Aydınlık

YORUM | PROF. DR. MEHMET EFE ÇAMAN

Oradan oraya savruluyor, savruldukça saçmalıyor, saçmaladıkça daha fazla batıyorlar. Battıkça, utanç duyma eşikleri daha da geriliyor, bakmışsınız artık rezillikleri, kepazelikleri, alçaklıkları, yalancılıkları, kumpasçılıkları, üçkâğıtçılıkları – aklınıza ne gelirse, hiçbir karakter defektlerinden utanmıyorlar. Avrasyacı tayfadan bahsediyorum. Tayfa diyorum, çünkü bu kez amirallerin yayınladıkları Montreux bildirisi sonrası devreye girdiler. Çoğu kendileri gibi düşünen anti-Batıcı, NATO karşıtı, Rusya’cı denizcilerle ters düştüler. Çünkü korkuyorlar.

Kolay değil, bir orduyu sıfırladılar. Bir ordudaki amiral-general toplam kadrosunun yarısını, akla hayale sığmayacak fantezilerle, sentetik olarak ürettikleri sözde kanıtlarla, “Fetömetre” falan diye adlandırdıkları NAZİ fişleme yöntemleriyle, Kafka vari ortamlarda linç ettiler. Bu insanlar şimdi hapiste! Aileleri perişan oldu, çoluk çocuklarının psikolojileri bozuldu, kimi demir parmaklıklar ardında hastalandı. Birikimlerini, emeklilik maaşlarına, banka hesaplarına, diplomalarına, mülklerine kadar kaybettiler. Sosyal soykırıma uğradılar. On yıllarca hizmet ettikleri Türk ordusundan hain ve darbeci olarak atılmaları, onlarca müebbet hapis cezasına mahkûm edilmeleri, teröristlikle itham edilmeleri, Türk tarihinin en büyük tasfiye operasyonudur.

Daha önce Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Askeri Casusluk gibi fantastik isimli darbe girişimleri ve hizipleri de yargılandı, fakat hiçbirinin başına bunlar gelmedi. Dürüstçe yanıt versin herkes: O girişimlerin gerçekliği bir kenara, yargılama süreçlerinde bugün uygulanan aile boyu fişlemeler ve damgalamalar uygulandı mı? Çoluk çocuklarının, eşlerinin kamu hizmetlerinden atılmaları, lojmanlarını kaybetmeleri, mallarına mülklerine el konulması, pasaportlarının ailece iptali gibi faşist devlet uygulamalarına maruz kaldılar mı? Onlara işkence edildi mi? Dayak yediler mi? Avukatlık hakları gasp edildi mi? Avukat bulamayanları oldu mu? Ziyaret günlerinde problem çıkartıldı mı? Bugün hapiste olan askerlerin avukatlarını bile tutuklayan zulüm şehvetlisi bir devlet var karşımızda, kontrolden çıkmış olan. Gemi azıya almış bu devlet, hukuku yok ettiğinden ve sivil darbeyle İslamofaşistlerle Avrasyacılara kontrolü verdiğinden bu yana, anayasasıyla, kanunlarıyla, uluslararası bağıtlarıyla arasındaki tüm ilişkileri sıfırladı. Baştakilerin, vergi mükelleflerinin vergi paraları demek olan “devletin hazinesini” sıfırladıkları gibi!

İşte bu rejimin ulusalcı-Avrasyacı derin paydaşları, 104 emekli amiralin yaptıkları açıklamadan sonra, iktidarı kaybetme korkusuyla, aralarında kendilerinden olan paşaların çoğunlukta olduğu bu grubu gözden çıkardı. Perinçek bu amirallerin “Atlantikçiler” olduğunu söyledi. Montreux’nün savunulmasına karşı tavır aldı. Üstelik 104 amiral doğru söylüyordu. Yani Montreux’nün delinmesinin Türkiye’nin çıkarlarına olmayacağının altını çiziyordu. Bu aynı zamanda Rusya’nın çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarlarını örtüştürüyordu. Yani Avrasyacıların normal koşullarda Montreux’yü savunması gerekirdi. Nitekim Mavi Vatancı ekip bu bildirinin arkasındaydı. Bu bildiriye “Atlantik bağlantılı” demek bu anlamda epey bir zorlamaydı. Ekip açıkça Avrasyacıydı. Bilakis, ABD’ye yaranmak için Erdoğan ve İslamcı kanat Montreux’nün delinmesi üzerinden ABD’yle ilişkileri onarmaya kalkmıştı. Erdoğan Biden’ın kendisini aramamasından rahatsızdı, başına gelebileceklerden korkuyordu. Biden Putin’e de rest çekmişti. ABD tavır değiştiriyor, oyuna sert giriyordu. Ukrayna’da Rusya’ya karşı tavrını netleştiriyordu. Bir anda Karadeniz ve dolayısıyla Türk boğazları, stratejik oyunun önemli merkez üslerinden biri olmuştu. İşte bu esnada, tam da ABD gemilerini Karadeniz’e geçirecek spekülasyonları yapılırken, bu bildirinin yayınlanması Erdoğan ve İslamofaşist kanadın paçalarını tutuşturmuştu. İşlerin bozulacağından ürken Avrasyacı derinler de, bildirinin zamansız gelişinden büyük rahatsızlık duymuşlardı. Ya ittifak bozulursa, o zaman ne olurdu? Ya Erdoğan ve İslamcıları bir anda arkalarına Batı’yı alıp kendilerini tasfiyeye kalkarsa, başlarına ne gelirdi? Evet, bu riskli bir hamleydi ve mutlaka direnirlerdi. Ama arkasına Batı’yı, hele de ABD’yi alabilirse, Erdoğan NATO’cu subaylara yaptıklarının aynını kendilerine de yapabilir miydi? En birincil karın ağrıları buydu.

İşte bu ortamda, Ulusal adlı Aydınlıkçı-ulusalcı faşist sitede, bir propaganda-haber yayınlandı. Haber, hem video hem de yazılıydı. 9 Nisan 2021’de yayınlanmıştı. Başlığı “Başıbozukların Bildirisine Sahip Çıkan Yok” olan bu dezenformasyon, tipik bir Avrasyacı algı çalışmasıydı. Alelacele yazdıkları anlaşılan metinde şunları iddia ediyorlardı: “104 amiralin Atlantik ile bağlantılı bildirisi tartışılmaya devam ediyor. 104 kişilik imzacı listesinden bildiriye sadece Atlantikçi kimliği ile tanınan amiraller Atilla Kıyat ve Türker Ertürk sahip çıktı. Bildiriye imza atan ve yayanlar arasında da karışıklık çıktı. Atlantik’in yıkıcı medyası bildiriyi AK Parti’nin hazırladığını söyleyecek kadar perişan hale geldi. Savaşan orduyu hedef alan fitnenin başı ABD de kendini gösterdi. ABD’li psikolojik savaş elemanı CFR’li Stefan Cook, bildiriyi ordu içindeki hükümet ve laikler kavgasının başlangıcı olduğunu söyleyerek fitneyi itiraf etti.” Dahası, metinde benden de söz ediyorlar, beni “FETÖ’cü” ve “FETÖ imamı” ilan edecek kadar gemi azıya alıyorlardı: “ABD’nin Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları ile aynı gün duyurulan bildiriye FETÖ de sahip çıktı. FETÖ’nün Kanada İmamı olarak bilinen Mehmet Efe Çaman sosyal medya hesabından bildiriye öncülük ettiği belirtilen CFR ve İyi Parti yöneticisi Ergun Mengi’nin tez danışmanı olduğunu açıkladı. 15 dakika sonra da FETÖ’nün desteği ortaya çıkmasın diye tweetini sildi.” Bu alçakça iftiraları yazarken, Steven Cook’un ve benim isimlerimizi yanlış yazacak kadar da amatörlerdi.

Evet, Amiral Ergun Mengi Kocaeli Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler yüksek lisans eğitimi alırken onun yüksek lisans hocasıydım, tez danışmanıydım. 2006-2007 döneminden bir hoca-öğrenci ilişkisinden gizli bağlantı çıkartacak kadar akli dengesi bozuk, kötü niyetli, manipülatif ve iftiracı bir ekip, her zamanki gibi itibar suikasti yapmaktaydı. Düşünebiliyor musunuz, benim için “FETÖ’nün Kanada İmamı olarak bilinen” ifadesini kullanmışlar! Oysa ben saklamam, herkes de bilir; benim İslami yaşam veya diyanetle falan uzaktan yakından hiçbir alakam yoktur. Steven Cook için ise “ABD’nin psikolojik savaş elemanı” diyorlar. Oysa ikimiz de kendi hallerinde akademisyenleriz.

Bize karşı bu iftiraları üretmelerinin nedeni, Türkiye’deki puslu atmosfere karşın, rejimin iç ve dış politikalarını eleştirel bakışla yorumlamamız. Yazdıkları dilden gayet kolaylıkla analiz edileceği üzere, Batı’dan, ABD’den, NATO’dan nefret eden, kendilerine Aydınlıkçılar diyen, Avrasyacı-neofaşist Türk üstünlükçülüğüne inanan nasyonal sosyalistler bunlar. Bildiğiniz Türk Neonazileri yani! Tek hedefleri Türkiye’de vesayet sistemi hiyerarşisini yeniden küllerinden diriltmek! Bu uğurda Erdoğan ve İslamofaşist çevresini 17 Aralık 2013’te suçüstü yakalandıktan sonra adeta ele geçiren bu ekip, ona AB üyeliği yönelimi ve Kürtlerle çözüm süreci tüm kilit politikalarını bıraktırdı, onu tümüyle kendi Avrasyacı yörüngelerine soktu. Ta ki zamanı gelip, iktidarı ondan tümüyle alana dek, bir stratejik koalisyon kurdular. Ve onu Yüce Divan’dan kurtardılar. Hem Erdoğan ve İslamofaşist hareket için, hem de Avrasyacı Türk Neonazileri için bir kazan-kazan durumu yarattılar. İttifak budur.

Şimdi amaçları, ABD’nin etkisine girmeye başlayan Erdoğan’ı bu etkiden mümkün mertebe uzak tutmak. Hapisteki – onların Atlantikçiler dediği – NATO’cu subaylar, ABD-Türkiye yakınlaşması nedeniyle çıkacak olurlarsa, kendilerine bu yeni ortamda yer olmayacağını seziyorlar. Bunların burnu iyi koku alır. Şimdi Amiraller Bildirisi’ne karşı pozisyon alarak, güç savaşına vakti gelmeden başlamama gayretindeler.

Tabi onlar da biliyor ki, bu güç mücadelesi esasında dipte uzun süredir devam ediyor. Devamlı uzatmalar daha da uzatılıyor. Ama henüz kendilerini tam hazır hissetmedikleri anlaşılıyor. Bu nedenle son bir uzatma derdindeler. Ben ve Steven bunu kısmen yazıp yorumlamaya başlayınca hemen rahatsız olmuşlar. Ben TR724’te yazdığımdan, bana “Kanada İmamı” demişler, Steven ise Batılı olunca, ona da ABD’nin psikolojik savaş elemanı diyerek, onun da ABD ajanı olduğu algısını oluşturmaya çalışmışlar. Fakat bu kez baltayı cidden çok sağlam bir taşa vurmuşlar. Bunlar bu kadar zavallı, bu kadar da gözleri dönmüş düşük zekâlı varlıklar. Tabi sonuçta tüm sosyal medyada madara oldular. Herkes bunların zavallılıklarını gördü, espriler, makaralar gırla gitti. Bu karanlık “Aydınlıkçılar” yirmi birinci yüzyılda cidden topluma İttihatçı kokan bir Neonazi neofaşist bir Türk solu dayatıyorlar. Erdoğan ve İslamofaşistlerin işbirliği yaptığı derin devletin bir kolu işte bunlar. Aslında bunlar derin falan değil, bariz ortalıkta olan, 100 yıldır darbelerden, muhtıralardan, 6/7 Eylül Pogromu gibi faşist pis işlerden gayet yakından tanıdığımız, bildiğimiz, sıradan Türkiye devletidir. Bunların adının ulusal ve aydınlık gibi sıfatlarla nitelenmesi sizi aldatmasın. Bunlar Türkiye’yi Rusya, Çin ve İran gibi ülkelere peşkeş çekmeyi kafaya koymuş, karanlık elemanlar. Bu kadar ciyaklamalarının nedeni ise, çakalın kuyruğuna sağlam basmamdan başka bir şey değil.

İslamofaşistlerden ve Aydınlıkçı-Avrasyacı-ulusalcı Türk Nazilerinden kurtulmadan, ülkenin insan hakları ve hukuk devleti yönünde bir normalleşme ve düzelme sürecine girmesi olanaksız.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin