‘Benim tercihim! Benim hayatım!’

YORUM | AHMET KURUCAN 

Önemli not: Whatsapp statümde paylaştığım bir tespitten hareketle gelen geri bildirimler üzerine bu yazıyı kaleme aldım.

İngilizce olarak söylemiş ergenlik yaşını çoktan aşmış bir çocuk babasına: “it is my choice, it is my life!” demiş.

“Benim tercihim, benim hayatım!” demek.

Neden?

Baba bir şey demiş çocuğuna ve aldığı cevap bu.

Babanın söylediği şey, neresinden bakarsanız bakın baba şefkat ve merhametinin damladığı ve çocuğun yararına olan bir teklif.

“Ne kadar da saygısızmış!” diye hemen köpürmeyin.

Baba da köpürmemiş zaten.

Kanının damarlarında deli deli aktığı o yaşlardaki kendisini düşünmüş.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Babası ile olan ilişkilerini, babasının kendisinin yararına olan tekliflerine karşı verdiği tepkileri hatırlamaya çalışmış ve “Ben de böyleydim bu yaşlarda!” demiş kendi kendine.

Bazılarının “Etme bulma dünyası!” diye düşündüğünü zannediyorum şu an.

Hayır, ben öyle düşünmüyorum.

Evlense çocuğu olacak derler ya, evlense çocuğu olacak yaşta.

Kendi hayatına ait kararları elbette kendisi verecek, sorumluluğu üstlenecek, mükafatını görecek ve/ya bedelini ödeyecek.

Bu bağlamda baba sadece bilgi ve tecrübe ile yoğrulmuş hayatından bugüne taşıdığı tavsiyelerini sunabilir çocuğuna.

Hepsi bu.

Zira siz çocuğunuzun kararlarını etkileyebilir ama belirleyemezsiniz.

Tavsiyelerinizi dinleyip dinlememe, onlara göre hareket edip etmeme çocuğun, pardon, özgür bireyin kendi kararı.

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum?

Çok yumuşak bir geçiş yaptım çocuktan özgür bireye.

Şimdiye kadar çocuk diyordum yaşını başını almış insana.

Bilerek yaptım bunu.

Zira bizim yetişmiş olduğumuz kültürde çocuk 60 yaşına da gelse, baba, çocuğunun kararlarına istediği zaman müdahale eden bir figürdür.

Çocuğun anne babasının gözünde büyümemesinden farklı bir şey bu.

Düşüncede, bakış açısında, hayat görüşünde bir çarpıklık.

“Boş mu vereceğiz o zaman?”

“Ne hali varsa görsün, canı cehenneme mi” diyeceğiz?

Elbette hayır.

Çocuğunuzun özgür birey olduğunu kabulleneceksiniz önce.

Ardından nihai kararın ona ait olduğunu unutmadan elinizden gelen her şeyi tabii yapacaksınız.

Ama unutmayın; elinizden geleni.

Elinizden gelmeyeni değil.

Zaten isteseniz de elinizden gelmeyeni yapamazsınız ki!

Adı üzerinde, elinizden gelmeyen.

Bizim insanımız genelde sorun olarak gördüğü şeylere karşı aşırı üzüntü ile tepki verir.

David Burns’ün ifadesiyle “sahici bir üzüntü” değildir bu.

Sahici üzüntü sürekli akan nehirde bir damladır.

Yaşanılan hadisenin şok edici şiddetine göre üzüntünün seviyesi ve müddeti değişse de insanı elbette etkiler.

Kimi zaman olur hayattan kopartacak dereceye bile gelebilir.

Ama tıpkı nehrin yatağında akışı gibi o üzüntünün hayatın tabii mecrası içinde akıp gitmesi lazım.

Sahici üzüntü budur.

Gitmiyorsa, aradan geçen onca zamana rağmen ilk günkü şiddetiyle devam ediyorsa o üzüntü sahici üzüntü değildir.

Artık o mahiyet değiştirmiş belki de depresyon durağına uğramış bir başka duygudur.

İşte burada yapılması gerekli olan şey çözüme odaklanmaktır.

Baştaki babaya geri döneyim.

Ne yapmış baba peki?

Sadece susmuş.

Çocuğunun, pardon, özgür bireyin tavrını ve konuştukları konudaki kararını kabullenmese de tasdik etmese de saygı duymuş ve saygı duyduğunu ifade etmiş.

Aynı sözlerle karşılık vermiş.

“You are right. It is your life and it is your choice” demiş.

“Haklısın. Senin hayatın ve senin tercihin.”

İyi ki böyle yapmış.

Geleneksel zihniyetin göstergesi ve uzantısı olarak bir şey deseydi, hatta bunu öfkeyle seslendirseydi belki de çocuğunun gözünden de gönlünden de düşerdi.

Ne güzel demiş eskiler: “Gökten düşenin parçası bulunur, gönülden düşenin parçası bulunmaz.”

Aman ne olursa olsun gözden ve gönülden düşmemeye bakın.

Soğuk sözler, kırıcı laflar, imalı beyanlarda bulunmayın.

Sonra ısınması ve ısıtması zor hem de çok zor olur.

Alın bir deyim daha: “Soğuk söz duymuş bir gönül, kırk yaz görse ısınmazmış.”

Bir alıntı ile bitireyim:

“Susmak, umursamamak değildir.”

Yukarıda tasvirini yapmaya çalıştığım atmosferde susarsınız ama ardından sevginizin, saygınızın, umursamanızın göstergesi olacak teklifleri sunmak için fırsatlar kollarsınız.

Aman dikkat.

3 YORUMLAR

  1. Çocuklarımız karşımıza geçip, bu benim hayatım ve kararlarımın bedelini ödemeye hazırım dediğinde, onların dünyaya gelmelerine vesile olan ve çocukluklarından itibaren eldeki imkanlar ölçüsünde ihtiyaçlarını karşılayanlar olarak (tabiki ebeveyn olmanın getirdiği sorumluluk ve merhamet duygusu ile de) hayatlarına daha fazla müdahil olma hakkına sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Hele de inanç konularında bazen çok daha sert tutumlar sergileyebiliyoruz. Ebeveyn olarak çocuklarımıza sunduklarımıza karşılık ettirdiğimiz mihnetleri bir düşünelim, bir de Allah’ın bize verdiklerine karşılık bizim tutumumuzu düşünelim. Bir de toplum olarak duyarsızlığımızı düşünelim, yaptıklarımızın sonuçları ile karşılaşmaya hazır mıyız? Gerçekten neyle yüzleşeceğimizin farkında mıyız? “Güneş batıdan doğduktan” veya “Kızıldeniz kapandıktan” sonra da yüzleşmeye hazır mıyız?
    Bize rehberlik eden ve bizimle tecrübelerini paylaşan herkese “it is my choice, it is my life!” diyecek miyiz? Belki ben de depresyondayım ancak yaptığı anlaşmaya ihanet edenlere “Güneş batıdan doğana kadar” teklifler sunmaya devam edeceğim, sonrasında “You were right. It was your life and it was your choice” deyip, şunu soracağım “sizin hükmünüzü neye göre verelim?”

  2. Umarim bu yaziyi tüm anne-babalar okur. Zira bizim toplumumuzda bireye müdehalenin yaş siniri yok, ki aslinda bu çoçukluktan elimizden karar yetkisinin alinmasi ile belki de hiç verilmeyişi ile başliyor. Bu yazi vesilesi ile bir kez daha canim babama sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin