Avrupalıların dayanaksız KHK iyimserliği [Sefer Can]

Uluslararası denetleme ve raporlama birimlerinin Türk yargısı hakkındaki olumsuz tespitleri devam ediyor. Avrupa Konseyi’nin insan hakları alanındaki komiseri Nils Muiznieks’in, Türkiye’de terör, insan hakları, yargı bağımsızlığı, ifade ve medya özgürlüğünü kapsayan raporu, kamuoyuna yansıdı. Muadilleri içinde fotoğrafı en doğru ve şümullü biçimde ortaya koyan rapor diyebiliriz.

Ancak teşhis koymada çok mahir Avrupalı muhataplar, iş çözüme gelince biraz kaçak güreşiyor. Uçurumdan sarkan adama durumunun vahametini anlatıyor ve çabalarsa kurtulabileceğini söylüyorlar.

Şu cümleler Muiznieks’in raporundan:

“İfade özgürlüğü ihlalleri konusunda TCK ilgili kanunlar sorun oluşturmaya devam ederken savcı ve mahkemelerin yorumlaması ayrıca sorun oluşturuyor. 2013 yolsuzluk operasyonunda sonra Türk yargısı bağımsızlığı ve tarafsızlığı kaybetti. Türk yargısında 2011’den sonra kat edilen ilerlemeye 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonundan sonra darbe indirildi. Bu tarihten sonra HSYK üzerinden yargı sistemine açık şekilde müdahale edildi. Yargı mensuplarına tasfiye, soruşturma ve işten çıkarmalar takip etti. Yargı mensuplarına yönelik, baskı Gülen hareketine yönelik olduğu ifade edilse de yargı içinde genel bir korku ve tutuklanma havası oluşturuldu. Türk yargısı politik iklimden doğrudan etkilendi bu dönemde bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybetti.”

Buraya kadar her şey güzel. Ancak Muiznieks, Kanun Hükmünde Kararnameleri İnceleme Komisyonu değerlendirmesinde minder dışına kaçıyor.

“23 Ocak 2017’de kabul edilen son KHK olumlu sinyaller veriyor. Bu çerçevede Avrupa Konseyi ve Venedik Komisyonu rehberliğine her zaman hazırdır” ifadeleri Avrupalı muhatapların temelsiz iyimserliklerinin son örneği. AKP düzenlemeyi biraz daha oyalamak ve zaman kazanmak için çıkardı. Onlar da bile bile lades olmayı kabul etmiş görünüyorlar. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) Türkiye’nin tekrar denetim sürecine alınması da bu gerekçeyle ertelendi. Oylamadan bir gün önceki KHK ile komisyonu kuracağını duyuran AKP, şimdilik istediğini aldı.

Avrupa Komisyonu Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, kendisinin gündeme getirdiği komisyonun kurulmasını çözüm umudu olarak kulislere yansıtınca gerekli üçte iki çoğunluğa ulaşılamadı. Muiznieks’in ‘olumlu sinyal’ ifadesi Avrupa’nın genel yaklaşımının bu olduğunun işareti.

Oysa 685 sayılı kararname beklentileri karşılamaktan çok uzak. Türkiye’deki pek çok saygın hukukçu, bunun bir oyalamalardan ibaret olduğunda hemfikir. Prof. Dr. İzzet Özgenç ve Yrd. Doç. Kerem Altıparmak’tan sonra idare hukukunun önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Metin Günday da kararnamenin kötü niyetle hazırlandığını vurguluyor. Günday, 30 yıl önce 12 Eylül darbecilerinin kurduğu komisyondan bile geri noktada görüyor. Ona göre mağduriyetlerin bu yolla giderilmesi imkansız gibi.

KOMİSYON NEDEN ADALETLİ SONUÇ DOĞURMAYACAK?

Komisyonun ihlalleri telafi edici ve adil yargılama ilkesini gerçekleştirici bir sonuç doğurmayacağının gerekçelerini şöyle sıralayabiliriz:

1- Komisyon, yetki, çalışma usulü ve bağımsızlık açısından mağduriyet giderici olmaktan uzaktır.

2- On yıla yayılabilecek bir süreden söz ediliyor. Bu sürede gerçekleşen şeye adalet demek evrensel hukuk açısından pek mümkün görünmüyor.

3- Eskiye dönüş kesin değil, tazminat hakkı zaten yok. Geçen süre zarfındaki maddi manevi zararlar karşılanmayacak

4- Dosya üzerinden verilen karar adil yargılanma usullerinin gerçekleşmemesi demektir. Devletin gizli dediği ve soruşturmanın gizliliğini ihlal eden belgeleri Komisyon da göremeyecek.

5- Açılan yargı yolu sadece komisyon kararına karşıdır. Mağduriyeti oluşturan ana işlem yani KHK denetim dışıdır. Buna rağmen etkin bir yargı yolunun varlığından söz edilemez.

6- Hakkında soruşturma bile açılmamış, savunma hakkı verilmemiş, lehe ve aleyhe delilleri görmemiş birine dosya üzerinden iki aşamalı itiraz hakkı vermek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihatlarının öngördüğü adil yargılamayı sağlamayacaktır.

Düzenleme kabul edilebilir sürede ve zararları telafi edici sonuç doğuracak bir mekanizma önermiyor. Avrupalı muhatapların bunun farkında olmaması mümkün değil. Tabir yerindeyse bizim çöpü bizim kapının önüne süpürüyorlar. O zaman evrensel hukuk ve insani değerler ülküsü uzak bir hayal haline geliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin