Avrupalı ama Avrupalı görülmeyen topluluk: Romanlar

HASAN CÜCÜK

Yakın dönemde Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Romanya ve Bulgaristan vatandaşlarına sağlanan ‘serbest dolaşım’ hakkı, konu Romanlar olunca rafa kaldırılıyor. Romanlar, sadece gittikleri AB ülkelerinde değil, yıllarca yaşadıkları Romanya ve Bulgaristan’da da zor şartlarla karşı karşıya. AB içinde Romanların normal vatandaş muamelesi gördüğü tek ülke ise İsveç.

AZINLIK STATÜSÜ VAR AMA UYGULANMIYOR

Romanya ve Bulgaristan’ın 2007’de AB üyesi olmasından sonra Avrupa’nın büyük şehirlerinde çok sayıda dilenci görülmeye başlandı. Refah toplumu olarak yıllarca dünyaya örnek olan Avrupa’da dilenci görmek pek de sıradan bir olay değildi. Elbette bu ülkelerde dilenci hiç yok denemezdi ama dünyanın gelir seviyesi en yüksek ülkeleri arasında bulunan Danimarka, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde sokakta dilenen birini görmek de garipsenecek bir durumdu. Tren ve metro istasyonlarını mesken tutan bu insanlar Romanlardan başkası değildi. Ellerindeki plastik bardaklara atılacak birkaç sent için yaz-kış demeden saatlerce hareketsizce bekliyorlardı. Çoğunun mesleği olmadığı için en kolay yapacakları iş dilenmekti. Şehirlerde sayıları giderek artan Roman dilenciler yavaş yavaş göze batmaya başladı. Polis kayıtları bazı Romanların sadece dilenmediklerini, hırsızlık olaylarına da karıştıklarını gösteriyordu. Yıllarca şehir hayatından uzak, çadırlarda yaşamış olan Romanlar, geldikleri AB ülkelerinde de aynı alışkanlıklarını devam ettiriyorlardı. Şehrin kenar mahallelerine veya ormanlık alanlarına kurdukları çadırlarda zor şartlarda yaşamayı sürdürdüler.

Avrupa’daki Romanların sayısının 10 milyon olduğu tahmin edilirken, bunun 6 milyonu Romanya ve Bulgaristan’da, geri kalanın önemli bir bölümü ise Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’nde yaşıyor. Slovakya’daki 325 bin Roman’ın yüzde 80’i hiçbir altyapısı olmayan varoşlarda yaşamını sürdürmeye devam ediyor. AB, 2004’te aralarında Slovakya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin bulunduğu 10 ülke ile genişlerken, müzakere sürecinde Romanların durumu da gündemde önemli yer tutmuştu. AB, ‘azınlık’ olarak gördüğü Romanların durumunun düzeltilmesini üyelik için şart koşunca, binlerce Roman rahat bir hayata merhaba diyeceği ümidine kapılmıştı. Ancak müzakereler bitip tam üyelik kesinleşince verilen sözler unutuldu. Romanlar, eski kötü şartlarda yaşamaya devam ettiler. İnsan hakları konusunda çok hassas olan AB ülkeleri konu Romanlar olunca, bilinmez bir sessizliğe büründü. Ta ki İtalya ve Fransa toplu sınır dışı kararı uygulamaya başlayana kadar.

İTALYA’DA FİŞLENDİLER, FRANSA’DA SINIRDIŞI EDİLDİLER

Romanlar için ilk sıkıntı İtalya’da başladı. Bulundukları ülkelere yakın olması sebebiyle İtalya’ya giden Romanlar, özellikle ülkenin zengin kesimi olan kuzeyde tutunmaya çalıştılar. İtalyanlar ülkede işlerin ters gitmesinin faturasını sayıları hepi topu 110 bin olan Romanlara çıkardı. Romanların şanssızlığı, dönemin Berlusconi hükümetinin içişleri bakanlığı koltuğunda aşırı sağ Kuzey Ligi’nden Roberto Maroni’nin oturmasıydı. Maroni’nin, “Şu Romanlar problemini çözsek her türlü güvenlik işimiz hallolacak.” sözleri, yıllarca hor görülen bir topluluk için kötü günlerin başlangıcı oldu. Derme çatma barakalarda yaşayan Romanlar, aşırı sağcıların sürekli taciziyle daha da zor günler geçirmeye başladı. Sonra İçişleri Bakanı Maroni’nin emriyle ‘nüfus sayımı’ adı altında tüm Romanlar fişlendi. Kızılhaç ve polis eşliğinde yapılan sayımda parmak izi de alındı. Maroni, Meclis Anayasa Komisyonu karşısında “Bu bir etnik fişleme değil. Göçmenlerin haklarını korumak için daha fazla garanti vermek istiyoruz,” dedi.

Bu arada, Roman çocukların da parmak izleri alındı. İçişleri Bakanlığı’nda ‘Çingene Çocuklar’ adlı bir dosya oluşturuldu. Maroni’ye göre amaç, anne-babaların çocukları dilendirmesini önlemekti. Yine Maroni’ye göre, bu bir fişleme değil, nüfus sayımıydı. AB yetkilileri ise bu görüşe katılmıyordu. Avrupa Parlamentosu (AP), İtalya’nın Romanların dijital parmak izlerini toplamasını açıkça ‘ırkçılık’ olarak tanımladı. AP ayrıca büyük şehirler etrafında Çingene kamplarının olmasının olağanüstü durum ilan etmek için tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak bu konuda İtalya İçişleri Bakanı’nın kararını kınadı. İtalya ise aldırış etmeden cüzamlı muamelesi yapıp onları Romanya ve Bulgaristan’a dönmeye zorladı.

Nicolas Sarkozy yönetimindeki Fransa’nın 8 bin Romanı sınır dışı etmesi tepkilerin İtalya ile birlikte bu ülkeye çevrilmesini sağladı. Kullanılan argüman, İtalya’nınkiyle oldukça benzerdi: İşsiz olmaları ve suç işlemeleri… Fransa’nın bu sistemli sınır dışı kararı, AB Komisyonu tarafından çok sert bir dille kınandı. AB Komisyonu, Fransa’nın uygulamasını II. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi sürgününe benzetmesi, Fransa ile Komisyon arasında iplerin gerilmesine yol açtı. Almanya gibi ülkeler ise Fransa’nın tavrını eleştirmesine karşılık, bağlayıcı bir karar almaya yanaşmayarak Romanların sınır dışı edilmesine sessizce onay verdi. Aslında Sarkozy, işi kitabına uyduruyordu. Zorla sınır dışı yoktu, büyükler 300, çocuklar 100 Euro alarak kendi istekleriyle ülkelerine dönüyordu.

İSVEÇ MODELİ

Aslında İsveç modeli dikkate alınsa Romanlar meselesi çözülmüş olacaktı. 1960 öncesinde İsveç’te de Romanlar ‘bütün kötülüklerin anası’ olarak görülüyordu. Mesleksiz Romanlar, sürekli yer değiştirerek İsveç’te tutunmaya çalışıyordu. Okullar Roman çocuklarını kabul etmiyor, kimlikleri deşifre olan Romanlar belediyeler tarafından şehir dışına atılıyordu. 1960’ta politika değişikliğine giden İsveç hükümeti, Romanları topluma entegre etmenin yolunu, bu insanları bir meslek sahibi yaparak buldu. Gelir sahibi olanlar artık dilenmek ya da hırsızlık yapmak zorunda değildi. Bugün İsveç’te 50 bin Roman yaşıyor. İsveç, onları resmen azınlık olarak tanıdığı için, diğer ülke vatandaşlarına tanınan tüm imkânlardan Romanlar da istifade ediyor.

Romanların haklarını savunmak için kurulan Avrupa Roman Hakları Merkezi’ne (ERRC) göre, AB ülkeleri Romanları ‘güvenlik problemi’ olarak gördüğü için onların sorunlarına eğilmeyi gereksiz buluyor. ‘Romanlar kendilerini güvende hissetse ve sosyal imkânlara sahip olsa neden dilensinler?’ diye soran ERRC, AB ülkelerinin İsveç’i örnek almasını istiyor.

Yıllarca hor görülerek toplumdan uzak bir hayat süren Romanlar, medeniyetin beşiği Avrupa’da dışlanmaya devam ediyor. AB vatandaşı olmalarına rağmen ‘insan’ muamelesi görmüyorlar. Roman adı Avrupa’da hırsızlık, gasp ve işsizlikle eşdeğer olarak kullanılıyor.

 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin