‘Biden silkindi’: ABD Başkanı Kongre’deki ortak oturumda köklü değişiklikler vaat etti

HABER ANALİZ | YAVUZ ALTUN

ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’daki 100. gününü geride bırakırken, dün akşam ABD Kongresindeki ortak oturumda Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerine hitap etti. Hafta başından bu yana heyecanla beklenen konuşma, Donald Trump döneminde “içine kapanık ve aciz” bir görüntü çizen Amerika için bir “silkinme” ve “birlik olma” çağrısıydı. Cumhuriyetçi Parti üyelerine, “Çin karşısında acele etmeliyiz,” diyerek politik sebeplerle ayak dirememeleri tavsiyesinde bulunurken, toplamda 6 trilyon doları bulması beklenen yatırımları anlatırken de, bunun “nesilde bir defa yapılması gereken” önemli bir yatırım olduğunu vurguladı.

6 TRİLYON DOLARLIK YATIRIM PAKETİ

Koronavirüs salgınını devlet yatırımları için önemli bir fırsat olarak gören Joe Biden, başkanlığının ilk döneminde “Amerikan Kurtarma Planı” adı altında 1.9 trilyon dolarlık bir yardım paketini geçirmeyi başarmış ve zor durumdaki Amerikalılara maddi yardım sağlamıştı. Bu paket içinde 1,400 dolarlık yardım çeklerinin yanı sıra, bütçe sıkıntısı çeken yerel yönetimlere ödemeler, işsizler için ek ödenek, yoksullukla mücadele kapsamında çocuk bakım parası, sosyal ev fonları gibi kalemler yer almıştı.

Şimdi Biden’ın önünde 2 farklı plan daha var. İlki, 2.3 trilyon dolar değerindeki “Amerikan İş Planı”. Bu plan da, devasa bütçeli altyapı yatırımlarının yanı sıra, küçük şehirlerde yaşayan, orta sınıf ve altındaki dilimde kalan kesimin eğitim, sağlık ve ulaşım ihtiyaçlarını gidermeyi hedefliyor. Elbette bu planın bir ayağı da “çevreye duyarlı” yeni projelerin hayata geçirilmesi ve uzun vadede karbon salınımını azaltacak şekilde Amerikan fabrikalarını ve üretim ağlarını yenilemeyi öngörüyor. Ayrıca yaşlılara ve muhtaç durumdakilere bakım için devlet destekli projelere de ciddi bir bütçe ayırılmış durumda. Adı üstünde, ayrıca çok sayıda yeni iş imkânı sağlamayı da vaat ediyor. Bu paket için parayı nereden bulacaksın diye soranlara verdiği cevap basit: Gelir vergisini yüzde 21’den yüzde 28’e çıkarmak. Trump dönemindeki vergi kesintilerinin tersine çevrilmesi söz konusu.

Son olarak Biden’ın 1,8 trilyon dolarlık üçüncü planı, “Amerikan Aile Planı”. Henüz detayları açıklanmayan bu planın amacının ailelerin üzerindeki çocuk bakımı masraflarını azaltmak, eğitime erişimi kolaylaştırmak ve kadınların iş alanlarında desteklenmesini sağlamak olduğu belirtildi. Bu paketin gelir kaynağı da, vergi sisteminde yapılacak değişikliklerle birlikte yıllık geliri 1 milyon doların üstünde olanlardan daha fazla vergi almak üzerine kurulu. Biden, orta sınıfın vergi yükünü arttırmak istemediğinin ama zenginlerin (yüzde 1’lik dilim içindekilerin) daha fazla topluma katkıda bulunması gerektiğinin altını çizdi.

TARİHİN AKIŞI DEĞİŞİR Mİ?

ABD’de Cumhuriyetçiler geleneksel olarak “küçük devlet ve az vergi” mottosuyla hareket ediyor. 1980’li yıllarda ABD’de Ronald Reagan ve İngiltere’de Margaret Thatcher “neoliberal” ekonomiyi benimseyerek, devlet yardımlarını minimal bir noktaya çekmiş, sosyal hayatı serbest piyasaya bırakmıştı. Bunun, rekabeti devreye sokarak hemen her alanda “daha iyi hizmet” getireceği öngörülüyordu. Ancak 2000’li yıllarda yaşanan krizler ve küreselleşmenin üretimi farklı coğrafyalara taşıması, bir anda ABD ve İngiltere’de orta ve alt sınıf için gelir kaynaklarını kuruttu. Eşitsizliği de haliyle arttırdı. Bu durumun oluşturduğu toplumsal öfke, uzunca bir zamandır nereye varacağı belirsiz bir ‘demokrasi krizini’ besliyordu.

Joe Biden bu 6 trilyon dolarlık harcama paketleriyle, daha önce 1930’larda Franklin Roosevelt’in “New Deal” (Yeni Sözleşme) ve 1960’larda Lyndon B. Johnson’ın “The Great Society” (Büyük Toplum) adını verdikleri devlet müdahalelerini takip ediyor. Her iki plan da, sarsıntılı zamanların arkasından gelmiş ve eşitsizliği ve yoksulluğu hedef almıştı. Biden, koronavirüs pandemisinin toplumun “devlet harcamasına” bakışını değiştirmiş olabileceğini öngörüyor. Şimdilik hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğa sahip olduğu için bu planların hayata geçmesinin önünde büyük engeller yok. Ancak iki yıl sonraki ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin her iki mecliste de çoğunluğa geçme ihtimali hiç de az değil. Bu sebeple, Biden’ın iki yıl gibi kısa bir sürede bütün bu planları hayata geçirmesi gerekli.

Yine de Biden dün Kongre’deki konuşmasında, Cumhuriyetçi Parti’yi de işin içinde görmek istediğini ima etti. Bu sebeple de Amerika’nın dünyadaki rolüne değindi. Çin ve Rusya’dan ABD’ye yönelen tehditleri sıraladı. “Rüzgâr türbinlerinin Pekin’de değil de Pittsburgh’da üretilmemesi için hiçbir sebep yok,” derken, Trump döneminin alametifarikasına dönüşen “Amerika’da üretilen ürünleri alalım” çağrısını yineledi. Daha fazla iş ve yenilenmiş Amerikan şehirleri fikri, Cumhuriyetçi tabana da sıcak gelebilecek bir fikir. Ancak Biden’dan sonra Cumhuriyetçi Parti’nin cevap hakkını temsilen kürsüye çıkan Senatör Tim Scott, bunların “boş vaatler” olduğunu vurguladı ve “merkezden belirlenecek politikaların” Amerikan halkını daha ileriye götüremeyeceğini savundu.

‘AMERİKA IRKÇI BİR ÜLKE DEĞİL’

Öte yandan Kongre’de sembolik göndermeler de göze çarptı. Biden kürsüde konuşurken hemen arkasındaki yüksek koltuklarda, ülkenin en güçlü iki kadını, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris oturuyordu. Biden, bunun yanı sıra 6 Ocak’taki Kongre baskınını ve ülkede yükselen beyaz-üstünlükçü ırkçı ideolojileri hedef aldı. “100 gün önce Amerika’nın evi (kongre) alevler içindeydi,” dedi ve bu ayrılıkçı, kutuplaştırıcı hareketlerin “terörizm” olduğunu söyledi. Ayrıca göçmen meselesiyle ilgili de “çözüme odaklı” bir plan ortaya koyacağını kaydetti. Cumhuriyetçi Parti’nin buna karşılığı ise siyah bir Amerikalı olan Senatör Tim Scott’ın karşı konuşma için tercih edilmesiydi elbette. Scott, “Büyükbabam, 94 yıllık hayatında, pamuk tarlalarında çalışmaktan, Kongre’ye bir aile üyesini göndermeye varacak değişimi yaşadı,” sözleriyle Amerika’da ırkçılık olmadığını anlattı.

Pek çok yorumcunun “Beklediğimizden daha cesurca” dediği Biden’ın konuşması şöyle noktalandı: “Demokrasinin hâlâ işleyen bir sistem olduğunu ispat etmek, otoriter liderlerin geleceği kazanamayacağını göstermek zorundayız. İsyanın ve otokrasinin, pandeminin ve acının derin uçurumuna kadar geldik ve ‘Biz, halk’ korku bilmedik.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin