Biden vs Trump: Kutuplaşma siyasetinin geleceği

YORUM | YAVUZ ALTUN

Amerikalı tarih profesörü Allan Lichtman, 1984’ten bu yana bütün ABD Başkanlık seçimlerini doğru tahmin etmesiyle meşhur. 2016’da da büyük bir özgüvenle, Donald Trump’ın seçileceğini iddia etmişti.

Tahminleri kendisinin icadı olan “13 anahtar faktör” adlı bir modele dayanıyor. Adayların kişisel karizmalarından kısa ve uzun vadeli ekonomik duruma, yakın zamanda gerçekleşmiş bir skandal olup olmadığından ara seçimlerde Kongre’yi hangi partinin kazandığına kadar bir dizi faktöre bakarak bir sonuca varıyor.

Lichtman bu modeli, 1860’dan 1980’e kadarki başkanlık seçimlerinden çıkardığı ortak motiflere göre şekillendirmiş. Hangi adayın yüzde kaç alacağını, hangi eyaletleri kazanacağını söylemiyor. Sadece kimin Beyaz Saray’a gideceğini açıklıyor. 2020 seçimleri tahmini mi? Profesör, Demokrat Parti adayı Joe Biden’ın kazanacağını söylemişti.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Bu örneği vermemin sebebi, anketlerle ilgili tartışmalar. 2016’da hiç beklenmedik şekilde Donald Trump ipi göğüsleyince, Amerikan anket şirketleri kara kara nerede yanlış yaptıklarını düşünmeye başlamışlardı. Bir yıl sonra bir araya gelip hatanın nerede olduğunu bulduklarını, 2020’de daha doğru anketler açıklayacağını ileri sürdüler.

3 Kasım’a yaklaşan günlerde anketler Joe Biden’ı 8’le 10 puan arasında önde gösteriyordu. Bu trende güvenerek rahatlayanlar olduğu kadar, kuşkucular da vardı. Tahmin yürütme modelleri ve anketlerin her seçimde, o seçimi değiştirebilecek kadar önemli bir etkeni atladıklarından dem vuruyorlardı. İnsanların anketçilere rahatlıkla yalan söyleyebildiğini, özellikle pandemi döneminde telefonla yapılan anketlerin güvenilmez olduğunu belirtmişlerdi. Bununla birlikte pandeminin seçmene nasıl etki edeceğinin kestirilemeyeceğini söyleyenler de vardı.

Nitekim ilk sonuçlara göre, öyle de oldu denebilir. Gerçi henüz sayım bitmedi, özellikle postaya verilen oyların tamamı seçim kurullarına ulaştırılmadı. Bu sebeple, belki de gerçekten de anketçilerin söylediği gibi Biden, genel oylamada farkı açacak; birkaç eyalette daha öne geçip, delege sayısında artış sağlayacak. Batı’daki eyaletlerden sonraki günlerde gelecek oylar, Biden’a birkaç puan daha ekleyecek. Yine de yarış, beklenenden çok daha çekişmeli.

Şimdiden sonuçlara varanların en sık dile getirdikleri hususlar şunlar:

— 4 yıllık “fiyaskoya” rağmen Trump’ın hâlen bu kadar yoğun destek bulabilmesi şaşırtıcı. Ancak şunu not etmek gerekir ki, Trump’ın başarısı mevcut seçmeni ikna etmekten çok, yeni seçmenleri sandığa gitmeye ikna etmek. Bu seçimde Trump’ın şanssızlığı, muarızlarını da sandığa çekmeyi başarmasıydı. ABD tarihinin en yüksek katılımlı seçimi oldu.

— Sürekli “ırkçı” olarak nitelenen bir başkanın, özellikle azınlıklar arasında oylarını arttırmış olması, şok edici. Burada anaakım medyadaki söylemle, sahadaki gerçekliğin çatıştığını görebiliyoruz. Trump açıkça göçmen karşıtı bir politikacı ve ülkede yükselen “beyaz üstünlüğü” (white supremacist) taraftarlarına destek çıkıyor. Ama demek ki, bu görmezden gelinebilen bir husus. Zaten seçmen, genelde kendine yakın tehditlere karşılık veriyor. Siyasetçilerin söylemlerini ikircikli algılıyor, yani yalan söylediklerini biliyor ve işine gelen kısımlarına inanıyor. Ayrıca siyasi parti eğilim, aday ne kadar kötü olursa olsun, hızlı biçimde değişmiyor.

— Koronavirüsle mücadelede bu kadar çuvalladığı hâlde, pek kimsenin bunu umursamaması, nasıl açıklanır belli değil. Bunu genelde kutuplaşmaya bağlıyorlar. Nitekim, koronavirüsle mücadelede Trump’ın performansını nasıl buluyorsunuz anketlerinde, partilere göre taban tabana zıt sonuçlar çıkıyor. Belki de seçmen, pandemiye karşı Trump’ın yapacak fazla da bir şeyi olmadığını düşünmüştür.

— Cumhuriyetçiler başkanlığı kaybetse bile Senato’da çoğunluğu korudu ve Kongre’de de beklenenden iyi performans gösterdi. Nitekim Biden’ın yapmak istediklerinin Senato tarafından sürekli baltalanacağı öngörülüyor. Demokratlar arasında şimdiden Biden kampanyasına eleştiri getirenler oldu.

— Trump’ın Florida’da 2016’ya göre oylarını arttırarak kazanması ve Hispaniklerin Cumhuriyetçi partide kalıcı olduğunu göstermesi, Demokratlar için açık bir hezimet. Aynı zamanda “kimlik siyaseti” konusunda bir soru işareti. Ama daha da önemlisi, ABD’de yerel siyasetin, ulusal anlatılardan farklı dinamiklere sahip olduğunun göstergesi.

— Dış politika performansının seçmen üzerinde neredeyse hiçbir etki yapmaması, beklenen ama yine ilginç bir gelişmeydi. Trump’ın Amerika’yı “dünyanın jandarması” rolünden uzaklaştırması, Avrupa’yla ve NATO’yla ittifakını baltalaması, belli ki seçimlerin konusu değil. Çin’le ticaret savaşının da Trump çok fazla üstünde durmadı.

— Öte yandan, Kongre ve Senato sonuçlarına bakarak Demokrat Parti’de sola kayan politikacıların yeniden seçilerek daha da güçlendiği yorumunu yapanlar var. Zaten Biden’ın başkan yardımcılığı için Kamala Harris’i seçmesi, 2024’te Demokratların şartları zorlayacağının işareti sayılıyordu bazılarınca. Ancak Harris, merkeze daha da yakınlaşmaya meyilli bir politikacı.

— Trump’ın koltuğu kaybetmesiyle muhafazakâr elitler arasındaki etkisinin de sona ereceğini ve Cumhuriyetçi Parti’nin yeniden merkeze kayacağını düşünenler oldu. Dün, Senato lideri Mitch McConnell’in partisinin küçük şehirlerde, üniversite eğitimli kesimde ve kadınlar arasında desteğinin düşmesinden rahatsızlığını ifade etmesi önemliydi. Ama daha ilginci, Trump’ı başkanlığı boyunca destekleyen ve muhafazakârlar arasında çok takip edilen Fox News’in kampanya döneminde, Trump’a en çok kazık atan kanal olmasıydı. Kanal, henüz sayım tamamlanmadan Arizona eyaletini Biden’a yazınca, Trump’ın bizzat arayıp fırça çektiği konuşuldu. Bunda, kanalın sahibi Murdoch ile Trump arasındaki soğukluğun etkili olduğu söylentiler arasında.

Son olarak kutuplaşma siyaseti hakkında birkaç şey söylemek isterim. 2016’da Trump, önemli eyaletlerde kıl payı kazançlarla seçimde zafere ulaşınca, gerek anaakım medyada, gerekse Demokratlarda gereğinden fazla bir panik oldu. Evet, Trump beklenmedik bir şekilde ipi göğüsledi ancak hem Clinton kötü bir adaydı, hem Facebook üzerinden seçimi etkileyecek şekilde manipülasyon yapılabilmişti (bkz. Cambridge Analytica skandalı), hem de popülistler altın çağını yaşıyordu ve dünya genelinde ittifak halindeydiler (bkz. Brexit referandumu).

Trump bu 4 yılda kabinesini ve yakın çalışma ekibini sürekli değiştirmek zorunda kaldı. Etrafındakilere ve kendine açılan soruşturmalardan başını kaldıramadı. Parti içinde ona yönelik bir muhalefet oluştu. John Bolton gibi “çılgın muhafazakâr” diye nitelenen biri bile onunla çalışmaya dayanamadı ve aleyhte bir kitap yazdı. Hemen 2 yıl sonraki ara seçimlerde Kongre’de çoğunluğu Demokratlara kaybetti.

Muhafazakâr elitler arasında desteğini yitirse de, Cumhuriyetçi Parti adayının arkasında sonuna kadar durdu. Seçmende de Trump’a desteğin sürdüğünü söylemek mümkün. Ancak bununla birlikte eğer Joe Biden kazanırsa bu, bir önceki seçimde Trump’a oy vermiş eyaletlerde öne geçtiği için olacak. Ayrıca Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Texas’ta bile Biden geçen seçime göre Demokratların oyunu arttırmayı başardı. İki partinin de bu seçime ciddi şekilde asılması ve toplam seçmen sayısının rekor düzeyde artması da, bir bakıma Trump’ın gerçek desteğini olduğundan fazla gösteriyor.

Kutuplaşma siyaseti, aktif bir şekilde ve yüksek sesle, hiç ara vermeden dillendirildiğinde etkili bir araç. Aynı zamanda bu siyasete prim vermeye hazır karşı kutuptan insanlar da bulunabiliyor. Her gün Trump’la dalga geçmek, ona oy veren seçmene “cahil, sürü…” gibi lakaplar takmak, sosyal medya çağında herkesin hoşuna da gidiyor.

Cumhuriyetçi Parti’nin merkeze doğru kaydığı bir senaryoda, ABD’deki “kutuplaşmanın” kısa zamanda yerini farklı bir hikâyeye bırakabileceğini söylemek mümkün. Ancak parti elitleri, Biden’la çatışmayı seçer ve 2024’e kadar seçmeni kutuplaştırmayı sürdürürse, bir sonraki seçimde yine popülist bir adayla ortaya çıkacakları belli olacaktır.

Kutuplaşma ya da kültürel farklılıklar “sanal” demiyorum kesinlikle. Fakat medyanın, özellikle de sosyal medyanın, karşıtlıkları şuursuz bir biçimde büyüttüğü kanısındayım. İnsan zihninin manipülasyona açık bütün zaafları, an be an bağlı olduğumuz bu medyalar aracılığıyla aleyhimizde işlemeyi sürdürüyor. Öfkemizi sürekli bileyip bizi karşıt gruplara karşı daha da hınçlı hâle getiriyor.

Eğer seçimi kazandığı ilân edilirse, “eski toprak” Biden’ın eline tarihî bir fırsat geçmiş olacak: Bütün dünyaya, bu kutuplaşma siyasetinin iki taraflı çabayla sonlandırılabileceğini gösterme fırsatı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin