Bilal Erdoğan’ı kurtarmak için çıkarılan yönetmeliğin hikâyesi ve geldiğimiz durum

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

17/25’le ilgili anlatılmayanlar ve yargı cenahında olanları anlattığım önceki yazıda 17 Aralık’ın Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve dönemin HSYK üyesi İbrahim Okur üzerinden yargıya nasıl talimat verdiğini Okur’un ifadeleri üzerinden ele almıştık. Başsavcı Turan Çolakkadı ile görüşen Okur, Çolakkadı’ya, “Zekeriya Öz ve emrindeki savcıların emniyet müdürlüğüne verecekleri talimatlarda mutlak suretle senin imzan olsun, çift imza ile verilmeyen talimatların yerine getirilmemesi yönünde talimat yaz.” diyerek yukarıdan gelen talimat gereği soruşturmaya müdahale etmişti.

Türkiye Erdoğan ve bazı bakanların da adının karıştığı yolsuzluk ve rüşvet skandalıyla çalkalanırken, iktidar yeni operasyonların önüne geçebilmek için 21 Aralık Cumartesi günü Adlî Kolluk Yönetmeliğinde 4 maddelik bir değişiklik yaptı. Buna göre emniyet ve Jandarmaya adli olayları mülki idare amirine, savcıların da bağlı bulunduğu başsavcıya bildirme zorunluluğu getirildi.

HSYK, yargı bağımsızlığına darbe vuran bu yönetmelikten rahatsız olmuştur.  Pazartesi sabahı İbrahim Okur’un odasına gelen HSYK 1. Daire üyesi Nilgün Hacımahmutoğlu “Söz konusu yönetmeliğin hukuka aykırı olduğunu, yetki gaspı içerdiğini” belirterek tepki gösterir. Okur da Nilgün Hanım’ı yatıştırmak için “inceleyelim, bu yönetmeliğe karşı bir açıklama yapalım” der ve geçiştirir.

Okur’un odasına bu sefer HSYK Başkan vekili Ahmet Hamsici gelir ve orada Bakan’ı arar ve o esnada Hatay’da olan Bakan’a “Çıkarılan yönetmelik ile ilgili yargıda bir rahatsızlık olduğunu, bu konuyu gidermek için bir basın açıklaması yapılmasının uygun olup olmayacağını” sorar, Bakan da “Bir çalışma yapın, bana da gönderin” der. Bunun üzerine bir açıklama metni hazırlanır.

Okur’a göre açıklama metni, yönetmelikte yapılan değişikliğe karşı olduğu gibi, Başbakan’ın bir gün önce yapmış olduğu mitingdeki konuşmasına cevap mahiyetindeydi. “Sayın Başbakanın Giresun’da yapmış olduğu konuşmada ‘Yargıya sesleniyorum, yürütmeyi bunu söylüyorsunuz, siz de içinizdeki kirlileri temizleyin, çünkü siz de böyle pırlanta, tertemiz değilsiniz, bizim de bildiklerimiz var’ şeklinde konuşması nedeni ile aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.” Ve Başbakana karşı yapılan bir açıklama yapılamazdı!” Nihayetinde Okur’un son şeklini verdiği metin üzerinde mutabık kalırlar.

26 Aralık 2013 tarihinde kamuoyuna yapılan açıklamaya göre HSYK, operasyon sonrasında değiştirilen Adli Kolluk Yönetmeliği’nin 2’nci ve 3’üncü maddelerinin yargı bağımsızlığı, Kuvvetler Ayrılığı, Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümlerine açıkça aykırı olduğunu vurguladı.

Özveri ve titizlikle görev yapan yargı mensuplarını zan altında bırakan beyan ve yazıların da hukukun üstünlüğü ve çağdaş demokrasinin unsuru olan bağımsız yargıya zarar vereceği hususunun gözden ırak tutulmaması istenen açıklamada, “Yargı bağımsızlığını ihlal etmeden, yargıya duyulan güveni zedelemeden varsa yanlışlıkları ortaya çıkarmak ve gereğini yapmak başta HSYK olmak üzere tüm yargı kurumlarının görevidir” denildi.

“Polis üstlerinin değil Cumhuriyet savcılarının emirlerini yerine getirmek zorundadır” diyen HSYK, aksi durumda kolluk hakkında savcıların doğrudan soruşturma açma yetkilerinin olduğu uyarısında da bulundu.

Bu açıklamanın altına HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici ve kurul başkanlarının bulunduğu 13 üye imza attı. O güne kadar tüm kararlarını oybirliği ile alan kurulda 5 üye açıklamanın yapılmaması yönünde oy kullandı.

Bu arada bir gelişme daha olur. HSYK kendi içinde bu açıklamanın nasıl yapılacağı tartışırken, 25 Aralık 2013 tarihinde ikinci dalga ismi ile yeni bir operasyon yapıldığını öğrenen İbrahim Okur, bir kere daha Turan Çolakkadı’yı telefonla arar ve “Hayırdır abi nedir?” diye sorar, o da bir operasyonun olmadığını, daha doğrusu bir bilgisinin olmadığını, araştırıp döneceğini söyler.

O gece saat 12’ye doğru yeni bakanlar kurulu açıklanır ve yeni Adalet Bakanı’nın Bekir Bozdağ olduğu duyurulur. İbrahim Okur Başbakanlığa çağırılır. Okur, Başbakanlığa gittiğinde, başta Erdoğan olmak üzere Bekir Bozdağ, Efkan Ala ve Binalı Yıldırım’ın da orada hazır olduğunu görür. Sadullah Ergin ve Birol Erdem sonra gelir. Bu esnada Efkan Ala, telefonla İstanbul Emniyet Müdürü ile bir dizi görüşmeler yapar, ancak soruşturma hakkında fazla bilgi alamaz.

Erdoğan başkanlığındaki görüşmede alınan karar gereği, HSYK kurul üyesi Rasim Aytin gece yarısı evinden alınır ve Efkan Ala ile birlikte İstanbul’a gönderilir. İkili, Oktay Erdoğan ve Turan Çolakkadı ile buluşup o “Başbakan başkanlığındaki müdahale kurulu”nun aldığı kararı kendilerine tebliğ ederler! Ve 25 Aralık operasyonunu yöneten Muammer Akkaş o soruşturmadan alınarak başka savcılar görevlendirilir!

Neredeyse 1 yıl sonra… 17 Aralık yolsuzluk operasyonundan dört gün sonra yürürlüğe konularak başta Bilal Erdoğan olmak üzere iktidara yakın bir dizi ismi 25 Aralık’ta gözaltına alınmaktan kurtaran Adli Kolluk Yönetmeliği, Danıştay tarafından iptal edildi. Danıştay 10’uncu Dairesi gerekçeli kararında, cumhuriyet savcısının başında olduğu hiyerarşik düzeni bozan hükümlerin ‘açıkça hukuka aykırı’ olduğuna dikkat çekti. İş işten geçtikten sonra!

Sonrasını biliyorsunuz zaten. Dosyaya hakim olan savcılar görevden alındı, sürüldü. Yerine atananlar, Emniyet ile bir olup dosyaları kapattılar. Mükafat olarak da önemli görevlere atandılar…

Erdoğan, yargıdaki operasyonlarla soruşturmaları akim bıraktıktan sonra 2014’deki HSYK seçimlerine asıldı! Kurdurduğu Yargıda Birlik Platformu ile HSYK’yı kontrolüne aldı, ardından emniyeti olduğu gibi adliyeyi de hallaç pamuğu gibi savurdu attı!

Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in de sponsorları arasında olduğu Dünya Adalet Projesi ( The World Justice Project) her yıl rapor yayınlıyor. Bu raporlara göre 2014 Hukukun Üstünlüğü Endeksi sıralamasında 99 ülke içinde 59’uncu olan Türkiye, bir yıl sonra 21 sıra gerileyerek 102 ülke arasında 80’inci, 2016 raporunda ise 99’uncu oldu. Bu sene ise 126 ülke içinde 109’uncu sıraya yerleşti.

Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Zaten medyayı susturmuşlardı. Yargı da diz çökünce yeni rejimin kurulmasının önünde engel kalmamış oldu.

Bu süreçlerde bir dizi seçimler oldu, her seçimde Erdoğan ve ekibinin vaatleri, “Daha çok baskı, daha çok ihraç, daha çok mağduriyet, daha çok yargıyı/devleti hizaya getirme…” idi. Buna da halk her seferinde, oyuyla olur dedi. Muhalefet bu kıyıma sessiz kalmayı tercih etti. Bir hâkimin kararına müdahale edildi diye Polonya halkı sokaklara dökülürken, bizim ülkede de bunlar yaşandı.

Bu arada, tekrar insanımızın #1725AralıkYolsuzlukHaftası kutlu olsun, diyorum. Doya doya tadını çıkarsınlar artık. Marul da haftaya gelecekti zaten…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin