Bahçeli’ye Sorular: ‘Diktatörlük’ dediğiniz başkanlığa neden ‘evet’ diyorsunuz? [Ali Adil Çakar]

‘Erdoğan tipi’ başkanlık sistemine geçişin en önemli katalizörü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli oldu. İlginçtir, Bahçeli 5 Ocak 2016 tarihli konuşmasında, “Başkanlık diye tutturan tek kişi Erdoğan’dır. 7 Haziran’da başkanlık vizesi vermeyen milletimiz fikir değiştirip 1 Kasım’da mı vermiştir, bu nasıl aymazlıktır?” sorusunu yöneltmişti. Şimdi aynı sorunun muhatabı kendisi: Ne değişti de başkanlığın önünü açtınız?

Aslında yakın siyasi tarihe bakıldığında, başkanlık sistemine başından beri en net biçimde karşı çıkan parti Devlet Bahçeli’nin MHP’si olmuştu. Proje daha ilk gündeme geldiğinde Bahçeli, 10 Mayıs 2012 tarihli yazılı açıklamasında, “Erdoğan diktatör olmak istiyor!” uyarısında bulundu ve şöyle devam etti: “Erdoğan’ın gizli gündem ve hedefinin liste başında bulunan ‘tek adam’ olma isteği adım adım ilerletilmektedir. Şahlık, sultanlık, tiranlık, krallık ve emirlik hayalleri Başbakan Erdoğan’ın aklını başından almış ve bu unvanlara ulaşma çabası şuurunu kaybettirmiştir.”

Haliyle insan sormadan edemiyor, Bahçeli kendi kelimeleriyle ‘şuur kaybına’ mı uğradı da, Erdoğan’ı ‘tek adam, şah, sultan, tiran, kral ve emir’ yapmak istiyor?

Kardeş kavgası mı yaşasın istiyorsunuz?

Devam edelim. 7 Haziran 2015 seçimlerine gidilirken Saray’ın tek gündemi ‘başkanlık’tı. Dolayısıyla Erdoğan’a göre sandıkta bir nevi başkanlık oylanacaktı. (Davutoğlu ve ekibinin başkanlık konusunda yeterince destek olmaması, Saray’ı çıldırmıştı hatta.) Doğal olarak muhalefet de Erdoğan’ın bu hevesine geçit vermeyeceği söylemi ile meydanlardaydı. İşte, Devlet Bahçeli, 8 Şubat 2015 tarihli Kırşehir mitinginde, “Türkiye federasyona gerilesin, İmralı canisi ev hapsine çıksın, PKK’lılar affedilsin, Türk milleti kardeş kavgası yaşasın isteniyorsa AKP ve başkanlık sistemi bulunmaz Hint kumaşıdır” gibi ağır bir dil kullandı.

Şimdi soralım: Türk milleti kardeş kavgası mı yaşasın istiyorsunuz Sayın Bahçeli? Aynı konuşmanızda,  “Öcalan canisiyle başkanlık sistemini kurma hedefini sahiplenen Erdoğan, geri dönüşü olmayan bir mecra ve maceraya sapmıştır. Erdoğan, denetimsiz bir başkanlık sistemiyle Türkiye’nin başına bela kesilecektir” demiştiniz. Şimdi Erdoğan’ı Türkiye’nin başına bela etmeye mi çalışıyorsunuz, hayırdır?

MHP lideri, 1 Mart 2015 tarihli bir başka konuşmasında, “Bebek katilinin yeni anayasa önerisi Erdoğan’a verilmiş pas, başkanlık sistemi için moral destektir. AKP-PKK verkaçı Türkiye’nin kalesine gol olup yağmıştır” ifadelerini kullanmıştı. Şimdi aynı oyuncuyla siz de verkaça girerek PKK ile takım arkadaşı mı oldunuz?

Buna benzer eleştirileri hemen her Salı grup konuşmasında tekrarlayan Bahçeli, her defasında “Başkanlık sistemine tümden karşıyız. Parlamenter sistemin revize ederek geliştirilmesinden yanayız” yaklaşımı sergiliyordu.

devlet-bahçeli2Bahçeli Erdoğan’ı diktatör yapmaya mı karar verdi?

5 Ocak 2016’da, Erdoğan’ın “Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Hitler Almanyası’na baktığınızda orada da görürsünüz” açıklamasına göndermede bulunmuş ve şöyle demişti: “Erdoğan, gerçek niyetini ele vermiştir. Erdoğan Hitler’i örnek alıyorsa, gitsin neo-Nazilerin avukatlığını yapsın. Tarihin hiçbir döneminde Türk milletinin sinesinden Hitler çıkmamıştır. Erdoğan’ın mizacıyla diktatörlük kaçınılmazdır. Türkiye’de seçilmiş despota gerek yok.”

Peki, acaba Bahçeli artık Erdoğan’ı diktatör yapmaya mı karar verdi de başkanlığın önünü açıyor?

Bazı MHP’lilerin “15 Temmuz’la birlikte bütün paradigmalar değişti” gerekçesiyle açıklanamayacak bir durum var ortada. Zira Bahçeli’nin tavır değişikliği darbe girişimi ile başlamadı. Bahçeli’nin Başkanlığa ‘evet’ deyişi, muhaliflerin sahneye çıkmasıyla eş zamanlı. Peki, bu U dönüşü koltuğu kaybetme korkusuyla mı alakalı yoksa çok daha önce başlayan AKP ile gizli ittifakın bir başka meyvesi mi? Bu soruya, bazı parçaları birleştirerek cevap verebiliriz.

Bir konuşmasında, “47 yıllık siyaset mazimizi karartacak en ufak bir karakter kırılması hamdolsun yaşamadık, yaşatmadık” diyen Devlet Bahçeli, ne hikmetse partide olağanüstü kurultay rüzgârları esmeye başlayınca büyük kırılmalara imza attı.

“Kaşı sırtımı, kaşıyayım sırtını”

21 Kasım 2015’te Sinan Oğan, 1 hafta sonra Koray Aydın, 2 gün sonra Meral Akşener, 23 Mart’ta da Ümit Özdağ, genel başkan adaylıklarını resmen ilan etti. Oğan, Akşener ve Aydın, Aralık başında delegelerden tüzük değişimli olağanüstü kongre için imza toplamaya başlamıştı. Nisan ayına gelindiğinde gerekli imzaların toplanacağı net bir şekilde görünüyordu.

Bu sırada MHP’de olağandışı bir gelişme yaşandı. Bahçeli, AKP’nin hukukçusu olarak bilinen Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) Başkanı Hüseyin Kaya ile baş başa 1 saatlik görüşme yaptı. 13 Nisan 2016 tarihli bu sürpriz görüşme, başkanlık konusundaki ‘karakter kırılması’nın habercisiydi. MHP liderinin talebiyle yapılan görüşmeden ‘başkanlığa yeşil ışık’ çıktı. Kaya, Bahçeli’nin kendisine “Başkanlık kötü bir şey değil” dediğini ve Anayasa değişikliğinin uzlaşma ile Meclis’ten geçeceği mesajını verdiğini aktardı.

Bundan sonraki gelişmeler biliniyor. Bahçeli, Saray’ın devreye girmesi ve zincirleme hukuk garabetleriyle kongreden kurtuldu, koltuğunu kaptırmadı. “Ver Bilal’i, al iktidarı” dönemi kapandı, “Al başkanlığı, Bilal de sende kalsın” ya da “Kaşı sırtımı, kaşıyayım sırtını” dönemi başladı. “Kaçak Saray’a gitmem” efelenmeleri son buldu, Kaçak Saray’ın müdavimi oldu.

Milleti aptal yerine koyan bir yaklaşım

15 Temmuz’dan sonra rafa kalkan başkanlık talebi, 11 Ekim’de “AK Parti TBMM’ye getirsin, tartışalım” çağrısıyla Bahçeli tarafından raftan indirildi. 1 ayda da bu noktaya gelindi. 7 Haziran seçimi sonrası koalisyon çağrılarına “HDP ile yan yana gelmem” diye kapıyı kapatan Bahçeli, artık “Öcalan’ın projesi” diye eleştirdiği başkanlık sisteminde bir koçbaşı.

Ancak iki taraf da, meseleyi ‘başkanlık tartışması’ olmaktan çıkarmak için bir çeşit şark kurnazlığına gidecek gibi görünüyor. Fiiliyatta tam tekmil başkanlık olacak ama adına ‘başkanlık’ değil ‘cumhurbaşkanlığı’ denilecek. Böylece hem Bahçeli, yukarıda sıraladığımız bütün o tükürükleri yalamamış olacak hem de AKP, halkın antipati duyduğu ‘başkanlık’ ilacını şekerleme paketiyle halka yutturabilecek.

Bazı MHP’liler, Bahçeli’nin 7 Haziran sonrası yaptığı, “Cumhurbaşkanı Anayasal sınırlarına çekilsin” ikazını hatırlatarak olan bitenin bundan ibaret olduğu savunmasını yapıyor. Ancak bu fazla naif, değilse bile milleti aptal yerine koyan bir yaklaşım. Çünkü o ikazda, Cumhurbaşkanı’nı sınırlarına çekilmeye zorlayan bir itiraz vardı. Erdoğan’ın sınırlarını aşmasını kabullenmeyen ve başka türlü bir sistem değişikliğine de katiyen rıza göstermeyen bir duruştu. Şimdi ise Cumhurbaşkanı’nın bütün sınırları çiğnemesine meşruiyet sağlamaya çalışıyor Bahçeli. Kaldı ki Meclis’te hangi tavrı alırlarsa meydanlarda da aynı tavrı sergileyeceklerini ilan etmişti. Yani referandumda ‘evet’ diyecek.

MHP liderinin AKP’yi tuzağa düşürdüğü, Meclis’teki oylamada firelerle 330’un altında kalınacağı; böylece hem başkanlığın gündemden düşeceği hem de AKP’de çalkantılar olacağı iddiası da büyük bir algı operasyonu.

Çünkü bu zaten olmuştu. Bahçeli, 7 Haziran’dan sonra ‘Evet’ deseydi AKP dönemi kapanmıştı. Eğer Bahçeli o gün orada Erdoğan’ı kuyudan çekip çıkarmamış olsaydı belki bu görüş tartışılabilirdi. Ya da sonrasında Bahçeli tam bir Saray katakullisi ile koltuğunu kurtarmamış olsaydı ve ‘en ufak bir yanlışında’ yine aynı garabetlerle genel başkanlığa veda etmeyecek olsaydı bu görüş yine tartışılabilirdi belki. Zaten Bahçeli’nin son dönem konuşmalarına bakıldığında böyle bir ihtimalin olamayacağı net bir şekilde görülüyor. Bahçeli adeta AKP’li bir vekil ya da bakan gibi konuşuyor. “Tek millet iki devlet” deyişiyle birlikte, “tek dil iki parti” söylemi de oturdu.

Kamuda yapılacak kıyım için ülkücü kadrolarla ittifak

devlet-bahçeli1Aslında olan biten şu: Erdoğan, MHP’deki kaset operasyonundan sonra ince ince partiyi ele geçirdi. Cemaate savaş açarken bütün muhalefeti yok etmişti. Kamuda yapılacak kıyım için de ülkücü kadrolarla ittifak yaptı. Her ne kadar Bahçeli kürsüde Erdoğan ve partisine sert eleştiriler yöneltse de perde arkasında ‘devletin’ paylaşıldığı bir koalisyon vardı. Emniyette, yargıda, bürokraside ülkücü kadroların önü açılmıştı. Perde gerisinde bütün görüşmeler yapılmış, pazarlıklar bitirilmiş ve anlaşmalar imzalanmıştı.

Bahçeli’nin, 7 Haziran sonrası bütün reel-politiği alt üst ederek koalisyonu engellemesi ve Türkiye’yi yeni bir seçime sürüklemesinin nedeni buydu. Üstelik oy kaybedeceğini bile bile… Bu maskeli balo daha uzun süre devam edecekti ama muhaliflerin ortaya çıkıp kongre çağrısı yapılmasıyla kartlar açık oynanmak zorunda kalındı. Yani Bahçeli, Erdoğan koltuğunu koruduğu için başkanlığa destek çıkmadı; aslında Erdoğan, kendisine her anlamda destek oluyor diye Bahçeli’nin koltuğunu korudu.

Kendi delegesinden kaçmış bir liderin, şu saatten sonra başkanlıkla ilgili, “Millet ne derse odur, neye karar verirse boynumuz kıldan incedir” nevinden açıklamalarının siyaseten bir manası yok. Devlet Bahçeli, Kendisini ‘omurgalı’ olmaya çağıran dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na, “Onu bunu bırak da Erdoğan’ın tutsağı haline nasıl geldiğini açıkla” diye seslenmişti. Şimdi sanırım Bahçeli’nin de bir açıklama borcu var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin