Ayar saniyenin peşinde koşmaktır

YORUM | VEYSEL AYHAN 

“O halde bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, başka işe koyul” (İnşirah, 7)

“Fakat ayarsız bir saatin hiçbir mazereti yoktu.

O bir içtimai cürüm, korkunç bir günahtı.

İnsanları iğfal etmek, onlara vakitlerini israf ettirmek suretiyle hak yolundan ayırmak için şeytanın baş vurduğu çarelerden biri de Nuri Efendiye göre, şüphesiz ayarsız saatlerdi.

Nuri Efendi sık sık, ‘Ayar, saniyenin peşinde koşmaktır!’ derdi.”

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

***

‘Sıfır çarpanı’ gibi bir kelimeyi anlatacağım: “Lağv”, “lağviyat”.

Yakaladığını yok ediyor. Boş, faydasız ve mâlâyâni sözler demek.

Kur’an’da dünya hayatı için üç defa kullanılır.

“Onlar, her türlü boş, faydasız ve mânâsız sözlerden ve davranışlardan yüz çevirir ve uzak dururlar.” (Mü’minûn, 3)

“Boş söz ve işlere rastladıklarında vakarla oradan geçip giderler.” (Furkân, 72)

“Boş, mânâsız ve çirkin sözlere maruz kaldıklarında aynıyla mukabeleden uzak durur ve o sözleri sarf edenlere şöyle derler: Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size. Biz, sizin için de ancak iyilik ve selâmet dileriz. Cahillerle yakın münasebetimiz olsun da istemeyiz.” (Kasas, 55)

Bugünün önemli bir tehlikesi lağviyat.

Fazla derse gerek yok. Bir insan Kur’an’dan sadece bu kelimeyi ders alsa kâfi.

Pek çok türü var:

Sosyal medyada saatler harcamak…

Lüzûmsuz ‘chat’leşmeler, whatsapp’ta mesaj yarıştırma, cedel yapma, saatler süren telefon görüşmeleri…

Boş paylaşımlar, akla zarar komplo teorileri…

Hayatta eline kitap almayan insan var bildiğim, her gün okuduğu tweetleri toplasam en az 200 sayfalık kitap olur.

Sosyal medyada farkına varmadan okuduklarımızı alt alta dizsek ciltler oluşur.

Diziden diziye sörf etmeler…

Henüz bir tefsir kitabı bitirmediği halde falan terelelli dizisinin filan sezonunun 19. bölümünü hatmetmiş olanlarımız var.

Olmasın demiyorum.

Ölçülü yaşamaktan bahsediyorum.

İki yol var: Her günün hakkını vererek sonsuzluğu kazanmak veya “altın” değerindeki saatleri öğütücülerde yok etmek.

Güya çok hassasız! Musluğu bir dakika boş akıtmaktan rahatsız oluyoruz.

Trafik ışığı uzun sürüyorsa arabanın motorunu kapatıyoruz.

Ama altın değerindeki saatleri gazoz kapağı gibi yokluğa savurmaktan gocunmuyoruz.

Tam bir paradoks.

AMA LAĞVİYATIN EN KORKUNÇ FATURASI BU DEĞİL

Lağviyat veya gevezelik veya zaman israfı bir tür “duadır”

Boş geçirilen zaman, yeni boş zamanlar için bir dua ve davettir.

Zaman israfı yapıldığında kaybedilen sadece israf edilen zaman değildir.

Her fiil gibi her fiilsizlik de bir gelecek yatırımıdır.

Salih amel, salih amel fırsatları için bir duadır.

Fasit bir daire içinde geçirilen zaman dilimi yeni fasit daireler için bir duadır.

Zamanın bereketlenmesi, içinde bulunulan zamanı israf etmemekle başlar.

Çocuğunuza harçlık verirsiniz. Çarçur etmediğini, kendisine faydalı bir şeyler için harcadığını gördüğünüzde daha fazla harçlık verirsiniz.

Lağviyattan uzak bir şekilde zamanı rantabl kullandığımızda “zaman” bereketlenir.

Kader sonraki saatlerimizi tasarlarken boş işlerden sizi uzak tutar. Gelecek zamanınızda sizi lüzumsuz yere meşgul edecek işler daha önünüze gelmeden kader eliyle uzaklaştırılır.

Mesela bir hata yapmış ve bir muz kabuğuna basmayı hak etmişsinizdir. Ayağımı oraya basmadan kader onu yolunuzdan temizler.

Yola çıkmış size doğru yaklaşan 5 saatlik boş bir meşguliyet yanınıza gelmeden kader eliyle engellenir.

Tersi de söz konusu. İki saat boş bir işle uğraşırsınız. Arkadan başınıza hiç hesapta olmayan dört saatlik lüzumsuz bir iş çıkar. Dört saatiniz direkt çöpe gider.

Lağviyatla yarım saat kaybedersiniz bedelini bir saat boş yere bir iş için bekleyerek ödersiniz.

Bunlar acı tecrübelerim.

Yaptığımız amellerle kendi kaderimizi böyle belirleriz.

Pozitif ameller, karşımıza pozitif imkanlar çıkarır.

Artı, artı için dua olur.

Negatiflikler negatif işler için dua olur. Kader, kırp devirdiklerimizi yolumuza cam kırıkları halinde serper.

İlk yazıdaki imtihan meselesine dönersek; bizi görenler bizde bir imtihanda oluş ciddiyeti görmüyorsa bu durum, sınavda soruları fark etmediğimizi gösterir.

Bu, bir üst gaflet mertebesidir.

Çünkü sorusuz zaman olmaz.

Zaman bir kâğıttır ve sürekli bu kâğıda ‘gökten’ sorular düşer.

Kader her an önümüze yeni ve orijinal sorular atar.

Büyük bir ciddiyetle sorularımla ilgilenmiyorsam,

Hatta sık sık saatime bakmıyorsam bu durum sınavı önemsemediğimi gösterir.

Bir sabah erken Hz. Ömer (ra) mescide giderken bir çocuğun da acele acele mescide koştuğunu görür ve sebebini sorar.

Çocuk sabah namazına gittiğini söyler.

Hz. Ömer “Ama sen küçüksün, namaz sana farz bile değil” der. Çocuğun cevabı ders gibidir:

“Benden daha küçük bir çocuğu dün mezara koydular.” 

Ben de uzatmayayım. Hasan Cemal’den bir alıntı ile bitireyim:

“İngiliz Daily Telegraph gazetesini karıştırırken, mesleğinde 75. yılını doldurmuş bir gazeteciyle yapılmış bir röportaj okumuştum. Yazının içine siyah beyaz fotoğrafı da oturtulmuştu, trende pencere kenarına oturmuş yazısını yazarken.

Kutlama yemeğinde kendisine sormuşlar:

‘93 yaşına geldin, hâlâ ne diye her gün bilgisayarının karşısına oturuyorsun?’

Yılların gazetecisi soruyu bir şiirle yanıtlamış:

‘Uyan evlat!

Yolculuk bitince uyumak için

fazlasıyla

vaktin olacak.’ (A. E. Housman)

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin