Bir meslek olarak kâhinlik! | Melâhim Çağı! (9)

Melâhim Çağı! (9)

Çıkan kısmın özeti: Kıyametten önce yaşanacak olan büyük felaketleri ele almaya çalıştığımız bu yazıda, fitne ve belaların tarihsel perspektifinden etimolojisine kadar pek çok hususa ayrıntılı bakma imkanımız oldu. Fiten Edebiyatının kökenlerine uzanıp İslam öncesi dönemlerde bulunan dip koçanını aradık. Nihayetinde 20. Asırda Said Nursi ve eserleri çerçevesinde meselenin İslam perspektifiyle değerlendirmesine de baktık. Peki dindar olmayan kısım, yani kahinleri bu meselenin neresine koyabiliriz?

Her şeye rağmen bu yazı serisini okumaya devam eden dostlara şunu söyleyeyim, işin en eğlenceli kısmı başlıyor..

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Fahri Kainat (ASM) tüm insanlığa (akıl ve kalp sahiplerine) vazifesi gereği yalnızca Allah’ın ayetlerini, vicdanları muhatap alarak iletiyordu. Bundan rahatsız olan Kureyş uluları ise bu sözlerin etkisini kırabilmek adına ta en başından beri ona “kâhin, sâhir, arrâ” gibi isimler takarak onlarda tabiatüstü güçlerin mevcut olduğuna inanıyor ve inandırmak istiyorlardı.

Oysa sadece peygamberdi muhatapları… Kendisinin sadece peygamber olduğunu ve Allah katından bilgiler getirdiğini söyleyen Hz. Muhammed’e (SAV) de bu şekilde güçler kavramların gereğini yapmasını talep ederek haksız duruma düşürmekti. Örneğin bir dağı altın kütlesi haline getirmesi (Müsned, I, 242, 258), gökten melekler indirmesi ve onlarla konuştuğunu kendilerine göstermesi… (En‘âm 6/8) gibi talepleri oluyordu. En’am Suresi 50. Ayeti ile bu iddiaların önünü bizzat Allah (CC) verecekti:

“De ki: “Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.” De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” (En’am-50) Hemen birkaç ayet sonra bu gerçek pekiştiriliyordu: “Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları ancak O bilir.” (En’am, 59)

Şu ayet de meselemizin anlaşılmasını kolaylaştırıcı mahiyettedir:

“Onların işlediklerini de ve işleyeceklerini de bilir, onlar ise O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.” (Bakara – 255)

Bu meselede delil mahiyetinde oldukça fazla ayet vardır:

“De ki: “Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, inanan bir topluluk için, uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamberden başkası değilim” (Araf – 188)

“Ya Muhammed, Yusuf’un kıssası ile ilgili olarak) Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman sen yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.” (Yusuf- 102-103)

“Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.”(Âl-i İmran – 44)

“Allah size gaybı bildirmez; fakat rasüllerinden dilediğini seçip onlara gaybı bildirir. Onun için, Allah’a ve resullerine iman edin. Eğer iman edip sakınırsanız size çok büyük bir mükâfat vardır.” (Âl-i İmran – 179)

“Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği Resul bundan müstesnadır.” (Cin – 26)

Taberani’de geçen bir hadis bu konuda şüpheye mahal bırakmaz: “Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez.” Nokta…

Gayet sarih şekilde görülüyor ki; gaybı, yarattıklarının tüm bilgisine vakıf sonsuz ilim sahibi Cenab-ı Hak’tan başka hiç kimse bilemez! Peygamberler de dahildir buna. İnsanoğlunun bilgisi, daima bu işin sahibinin verdiği izin ile sınırlıdır. Öte yandan Allah, yeryüzünde halifesi kıldığı insana bahşettiği ilmin sınırlarını durmadan genişletmektedir. Gelişen insan, Rabbinin izniyle, önceden kendisi için karanlık olan birçok hususu, her geçen gün daha anlaşılır bir duruma getirmektedir. Bilişim teknolojilerinin gelişmesiyle insanın bilgi düzeyi, kütüphanelerin sınırlarını zorlar hale gelmiştir.

Şimdi soru şu; Allah gaybı sadece peygamberler vasıtasıyla mı bildirir yoksa başka yöntem ve usuller ile bunu öğrenebilecek insan olabilir mi?

Cevabını kolay verebileceğimiz bir soru değildir bu., Ancak cevaplardan yola çıkarak belki bazı noktalara ulaşabiliriz.

Allah kimi zaman ilham, kimi zaman ilim, kimi zaman irfan, kimi zaman ise rüya ile bir takım gaybi bilgileri insanlara verebilir gibi bir netice çıkarmak da mümkündür. Ancak asıl olan, bu tür verilere daima şüpheyle bakmak olacaktır. Körü körüne kabul, gerçeği bükülmemek anlamına gelir.

Bırakınız dindarlığı, herhangi bir manevi derinliği hatta din ile uzaktan yakından ilgisi bile olmayan bazı kişilerin insanlık tarafından “kehanet” olarak nitelendirilen bir takım haberlerini nasıl değerlendireceğiz peki?

Öncelikle bu metinleri üzerine birkaç tespit yapmak gerekiyor.

Bahsini ettiğimiz bu din dışı gibi görünen metinlerin ortak bir yapısal benzeşliği var. Yazarlarının hemen hiç biri iyi bir edebiyatçı olmamasına rağmen çok ciddi bir ağdalı dil kullanma çabası görünür bu metinlerde. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi yargılanma ve linç edilme korkusu. Bu kâhinlerin hemen hepsi yaşadıkları dönemin siyasi ve dini otoriteleri tarafından düzen bozucu, fitne çıkarıcı kişiler olarak görüldükleri için, yazıp söyledikleri her cümle hayatlarına mal olabilecek birer hataya dönüşebilir. Bu sebeple olabildiğince zor anlaşılır metinler ile dertlerini anlatmayı denemişlerdir.

İkinci sebep ise, yanılmaları durumunda itibarları hak ile yeksan olmasın diye, cümleleri mümkün mertebe elastik/esnek bir yapıda kurgulamış ve başka başka anlamlar da üretilebilecek şekle sokmuşlardır.

Birazdan hikâyesini aktaracağımız Nostradamus bunun için şahane bir örnektir. Kendisi bir edip ya da yazar olmayan kâhin, iyi bir doktor ama kötü bir edebiyatçıdır mesela.

Tarihçi-Yazar Peter Lemesurier 1981 yılında yazdığı Elemen isimli kitabında adına Kehanet Yasaları dediği 8 maddelik bir taslak sunar:

  1. Sürpriz Tatmini Yasası:

En olası sonuç kimsenin beklemediği sonuçtur.

  1. Boşa Çıkan Beklenti Yasası

En belirgin yorum mutlaka yanlış olacaktır.

  1. Önyargılı Müdahale Yasası

Önyargı ve kehanet uyumlu değillerdir.

  1. Kendini Tatmin Yasası

Kehanetlerde kendini tatmin eğilimi vardır.

  1. Giderek Azalan Doğruluk Yasası

Bir kehanetin doğruluğu onun gerçekleşme zamanının karesiyle birlikte azalır.

  1. Bölünmüş Fonksiyonlar Yasası

Kehanet ve yorum birbirleriyle bağdaşmayan faaliyetlerdir.

  1. Kehanetin Kısa Gösterme Yasası

Kehanet geleceği kısaltır.

  1. Var olmayan Olasılık Yasası

Bir şey olabilirse, olacaktır; olamazsa, olabilir.

Burada tam olarak anlaşılacağı üzere, kâhin olmak kadar sizi sunan kişinin sunuş kimliği ve sunum gücü de önemlidir.

Profesyonel kâhinler konusunda uzmanlaşmış olan Anhur C. Clarke “Profiles of the Future” kitabında yasa olmasa da kendinde oluşan bir kanaati yazar: “Seçkin ama yaşlı bir bilim adamı bir şeyin olası olduğunu söylediğinde, hemen hemen kesinlikle haklıdır. Ama bir şeyin olanaksız olduğunu söylediğinde herhalde yanılıyordur.” 

Şimdi burada elimizdeki “bilim adamı’ kelimesini çıkarıp yerine herhangi bir kâhin yorumcusu ismi, misal “Nostradamus yorumcusu”nu koyduğumuzda el çırparak şu kelimeyi söyleyebiliriz: bingo!

Isınmışken devam edelim derim ben.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin