Arap Baharı’ndan Türk Kışı’na!

YORUM | ALPER ENDER FIRAT 

Türkiye’nin hinterlandında son on yılda meydana gelen olaylara bütüncül bir gözle bakmakta fayda var. 15 Temmuz sonrası Türkiye’sini, Arap Baharı’yla birlikte okumak, onunla ilişkisini anlamak fotoğrafı çok daha iyi görmemizi sağlayacaktır.

Hatırlayacaksınız AKP’nin ilk yıllarından 12 Haziran 2011 seçimlerine kadar geçen zamanda yıldızı her geçen gün parlayan bir Türkiye vardı. Ekonomik gelişmenin yanı sıra devlet içindeki suç şebekelerinden de arınıyordu.

Yargı, devletteki Gladio tarzı yapıların üzerine kararlılıkla gidiyordu. ‘Rutin dışı’ faaliyetlerle kaos oluşturanlar, devletten temizlendikçe, memleket faili meçhul olaylara karıştırılmaktan, cendere altında tutulmaktan kurtulmuştu.

Devlet, içindeki çeteler ayıklanırken diğer yandan, küskün toplum katmanlarıyla barışmaya çabalıyordu.

Ekonomisi düzeliyor, hukuk ve güvenlik alanındaki adımlar en azından kendi coğrafyasında Türkiye’yi artan bir ivme ile cazibe merkezi haline getiriyordu. Türkiye bütün komşuları hatta Orta Doğu, Balkanlar ve Türk Cumhuriyetleri nezdinde çok popüler bir ülke olmuştu.

İşte tam bu zamanlarda Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da Arap Baharı denen olaylar başladı. İlk başlarda hepimiz bu bölgelerin Türkiye’yi kendine örnek alarak demokratik devrimler yapacağını düşünüyorduk. Başlayan olaylar Türkiye’nin yakaladığı demokratikleşme ivmesinin bu bölgelerdeki birer yansıması olabilirdi. Ortadoğu Coğrafyasına demokrasi ve hukukun geleceğini, despotik yönetimlerin bu sayede son bulacağı zannına kapıldık.

Aslında ‘ne baharı görmüyor musunuz buz gibi kış’ diye ikaz eden olmuştu ama baharın yalancı meltemine hepimiz öylesine kapılmıştık ki üzerimize gelen kışı fark edemedik.

Sonuçta Arap Baharı, şiddetli bir kışa döndü, pek çok ülke de eski rejimleri yıktı ama yerine ne demokrasi getirdi ne de hukuk. Hatta bazı ülkelerde daha kötüsü oldu, diktatörlük yerini iç savaş ve kaosa bıraktı.

Batılı devletlerin de yardımıyla eski rejimler yıkılmıştı ama yeni bir şey inşa edilmediğinden yerini ölümlere, yıkımlara, kargaşaya bırakmıştı. Libya’nın Fransız savaş uçaklarıyla nasıl bombalandığını ve Kaddafi iktidarının ortadan kalkması için nasıl devreye girdiğini hatırlayın.

Arap Baharı değil şiddetli bir Arap kışı olduğunu anlamamız çok uzun sürmedi. Ama bu kış Ortadoğu ile sınırlı kalmayacaktı. Arap Baharı zamanında başlayan Suriye İç Savaşı Türkiye’yi de içine alan bir bataklığa dönüşecekti. Suriye bir bataklığa dönüşürken, içerideki bazı unsurlar Türkiye’yi de bu bataklığın içine boğazına kadar soktu.

Recep T. Erdoğan ve şürekası bir taraftan Reza Zarrab ile hayal bile edemeyecekleri akçeli işlere girerken, bir yandan da Suriye’de oluşan gri alanda ‘rutin dışı’ faaliyetler için uygun ortamı bulmuştu. AKP Hükümeti bir yandan Reza’nın verdiği yemi yutmuş bir yandan da kulağına üflenen yeni Osmanlı ham-hamasetiyle ölümcül bir rüyaya dalmıştı. Emevi Camii’nde Cuma kılmak için çıktıkları yolda büyük bir bataklığa saplanmışlardı.

Hatırlayacaksınız, Türk Devletini bu hain tuzaktan kurtarmak için hayatlarını hiçe sayarak çırpınan polis, asker, savcı ve hakimler bir bir yakalanıp hapse atıldı. Artık işler 180 derece tersine dönmüş, Türkiye birkaç sene önce herkesin gıpta ile baktığı yükselen yıldız olmaktan çıkmış, bataklık gülüne dönmüştü.

Türkiye’yi yöneten ekip işlediği her bir suçu örtbas edebilmek için daha büyük suçlar işlemeye başlamıştı. Artık hem Türk kanunlarında, hem de uluslararası hukukta ağır suç sayılan işleri rahatlıkla yapıyordu.

Suça bulaştıkça agresifleşen, agresifleştikçe de suça batan Türkiye daha önce kendisine gıpta ile bakan Mısır, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Ürdün, Avrupa Birliği ülkeleri, ABD, Yunanistan, Ermenistan gibi ülkelerle kanlı bıçaklı hale gelmişti.

Türkiye’ye asıl öldürücü darbe ise 15 Temmuz tiyatrosu ile vuruldu. Yüzbinlerce kamu çalışanı, ülkenin en zeki akademisyenleri, askerleri, hakim ve savcıları, öğretmenleri, doktorları bir gecede görevden uzaklaştırıldılar. Ülkenin en kaymak beyinleri ahmakça gerekçelerle hapislere atıldılar. Binlercesi de ülkeyi hem fiziken, hem de ruhen terk etti. Ülkenin beyni göçmüştü.

İslam’ı çağa en uygun yorumlayan bir düşünceye en ağır darbeler indirilirken, İslam adına(!) kafa kesenlerin önü açılmış, Suriye’de yetiştirdikleri teröristler sayesinde İslam terör ile yapışık hale getirilmişti. 

Böylece Türkiye sadece Ortadoğu’da değil, bütün dünyada itibarını sıfırlamış, hiçbir etkinliği kalmamış, kimsenin itibar etmediği Kuzey Kore’den bir tık yukarıda bir ülke haline geldi. Kavgayı her ne kadar AKP hükümeti ediyor olsa da faturayı bütün Türkiye ve Anadolu misyonu ödüyordu. Bir zamanlar gıpta edilen ülke artık yüzüne bakılmaz hale getirilmişti.

Recep T. Erdoğan ve şürekası, kutsal bildiğimiz ne kadar değer varsa hepsini çarçur edip kimsenin yanına yaklaşamayacağı hale getirdi. Zarar vermediği, mundar etmediği tek bir haklı dava bırakmadı.

Garip olan şeyse bütün bunları yapan kişinin Batı başkentlerinde itibar görüyor olmasıdır. İngiltere Kraliçesi tarafından saraylarda ağırlanan Recep T. Erdoğan’a ne zaman başı sıkışsa ya el altından ya da Katar üzerinden nefes borusu uzatılıp yardım ediliyor. İktidarı ne zaman ölmeye yüz tutsa hemen bir suni teneffüsle hayata döndürülüyor.

Türkiye’nin beyin ölümünün gerçekleştirildiği 15 Temmuz gecesi ne oldu, bu konu hala her şeyiyle belirsiz. Yıllardır Türkiye’yi adım adım izleyen Batılı ülkeler bu konuda ağzını açıp tek bir kelime etmiyor.

Ancak bu işte ki Batı parmağı artık daha yüksek sesle dillendirilmeye başlanmadı değil. Rusya analisti Kerim Has’ın yazdığı gibi 15 Temmuz’daki İngiliz parmağı Rusya’da çok daha yüksek sesle yazılıp çiziliyor.

Bu konuyla ilgili şimdilik elimde somut bir bilgi yok ancak şu soruya vereceğimiz cevap arkadaki faili de ortaya çıkaracaktır.

Kaynaklarını hırsızların elinde tüketmiş, itibarsız, her pazarlığa açık hale gelmiş bir Türkiye kimlerin işine yarar? Hiçbir masada kendine yer bulamayan Ortadoğu’da, on kuruşluk itibarı kalmamış, artık hiçbir değer üretemeyen, her konuda sıfırı tüketmiş bir ülke en çok kimlerin işini kolaylaştırır. Bu soruya vereceğimiz cevap özellikle İngiltere gibi Batılı ülkelerin her sıkıştığında Erdoğan’ın yardımına niye koştuğunu daha iyi açıklayacaktır.

Arap Baharı başlarken onlar Türkiye’ye benzeyecek beklentisi vardı; sonunda biz dört başı mamur bir Ortadoğu diktası oluverdik. Ve Erdoğan’a bu imkanı 15 Temmuz sundu.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin