Atlantis’in yetimleri

YORUM | M. NEDİM HAZAR

-Saraybosna’daki ve tüm dünyadaki gariplere-

Esiriyiz hepimiz; maddenin dar hendesesinin… 

Derilerimiz, bedenlerimiz ruhu hapseden parmaklıklarımız… 

Halka halka genişleyen bir kuşatılmışlık var bir adım ötesinde. 

Ana, baba, evlat, iyal… Sahip olduğumuz her şeyin kölesine dönüşüyoruz mana perspektifini yitirince. Bir külçe gibi ayak bileğimize yapışıp tutsaklaştırıyor bizi mallarımız, mekânlarımız, makamlarımız; efendilerimiz…

Özgürleşmek; tüm bu dikenli telleri kesip atmak demek, hürriyet; bu şeffaf prangalardan kurtulmak.

Bu nedenle gidişler önemli, gitmek; sahib-i aslisine doğru bir adım atmak. Soyunmak tüm kabuklardan, arınmak tüm fazlalıklardan.

İş bu nedenledir ki, gidenlere değil kalanlara acımak lazım her zaman.

Ne ki; bekleyen olmak da güzel, o ayrı bir fasıl.

Gurbet genişlemek demek. Zamanı ve mekânı genişletmek. Vatanı ve sevdayı. Ufku halka halka büyütüp, derinliği fersah fersah kulaçlamak.

Böyle, bir ayağı tutuklu benim gibiler için belki söylemek kolay tabii, ama her babayiğidin harcı değil elbette gariplik.

Sevda işi, aşk işi. Ki biz, bir yetime vurgun öksüzleriyiz Atlantis’in…

Gurbeti dönmek için değil, sıla etmek için arşınlayanların nesliyiz. Sevdamız garip, yolumuz gariplerin yolu.

Gördüğümüz her ufuk bizim rengimize dönene, bilmediğimiz her dil bilinene, yetişemediğimiz her yürek avuçlanana kadardır süresi gurbetimizin. Biliriz ki, dünya gurbetimizdir esasında. Biz gerçek vatanı buralarda arayanlardan değiliz! Başka bahçelere açılır ruhlarımızın kapısı, baharlarımız buranın fani mevsimlerinden sonra gelmez. Sahici baharların meftunuyuz.

Mıhlandığımız sahil ferahfeza ummanlara açılır.

Sırtımızdaki küngün ağırlığını biliriz ve yine biliriz ki, esasen haddimiz değildir taşıdığımız sıklet. Ufkumuzda dörtnala giden başları bulutlara değen atlılardadır hayallerimiz. Biz dursak bile atlarımız durmaz, çok iyi bilenlerdeniz.

Kabul, kimsesizken, yalnızken, uzaklardayken ara ara kolaçan eder bizi ruhumuz. Derin bir yalnızlığın verdiği ürpertiyle titreriz. Bir damla yaş belirir gözlerimizde. Hayallerimizin ucundan sızan ana olur, yâr olur, geçici vatan olur… Hüzünbazlık reddettiğimiz bir şey değildir, ki hüzün yakışır en çok gurbet ehline.

Atlarımızın ayakları hep ıslaktır gözlerimiz gibi. Biz yangınları gemilerde çıkarmaya alışmışızdır artık. Değince hüznümüze başka bir garibin hüznü, gözbebeklerimiz bayram musafahası eder usulca. ‘Sen de’ deriz, ‘Sen de yakmışsın mesafeleri…’

Kimseden ödül beklemeyiz, ensemizi kimse okşamasa da olur, varsın takdirleri, aferinleri başkası alsın. Varsın başkası caka satsın üzerine kirli duman çökmüş Atlantis’te. Ve hatta, hırpalasınlar; gönülleri sağ olsun. İncitsinler hatta, ağlatsınlar ne olacak?

Biz, ‘Yetimler Yetimi’nin saçlarımızı okşamasına bin gurbet daha feda ederiz. Milyon hasret daha çekeriz, yeter ki, gariplerle uyanalım, diye. İlki değiliz ki bu sevda kervanının sonuncusu olalım!

Kolay sanmayın sakın, yolların çilesini, gurbetin ızdırabını bilen bilir. Ve hasret demek neymiş, bildiğinizden de çok emin olmayın bir garibin halini görmeden. Belki çok anlamlı gelmez bu hüzünlü mırıltılarım, çok mana ifade etmez kelimelerim. Ama bilen bilir, bunun idrakindeyiz. Tanıyan da vardır şüphesiz: ‘Sen onları simalarından tanırsın…’

Hasılı;

Yetimiz, garibiz, gurbetteyiz…

2 YORUMLAR

  1. Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem, Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin