesayet sisteminin veto rejiminde derin devlet, perde arkasından güvenlikleştirdiği memleketi idare etmekte zorluk çekmiyordu. Ancak bu sistem 28 Şubat aşırılığında bulununca yoğun bir tepki aldı ve 1999 AB süreciyle beraber, Ecevit döneminde başlatılan reformlar, 2002 AKP devriyle beraber ivme kazandı, Türkiye liberal demokrasiye geçti. Fakat bu demokrasiyi kurumsallaştırmada başarısız oldu. Tasfiye edilen derin devletin yerine işlevsel bir hukuk devleti kültürünü ve geleneğini geçiremedi. Aç İslamcı kadronun yolsuzlukları, 17 Aralık 2013 hadisesi, liberal demokrasi ivmesini durdurdu. Gezi Parkı yeni rejime retoriksel malzeme sağladı ve takibat politikalarını kolaylaştırdı. Dahası seçmenini radikalize ederek AB reformunun izlerini sildi.

15 Temmuz 2016 sonrasında ise rejim kurumsallaştı, fiili anayasasız yarı otoriter sert rejime geçildi. 1999-2013 arasında yaratılan ventilasyon olanakları, Kürtleri, İslami kesimi, Alevileri, diğer etnik grupları sistem dışı daha marjinal unsurları sisteme entegre ediyordu. Sistem iç basıncı en aza indirgenmişti. 2013-2016 döneminde basınç giderek arttı, bunu dizginleyecek sertleşme gerçekleşti. Rejim konsolide oldukça, kazandığı mevzileri kaybetmemek adına daha da ceberutlaştı.

İşte bugün bu rejimle başbaşadır Türkiye toplumu. Bu toplumda her ne kadar rejimi karşısına almaktan korksa da, büyük çoğunluk büyük bir memnuniyetsizlik içindedir. Fakat sanmayın ki bu memnuniyetsizlik insanları birleştirici bir olumlu etkide bulunuyor. Bilakis, rejimi sorgulamadan, tüm memnuniyetsiz kesimler devleti ele geçirme üzerinden kendilerini kurtarma, diğerlerini ise ötekileştirerek sistem dışına itme gayreti içindeler veya hülyasındalar. Ya da eğer devleti kontrol etme güçleri yoksa, bunu yapabilecekleri ortaklıklar arıyorlar.

Kürtler ve Türklerin ortak yaşam iradeleri ne durumda, hiç düşündünüz mü? Ya Aleviler ve Sünniler arası ilişkiler? Dindarlar ve laikler? Kentliler ve kırsal kesim? Kentlerdeki sayıca azalan ama ekonomik yönden halen güçlü olan kentsoyluların arabesk gecekondu mahallelerinin başat konumu karşısındaki hisleri? İç bölgeler ve kıyı bölgelerin siyasal kültürlerindeki farklar? Eğitimliler ve eğitimsizler ayrımı? İşte kaynayan düdüklü tencerenin içinde bunlar ve birçok diğer çatışma potansiyeli var.

Bugün Türkiye toplumunu bir arada tutan nedir? Hayır, kolayına kaçmadan, hemen devlet demeyin. Ya da ekonomik menfaatler! Değerlerden söz ediyorum. Ortak yaşama istencinden, bir arada var olma iradesinden bahsediyorum. Türkiye toplumunun huzurlu ve mutlu yaşamasını sağlayan, onları ortak bir platformda bir arada tutan değerler nedir? Türkiye toplumunun birbirlerinden farklı sosyo-ekonomik, etnik, kültürel, dini, mezhepsel vs. gruplarını birbirine yapıştıran yapıştırıcının ne olduğunu soruyorum.

Ortak gelecek vizyonu nedir? Bana 2013 veya 2053, ya da 2071 vizyonlarından bahsetmeyin ama. Çünkü bunların bir toplumsal karşılığı olduğu kanısında değilim. Örneğin bir Kürde 2023 veya 2053 vizyonu hiçbir şey sunmuyor. Örneğin bir Alevi için 2071 vizyonu bir anlam ifade etmiyor. Ortak gelecek büyük Türkiye’den değil, entegre, müreffeh ve huzurlu bir Türkiye’den geçiyor. Adalet mekanizmalarının işlediği, eğitimli, donanımlı, iş sahibi, mutlu insanlar bir arada yaşamak ister. Fakir, kavgalı, ötekileştirilen ve ötekileştiren, aşırılaştırılan toplumlar, bir arada varoluş özelliklerini kaybeder. Parçalara ayrılır, merkezkaç etkisinde savrulmaya başlar. Bugün Türkiye’nin sorunu budur. Türkiye toplumunu bir arada tutan bir değer yok.

Bu rejim mevcut duruma çözüm bulamaz. Merkeziyetçi, nasyonalist, İslamcı, yolsuz, şeffaflıktan uzak, adalet üretemeyen, despotik bir devlet ancak parçalanmayı geciktirir. Fakat onu tedavi edemez. Tedavi için adem-i merkeziyetçi, etnisiteye veya ırka dayanmayan coğrafi aidiyet üzerinden birleştirici, seküler, şeffaf, adil ve müreffeh bir hukuk devleti kurulması gerekiyor. Evet, yeni bir ülkeden bahsediyorum. Herkesin kendinden birşeyler bulabileceği, farklılıklara saygılı, ama asgari müşterekler üreten ve onları korumaya canla başla gayret eden bir ülke!

Ülke bütünlüğünü kaybetti. Bu ülkeyi belki de tarihte ilk kez sımsıkı birleştirmek için, ortak değerler üretilmesi gerekiyor. Varsıllık, hukuk, insan hakları, eşitlik ve özgürlükte birleşmek gerekiyor. Kavgayı bırakmak gerekiyor. Taviz vermek ve uzlaşıda bulunmak gerekiyor. Gölgelerin üzerinden atlamak, empati yapmak, en çok da değişmek, değişebilmeyi başarmak gerekiyor. Tekrar bir halk olmayı istemek gerekiyor.

Bunu devlet yapamaz.

Bunu ancak siz yapabilirsiniz. Kendinizden ve en yakın çevrenizden başlamaya var mısınız?

6 YORUMLAR

  1. Evet birileri ( devlete sızmıs ve haksız menfaatini isletmek ve kaybetmemek icin yıkım rejimini işleten birileri ) yıkıyor , birileri yapmaya insa etmeye calisiyor. İcinde eskiden bazı curuk insanları barındırsada hizmet insa edicilerden olusuyordu , 15 temmuz ıslah edicileri yok etme , yapılanları yıkma girisimiydi, Insallah insanları insanı kamile, toplulugu ise curuklerden ayıklanmaya yarayacak bu hadiseler . Yasadıgımız durumun ozeti yazarın bahsettigi bu sey. Kuran buna ıslahat hareketi, islah ediciler tanımıyla tanımlıyor, Peygamberler aslında bu isi yapmışlar ( Ibrahim tek basına bir millet idi ) . Bu yazıda buyuk resim tanımlanmış.Tesekkurler Mehmet Bey.

  2. Said Nursi alaycı karikatürünü çizen karikatüristle karşılaşmış bir kere, adama hürmet etmiş, iyi muamele göstermiş. Neredeyse teşekkür edecekmiş. Belki de etmiştir…
    Muhammed de karikatürünü çizen birine aynısını yapardı. İmam Ali’nin dediği gibi; bu dünyada ne kadar aşağılanırsak Rabbimizin indinde makamımız yükselir.
    Said bu yüzden teşekkür etmek istemiştir karikatüriste…
    Bu karikatür karşısında öfkelenen, kin besleyen, nefret eden herkes putperest. Onların inandığı muhammet, Muhammed değil. Bir put sadece! Herhangi bir put gibi…

  3. Osmanlı insanları birarada yaşamaya nasıl bir formül uygulayarak başardı bilemiyorum ancak bizi hala birlikte tutan osmanlıdır. Bu düşünce nesilden nesile aktarıldı. Şu anda Türkleri bir arada tutanlar, bu batılı bir değer olmasa da, toplumu bir arada tutmak için bu osmanlı değerlerini kullanıyor. Yani çıkarların örtüşmesinden dolayı dini değerler yaşatılıyor. Aslında osmanlının uyguladığı sistem, ‘canlılar birbiriyle savaşmaz yardımlaşır’ düşüncesidir. Batı sisteminde ise ‘canlılar var olmak için savaşırlar’ düşüncesi hakimdir. Şimdi siz Ermeni, Türk, Rum, Kürt, Alevi, Sünniyi bir arada yaşatan osmanlı yerine geçerseniz, ‘hayatta kalmak için savaşmak lazım’ düşüncesi ile o toplumu paramparça edersiniz. Laiklik eksenindeki kavga farklı. Yukarıda saydıklarımız din, mezhep, ırk farklılıklarıydı. Laiklik bir uygumadır ve uygulayıcının keyfine bağlıdır. Devleti ilgilendiren bir durum olduğu için fazla müdahale devleti sorgulatır hale getirir. Osmanlı kimseye din, mezhep dayatmasında bulunmadığından, ‘sen alevi olduğun için şunu yapamazsın’, ‘sen kürt olduğun için içeri giremezsin’ diye ters uygulamaları yoktur. İnandığı şekilde giyinen bir yahudi ile inandığı şekilde giyinemeyen bir müslüman arasında epeyce fark var. Bunlardan hangisi laiklik oluyor. Yani laiklikte yine ‘canlılar arasında savaş’ olduğunu düşünenlerin ‘inandığı şekilde giyinemeyen bir müslüman’ ın kıyafeti ile savasması ile ‘canlılar arasında yardımlaşma var’ düşüncesindeki insanların ‘inandığı şekilde giyinebilen yahudi’ arasında ciddi fark vardır.

  4. Hocam bir reçete sunuyorsunuz. Sağolun. Ama bu nasıl olacak. Varsayalım ki hizmet hareketi mensupları yapılanları sineye cekti ve affetti…
    1. Bireysel haklarını isteyenler olmayacak mı tabii ki olacak
    2. Türkiye toplumu sadece hixmet hareketi mensuplarından oluşmuyor. Aleviler, kürtler vb sizin ifadenizle “tekrar halk olmayı istemezlerse” ne olacak
    3. Mevcut yapıdan beslenenler menfaatlerini bırakmak istemeyebilirler…
    4. Zulme maruz kalmış hizmet hareketi mensubu, alevi , kürtler vb leri bir travma yaşadı/yaşıyor. Nasıl olacsk da sağlıklı düşünecekler…
    Tekrar halk olmanın kanaatımca çooook engelleri var. Allah inayet ede derim

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin