Bana bir transfer yapsana!

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Bir yazıda Şenol Güneş için ‘simyacı’ benzetmesi okumuştum. Biliyorsunuz Simyacı sıradan madenleri altına çevirebilenlere deniyor. Gerçekten de takıma gelen her futbolcuyu yıldıza dönüştüren bir simyacıydı Şenol Hoca. Ya da mutfağa gelen her malzemeden olağanüstü yemekler çıkaran büyük bir ustaydı.

Mutfakta hiçbir malzemeyi zayi etmeden, hatta çöpe atılmak için ayrılmış olanlardan bile inanılmaz lezzetli yemekler yapıyordu, Normal şartlarda çoktan iflasını açıklaması gereken bir işletme bu sayede belini doğrultup ayağa kalkmıştı. Şenol Hoca’nın Beşiktaş’ı çok doğru mutfak yönetimiyle şampiyonluklara uzun süre ambargo koyacaktı ki Türkiye futbolunun gizli mafyası olaya el koydu ve takımdan uzaklaştırıldı.

Şenol hoca, Fikret Orman yönetiminin bütün salvolarına rağmen istikrarlı bir başarı sağlayarak Türk futbolunun mevcut düzenine çomak sokuyordu.

Türkiye’de kulüp dediğin, hele de büyük kulüp dediğin sürekli futbolcu alır-gönderir ve bunu öyle bir baş döndürücü bir ritimde yapar ki arada nelerin döndüğünü kimse anlayamaz.

Beşiktaş’ta kim geliyorsa Şenol Hoca’nın özdeki cevheri yakalayan becerisi sayesinde bir anda herkesin dikkat kesildiği bir futbolcu haline geliyordu. Dikkat çeken oyuncuyu gönderip, yeniden yeniden oyuncu almak taraftarın tepkisini çekiyor, onları rahatsız ediyordu. Rahatsız olan taraftar yönetime ‘ne oluyor?’ diye soruyordu.

Şenol Hoca, Türk futbolundaki bu anlaşılmaz sirkülasyona engel teşkil ediyordu.

Oysa diğer kulüpler öyle miydi? Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor’da her yıl onlarca futbolcu transfer ediliyor, onlarcası sessiz sedasız gönderiliyordu. Başarısız olmak bir sürü yeni transfer yapabilmek için taraftardan yetki almaktı aynı zamanda.

Geçtiğimiz sene Türkiye liglerinde başarısız bir sene geçiren Fenerbahçe çareyi sezon başlarken tam 13 yeni futbolcu transfer etmekte aramıştı ama görünen o ki bu alımlar takımın eksiklerini gidermeye yetmemişti. İlk yarının sona ermesiyle ve ara transfer döneminin açılmasıyla hemen Teknik Direktör Ersun Yanal takımdaki eksik bölgeleri belirlemiş, sarı lacivertin kurmayları da listedeki yıldızların transferi için kolları sıvamışlardı. Defanstaki eksiklikler için daha önce Fenerbahçe’de oynamış ve apar topar gönderilmiş Simon Kjaer’i de gündemlerine aldılar. Bu kadar transfer yapan yönetim daha ne yapsındı?

Sezon başlarken tam 13 futbolcu transfer etmiş yetmemiş ara dönemde de takımdaki eksiklikler için yeni yeni oyuncular almak için kurmaylar yedi koldan saldırmaya devam ediyorlar.

Aynı Fenerbahçe bir sezon önce de genç transferleri çıkararak söylüyorum, tam 16 futbolcu transfer etmişti. Ondan önceki sezon da yine genç transferleri bir kenara bırakarak söylüyorum 9 yeni futbolcu almıştı takıma.

Galatasaray’ın, Trabzonspor’un durumu da Fenerbahçe’den fazlası var eksiği yoktu. Anadolu kulüpleri de İstanbul kulüplerinin kötü birer kopyası. Beşiktaş’ta böyle yapmak istiyor yer yer yapıyordu ancak başarılı bir takımdan oyuncu çıkarıp oyuncu almak taraftarı huzursuz ediyordu. Bu yüzden Fikret Orman yönetimi Şenol Hoca başarısız olsun diye her şeyi denedi. En sonunda çareyi onu takımdan göndermekte buldu.

Hiçbir gelecek planı yapmadan, uzun vadeli kurumsal yapılanmalara gerek duyulmadan günü de değil sadece anı kurtarmaya yönelik yönetim anlayışı ile Kapıkule’den öteye gitmek tabi ki mümkün olmazdı. Olamadı!

Kulüplerdeki yönetim anlayışını göstermesi açısından bir örnek olsun diye anlatacağım. Yeni Malatyaspor Başkanı Adil Gevrek’e sunucu soruyor Sergen Yalçın’la uzun planlar içeren bir anlaşma düşünüyor musunuz? Gevrek bu soruya hemen ‘Hayır’ diye cevap veriyor. Sözleşmesi sezon sonu bitiyor o zamana göre değerlendireceğiz.

Öyle ya, uzun soluk, sistem, kurgu, plan, kurumsallaşma Türk yönetim anlayışının nefret ettiği sözlerdi.

Bu anlayışla yönetilen takımların başarılı olma ihtimali var mıdır? Her sezon takımı yıkıp yeniden bir takım kurmak, bir sezon sonra yine yıkmak yeniden bir takım kurmak öngörüsüzlükle ya da beceriksizlikle açıklanabilir şeyler değildir.

Futbolcu transferlerindeki gri alanlar ve hesap vermeyen yönetimler oldukça Avrupa ile yarışacak kulüplerin olması mümkün değildir.

Barcelona’nın, Porto’nun, Liverpool’un becerebildiği şeyi futbola olan bu kadar ilgiye rağmen Türk kulüpleri neden beceremiyorlar. Mesela sadece beceriksizlikle açıklanabilir mi?

Okulda yemek parası bulamadığı için intihar edenlerin yaşadığı bir ülkenin paraları hırsız ve beceriksiz kulüp yönetimlerinin sebep olduğu borçlara gidiyor. Kulüplerin düştüğü mali krizler, vergi afları ve örtülü ödenek paralarıyla kapatılıyor.

Takımların sahipleri olmalı, bir şirket gibi yönetilmeli diyeceğim ama bu kadar taraftarı olan bir kulübü devlet hiç kimseye sattırmaz, hiçbir kimsenin bu kadar taraftarla Beşiktaş’ın, Fenerbahçe’nin sahibi olmasına müsaade etmez.

Ya ne yapar, kulüplerin ahmakça ve haramice yönetilmeleri sonucu meydana gelen borçlarını kamu bankalarına devreder. Ya da kamunun arsalarını hesapsız kitapsız şekilde kulüplere peşkeş çeker.

Bizim devlet çalmayan, defosu olmayan bir sistemi sevmez.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin