Beyrut yanıyor!

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Ortadoğu’nun bir zamanlar en renkli ve canlı şehri olan Beyrut alevler içinde. Günlerdir devam eden gösterilerde bankalar, ATM’ler, resmi binalar ateşe veriliyor. Sokaklarda mezhep çatışmalarının provaları yapılıyor. Hizbullah destekli Hasan Diyab hükümeti ise yaşananları seyrediyor. Lübnan’ın üzerinde adeta yeniden iç savaş bulutları dolaşıyor. 

Ortadoğu ile özdeşleşen bağnazlık, mezhepçilik, yolsuzluk, kin ve nefret, koltuklarını terketmeyen liderler, fakirlik, ne ararsanız bu küçücük ülkede var. Bölgenin küçük bir aynası gibi… 

Suriye ve Libya’daki çatışmaların gölgesinde kalan Lübnan aslında geçtiğimiz Ekim ayından beri diken üstünde. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Hayat pahalılığı ve yolsuzlukları protesto eden halk, önce sokakları karnaval yerine çevirdi. Fakat bu barışçıl gösteriler kısa süre içinde başını Hizbullah’ın çektiği grupların devreye girmesiyle bir anda sokak çatışmalarına dönüştü. Son günlerde şiddetini daha da artıran bu çatışmalar ülkeyi yeniden 1975-1990 yılları arasındaki iç savaşın eşiğine getirdi. Yani yeni bir kıyamet senaryosu konuşuluyor artık Lübnan için. 

Cumhurbaşkanının Hristiyanlarda, başbakanın Sünnilerde ve Meclis başkanının Şiilerde olacak şekilde yönetimin üç mezhep ve din arasında paylaşıldığı ülkede 12’si Hristiyanlardan 18 mezhep resmi olarak tanınıyor. 

Ama asıl önemlisi Ortadoğu’daki tüm aktörlerin Lübnan’da vekilleri ve uzantılarının olması. En büyük patronlar İran, Suudi Arabistan ve Suriye. İran Hizbullah, Suudi Arabistan Sünni gruplar ve Suriye ise hemen tüm gruplarla ekonomik ilişkilerinden dolayı çok yakın ilişkiler içinde. Lübnan bir nevi Suriye’nin arka bahçesi gibi. 

Başta Esed ailesi olmak üzere Suriye’nin önde gelen isimleri BM ambargosuna maruz kalmalarından dolayı Lübnan’ı bir ara istasyon gibi kullanıyorlar. Bu iç içe geçmiş ilişkiler, Suriye’deki ekonomik krizle birlikte Lübnan’da olayların neden başladığını açıklıyor. Yani Suriye hapşırınca Lübnan bir anda grip oluyor. 

17 Haziran’da yürürlüğe girecek olan Amerikan Sezar Yasası’nın hem Suriye ve hem de Lübnan üzerinde çok daha derin etkilerinin olması kuvvetle muhtemel. Bu kabus senaryonun gerçekleşmesi durumunda sadece Esed rejimi devrilmekle kalmayacak Elazığ büyüklüğündeki Lübnan’da din ve mezhepler arası çatışmalara sahne olacak. 

Koronavirüs krizinden dolayı bir süre hafifleyen gösteriler doların son günlerde hızla yükselmesiyle yeniden alevlendi. Sanayinin neredeyse hiç olmadığı ve hayatın ticaret, turizm ve kumar üzerinde döndüğü Lübnan’da doların yükselmesi ticaretin tamamen durması ve işsizliğin yüzde 35’lerde seyrettiği ülkede çok daha büyük oranda insanın işsiz kalması anlamına geliyor. Sezar Yasası ile Suriye’ye yönelik ambargonun daha da sertleştirilmesi durumunda bundan en fazla etkilenecek de yine Lübnan olacak. 

Ekim ayından itibaren serbest piyasada dolar neredeyse Lübnan Lirası karşısında yüzde 70 değer kazandı. Merkez Bankası doları dizginlemek için piyasaya döviz sürünce, Hizbullah karşıtı gruplar bunun Esed’i kurtarma operasyonu olduğunu öne sürmeye başladılar. Bu gruplara göre Merkez Bankası Başkanı piyasaya dolar sürmeye zorlandı ve bu dolarlar yürürlüğe girecek olan Sezar Yasası’ndan Esed’i kurtarmak için bulunmuş bir çözüm. 

Merkez Bankası karaborsada altı bin liraya kadar çıkan doları her ne kadar bin 200 lirada sabitlemiş olsa da, bankalarda mevduatları olanlar paralarını çekemiyor. Bundan dolayı da geçtiğimiz günlerde bazı göstericiler Merkez Bankası’nı basmak isterken, bazıları ise ATM’lere saldırdı. 

Sorun sadece döviz de değil. Koronavirüs krizinin etkisiyle ekonominin tamamen durduğu ülkede devlet maaşları ödeyemiyor. Enflasyon her gün artıyor. Marketlerde, semt pazarlarında, alışveriş merkezlerinde ticaret bitmiş durumda. 

Bundan dolayı halk suçlu arıyor ve sorumlu olarak da ülkedeki iç savaşta her biri milis güç lideri olan şimdinin siyasetçilerini sorumlu tutuyor. 

Saad Hariri hükümetinin istifasından sonra başbakanlık görevine getirilen Hasan Diyab hükümetinin Hizbullah destekli olmasından dolayı göstericiler Hizbullah ve diğer Şii grup Emel milisleriyle de sık sık karşı karşıya geliyor. Suudi medyası Lübnan iç siyasetinde iyi polis-kötü polis rolü oynayan Hizbullah ve Emel’in son dönemde aynı çizgiye geldiğini ve aralarındaki ihtilafları ortadan kaldırdığını da öne sürüyor. 

Gösterilerin büyümesi, ekonomik krizin derinleşmesi ve iç savaş senaryolarının yeniden gündeme gelmesi ülkedeki kurumların da artık işlevsiz hale gelmesine sebebiyet veriyor. Kimine göre ortada devlet diye bir kurum kalmış değil. Tüm sistem iflas etmiş durumda. 

Beyrut alev alev yanarken Hasan Diyab hükümetinin çaresizce gelişmeleri seyretmesi de ülkenin içine düştüğü durumu gösteriyor. 

Bölgesel aktörlerin ya kendi aralarında savaşması veya Lübnan’a müdahale edebilecek ekonomik ve siyasi güce sahip olamaması da Lübnan ile ilgili endişeleri artırıyor. Benzer bir durum ABD ve Avrupa gibi küresel aktörlerin bölgeden uzaklaşması ve yaşanan gelişmelere müdahil olmak istememesi ile de ilgili. 

Bir dönem Beyrut’un dahi sokak sokak dini ve mezhepsel gruplar arasında paylaşıldığı bir senaryo Lübnan’ın kapısını çalıyor. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin