Bizde bunlardan çok var!

KONUK YAZAR | SAİD EMRE ERENOL

Adamın biri omzunda papağanıyla eczaneye girer. Papağan eczacıya selam verir ve “Alınacak bir kaç ilacımız var” der. Sonra adamın omzunu gagalayarak “Çıkar reçeteyi, eczacı beye ver” der. Eczacı şaşkın bakışlarla adamın uzattığı reçeteyi alır. İlaçları hazırlar, poşete koyar ve adama uzatır. Papağan, “Borcumuz ne kadar?” diye sorar. Eczacı miktarı söyleyince, papağan adama bir gaga daha atar ve “Eczacı beye parayı öde!” der. Adam cebinden parayı çıkarıp eczacıya uzatır. Eczacı paranın üstünü öder. Papağan “Hayırlı işler” der ve adama “Haydi gidelim!” diyerek bir gaga daha atar. Ayrılırlarken eczacı şaşkın bakışlarla arkalarından adama sorar; “Ne kadar akıllı bir yaratık bu! Nerden buldunuz bunu?” Soruya papağan cevap verir; “Bunu mu? Bunlardan bizim memlekette çok var!

Hatırlanacağı gibi, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini, seçimden 37 gün sonra 4 red oyuna karşı 7 oyla iptal etmişti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise seçimin iptali yönünde oy kullanan yedi YSK üyesi hakim için “Yedi Çete Üyesi” ifadesini kullanmıştı.

Geçen hafta da Anayasa Mahkemesi, Gazeteci Deniz Yücel hakkında ihlal kararı verdi ve Yücel’e 25.000 TL tazminat ödenmesine hükmetti. Bağımsız yargımızın(!) sertacı Anayasa Mahkemesi, kendi üyeleri kanunlara aykırı şekilde derdest edilirken sessizdi. Sahibine şirin görünmek isterken Yücel’in uğradığı mağduriyetlerin bin katına maruz kalmış insanların haklarına duyarsız kalan yüksek mahkeme, özellikle  uluslararası çevrelerden gelen eleştirilerin ezikliğini bir nebze olsun giderebilmek için bir iki göstermelik karara imza attı. Almanya’nın en üst perdeden sahip çıktığı bir gazetecinin hakkını koruma rolüne soyundu. Ama onlara en güzel cevabı karar sonrası yine Deniz Yücel verdi;

“Daha dün Cumhuriyet davasında gazetecilik açısından vahim kararlar alan AYM’nin şimdi tam tersine bir karar alması ilginçtir….. İktidar medyasının alçaklığı bir kere daha gözler önüne serildi….

Rehin alınmama katkıda bulunan herkes -suç örgütü elebaşı Erdoğan ve bakan, hâkim, savcı vs. sıfatındaki diğer çete mensuplarına kadar- hukuk karşısında hesap verene kadar bu dava bitmeyecektir.”  (Deniz Yücel@Besser_Deniz, 28 Haziran 2019)

Ve nihayet, aradan 12 yıl geçtikten sonra Ergenekon sanıkları beraat ettirildi. Tam bağımsız yargı tarafından beraat ettirilselerdi diyecek bir şey yoktu. “2019 Hukukun Üstünlüğü Endeksi”nde (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47415566), 126 ülke arasında 109. sırada bulunan Türk Yargısının bu kararı, tam anlamıyla “Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar” durumu. Hapishaneyi basıp “Dalton Kardeşleri” kurtarma operasyonu gibi. Kurtaran da çete üyesi, kurtarılan da.

17 Aralık 2013’ten sonra, yolsuzluk soruşturmalarını yürüten savcı ve polisler dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından derhal görevden alınmış, bir müddet sonra da hapse atılmıştı. Savcı ve polislerin yargılanmasıyla ilgili süreçte “Sulh Ceza Hakimlikleri” ihdas edilmiş ve bizzat Erdoğan tarafından bu mahkemeler için “Süreci Yürütecek Proje Mahkemeler” tabiri kullanılmıştı. Özellikle 15 Temmuz 2016 kurgu darbe girişiminden sonra beşyüz bin kişi “terörist” suçlamasıyla soruşturmalara tabi tutuldu. Yaklaşık yüz bin kişi tutuklandı, yüz elli bin kişi idari kararlarla işinden sorgusuz sualsiz atıldı. Adli ve idari mahkemelerle birlikte AYM’ye başvuran yüzbinlerce insanın hakkı, hukuku ve umudu kendisine hakim ya da savcı denilen kişiler tarafından yerle bir edildi.

Hukuksuz ve mesnetsiz suçlamalarla adli soruşturmalara muhatap olan beşyüz bin insan hakkında yakalama, tutuklama, mala el koyma, tutukluluğa devam, hasta ve bebekli olanları tahliye etmeme kararı veren yüzlerce hakim, birbiriyle çelişkili kararlar veren AYM üyeleri, şimdi de onlarca cinayeti, tonlarca mühimmatı yok sayıp Ergenekon’a beraat kararı veren hakimler, sizce aynı çetenin elemanları olabilir mi? Hukuki mağduriyet doğmasına sebep olan diğer kamu görevlileri ya da zulme katkısı bulunanlar hangi çetenin üyesidir diye sormak gerekmez mi?

Eğer, para kasalarında ve çikolata kutularında ele geçirilen parayı cemaatçi polislerin oraya koyduğuna inanıyor, daha sonra o paraların yasal faiziyle birlikte rüşveti veren hayırsever(!)  işadamına mahkeme kararıyla iade edildiği gerçeği karşısında hala aynı inancı sürdürüyorsanız, bu yazının muhatabı siz değilsiniz; yeşil dişlerinizi fırçalayın, yerli üretim otomobilinizle, kullanmasanız bile parasını ödediğiniz yol ve köprülerden geçerek havaalanına ulaşın. Oradan da yerli ve milli uçağınızla Emevi Camiine namaz kılmaya gidin. Oradan da Türk vatandaşlarına vize uygulamasını kaldıran Avrupa Birliği ülkelerine uğrayın. Mesela Hollanda’da gemi ile bir deniz turu yapın, tura harcayacağınız para dolaylı olarak Türkiye bütçesine girecektir. Dönüşte Romanya’dan inek, Bulgaristan’dan saman siparişi vererek gelin ki, zavallı Türk çiftçisi “Anasını da alarak” gidip oralarda uğraşmak zorunda kalmasın.

Yok eğer, 17/25 Aralık’ta polislerin  ve savcıların görevlerini yaptıklarına inanıyorsanız, o polislerin, savcıların ve hakimlerin neden hala cezaevinde olduklarını, hatta eş ve çocuklarının dahi hapise atıldığını sorgulamıyor ve ses çıkarmıyor sunuz?

“KHK Mağdurları” ve “Teröristler(!)” yıllardır feryatlarını duyuramıyorlar;

 

  • Bu hakim ve savcılar, yakalama, tutuklama vs kararları kendi iradeleriyle vermiyorlar,
  • Bu hakim ve savcılar, siyasi iradenin emri ve talimatıyla hareket ediyorlar,
  • Bu hakim ve savcılar, alenen hukuka ve kanuna aykırı işlem yapıyorlar,
  • Bu hakim ve savcılar, görevlerini kötüye kullanıyorlar,
  • Bu hakim ve savcılar, korku, şantaj ve menfaat çerçevesinde hareket ediyorlar,
  • Bu hakim ve savcılar, kısaca suç işliyorlar, birer suç makinesine dönmüşler.

 

Günah işleme özgürlüğü hakkını kullanırken suçüsütü yakalananların, Harun gibi gelip, Karun gibi olanların, bir torba kömür ve bir kaç paket makarna için ümmetin liderine secde edenlerin halini bir nebze olsun anlamak mümkün. Ancak, sözüm ona muhalif çevrelerin, böylesine kirlenmiş bir güruhun söylemlerini taklit etmesi ve onlarla aynı merada otlaması anlaşılır bir şey değildir.

Sevgilisini öldürüp bavula koyan katil, “Beni FETÖ”cüler mahkum etti, suçsuzum!” derken, otobüste bayan yolcunun üzerine şehvetini boşaltan personelini korumaya çalışan firma sahibi, “Bu haber FETÖ’cülerin firmam hakkındaki kara bir propagandasıdır!” derken sustunuz. Yediyüz küsür çocuğun annesiyle birlikte cezaevlerinde oluşu karşısında üç maymunu oynadınız.  Bebeğinden ayrıldığı için cezaevinde sütünü lavaboya sağmak zorunda kalan annenin feryadı karşısında sus-pus oldunuz. İşkenceyle öldürülen, ancak kalp krizi geçirerek öldüğü söylenen kişilerin hikayesini duymazlıktan geldiniz. Ülkesinde “Sivil Ölüm”e mahkum edilmiş, bu yüzden yolunu dilini bilmediği diyarlara göç ederken Ege’nin ya da Meriç Nehrinin sularında hayatını kaybeden kadınları, çocukları görmediniz, görmek istemediniz. Siyah transporter’lar ile kaçırılan, zorla kaybedilen insanların ailelerinin feryadını duymadınız, duymuyorsunuz. Son beş-altı yılda binlerce zulmü, ölümü, işkenceyi görmediniz, görmüyorsunuz. Kısaca; Milyonlarca mağdurun yıllardır süren farklı boyut ve formattaki acılarını hissetmediniz.

Talimatla, makam, haset, intikam, koltuk kaygısıyla bu zulümlere yasal kılıf giydiren hakim ve savcıları da görmediniz, görmezden geldiniz. Peki, milyonların mağduriyetine sebep olan hakim, savcı ve diğer kamu görevlilerinin sayısı sizce kaçtır?

Gelinen son noktada gördük ki sayıları hiç de az değilmiş. Hikayedeki papağanın diliyle söyleyelim; “Bizim memlekette bunlardan çok var!”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin