Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde bir tabu yıkılırken…

Yorum | Ebubekir Işık

Trump yönetimi, Pastör Andrew Brunson’ın serbest bırakılmaması halinde uygulayacağını söylediği yaptırımları hayata geçirdi. ABD Hazine Bakanlığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün ABD’deki mal varlıkları ve mal varlıklarından elde edebilecekleri faiz gelirlerini dondurdu ve ABD vatandaşlarının bakanlarla herhangi bir iş ve işlem yapması yasaklandı.

***

Yaptırım uygulama kararı ABD Hazine Bakanlığı’nın Yabancı Varlıkların Kontrolü Bölümü (OFAC) tarafından, Küresel Magnitsky Yasası kapsamında tanınan yetkiler uyarınca alındı. Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Soylu ve Gül, Brunson’ın gözaltına alınması ve tutuklanmasının organize edilmesinin sorumluları olarak tanımlandı. Daha da önemlisi Gül ve Soylu’ya insan hakları ihlallerindeki rollerinden dolayı yaptırım uygulandığı ifade edildi.

***

Bazı analistler, somut olarak hayata geçirilemeyecek olan bu yaptırımların ağırlıklı olarak sembolik nitelik taşıyor olabileceğine dikkat çekse de, NATO üyesi bir ülkeye başka bir NATO üyesi ülke tarafından yaptırımlar uygulanması, Transatlantik ilişkilerin yaslandığı normlar açısından daha önce bir tabu (unthinkable) olarak kabul edilen son derece önemli bir eşiğin aşılması anlamına geliyor.

ABD ve AB: Yaptırım kararlarında ortak hareket eden iki müttefik

ABD ve Avrupa Birliği bugüne dek bir takım ülkelere ve yönetimlere dair yaptırım kararlarında genelde ortak hareket etmeyi Transatlantik ilişkilerin önemli bir parçası olarak gördü. Ortak alınan bu yaptırım kararlarına dair Kaddafi yönetimindeki Libya’ya ve özellikle Esad’lı Suriye’ye karşı alınan tedbirleri örnek göstermek mümkün.

***

Son yıllarda bu hususta atılan ortak adımlardan diğer bir kaçı ise şöyle. Örneğin, 2015 yılında Obama yönetimi Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesi sonrası birçok Rus siyasetçiyi ve iş adamını da kapsayan geniş kapsamlı bir yaptırım kararını hayata geçirmişti. Bu yaptırım kararı ilerleyen haftalarda büyük benzerlikler taşıyan ve Avrupa Birliği tarafından Rusya yönetimine karşı ilan edilen başka bir yaptırım kararı ile desteklenmişti.

***

Benzer şekilde Haziran 2018’de Nicolas Maduro’nun tekrar devlet başkanı seçilmesi ile beraber Avrupa Birliği aralarında siyasetçi ve bürokratlarında olduğu 11 Venezuelalı üst düzey isme yaptırım uygulamaya karar vermişti. İlginçtir, bu on bir isimden altı tanesi Ocak 2018’de Trump yönetimi tarafından da yaptırım kararına maruz kalmıştı.

İki Türk Bakana uygulanan yaptırım kararı ve Türkiye-AB ilişkileri

Avrupa Birliği yaptırımlarının önemli bir yekünü temel hak ve hürriyetlerin ihlali ile ilintili olarak karara bağlanmakta. Temel hak ve hürriyetlerle alakalı benzer bir yaptırım tartışmasının 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de yaşanan kitlesel insan hakları ihlallerine dair Brüksel’de kapalı kapılar ardında konuşulduğu Brüksel’in nabzını yakından takip eden bir takım gazeteciler tarafından da ifade edilmişti. Bu bağlamdan hareketle Avrupa Birliği Komisyonu, ismi insan hakları ihlallerine bulaşmış ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tarafından listelenmiş bazı Türk bürokratlara bir takım yaptırımların uygulanmasının mümkün olup olamayacağına dair tartışmalar yürüttüğü iddia edilmişti.

***

Böyle bir yaptırım uygulama kararının, yaptırımın muhattabı olan bürokratları ve sıralı amirlerini de kapsayacağı o dönem düşünülmüş, ismi insan hakları ihlallerine bulaşmış kişilerin Türkiye’de rahat etseler bile yurtdışı ile olan ilişkilerinin önemli ölçüde zarar göreceği endişesi taşıyacakları hesap edilmişti. Bu nedenle, bahsi geçen Türk bürokratların sebep oldukları insan hakları ihlallerini ivedilikle sonlandıracakları iddia edilmişti.

***

Fakat, Türkiye-Avrupa Birliği ortaklığında hayata geçmiş olan mülteci anlaşması başta olmak üzere, güvenlik, enerji alanında ki ortaklıklar ve Almanya gibi ülkelerin sahip olduğu geniş Türkiyeli göçmen kitlesini öne sürerek böylesi bir yaptırım kararının bir takım istenmeyen etkiler doğuracağını ifade etmesi, bu kararın uygulanmaması sonucunu doğurmuştu. Daha da önemlisi, böylesi bir karara yakın dönem AB-Türkiye ilişkileri çerçevesinde referansta bulunmak mümkün olmadığı için, fazlaca iddialı bulunmuştu.

Avrupa Birliği, yaptırım kararından ne dersler çıkaracak?

Esasen, Avrupa Birliği 2015 yılında yaşanan jet düşürme krizi sonrası Rusya’nın Türkiye’ye karşı uyguladığı yaptırımların ne kadar etkili olduğunu yakinen takip etmişti. Bu süreçte Putin’in ‘’neye mal olursa olsun, bu eylemin hesabını Türk yöneticilerden soracağız’’ şeklindeki dirayetli mesajlarının ve ardından ortaya konan yaptırım kararının Erdoğan yönetimine nasıl çark ettirdiği AB mahfillerinde dikkatle takip edilmişti.

***

Bu hafta ortasında benzer bir kararın NATO üyesi bir ülke tarafından başka bir NATO üyesi ülkeye karşı alınması, aslında AB-Türkiye ilişkilerinde daha önce hayale bile gelmeyen bir ihtimalin kapısının aralanabileceğinin, hatta uygulanabileceğinin imkan ve şeraitini ortaya koydu. Böylesi bir kararın, geleneksel olarak ABD ekseninde hareket eden orta ve doğu Avrupalı AB üyelerinin Ankara’ya dair tavırlarını nasıl etkileyeceğini düşünmekle beraber, özellikle Erdoğan yönetiminin problemli olduğu Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerle oluşabilecek önemli gerginlikler sonrasında, bu ülkelerin muhtemel bir yaptırım kararı teklifi ile Avrupa Birliği Konseyi’nin kapısını çalması artık daha muhtemel görünmekte.

***

Diğer taraftan, geleneksel olarak Türkiye’nin AB sürecini destekleyen ABD’nin, son alınan yaptırım kararından sonra bu geleneksel tavrında bir farklılığa gidip gitmeyeceği, kendisi ile birlikte hareket etmeye özen gösteren Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Romanya gibi ülkelerin Türkiye’nin AB sürecine dair yaklaşımlarında bir farklılık oluşturup oluşturmayacağını önümüzdeki dönemde daha rahat takip edebileceğiz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin