Allah sizinle beraber… Ya siz kiminle?

YORUM | ABDULLAH SALİH GÜVEN

Gerçeğe, hakikat-i hale mutabık olmayan beyana verilen isim yalan demiştik geçen yazımızda ve ilavede bulunmuştuk, ilm-i İlahiye muhalif olan beyana da yalan denir.

Yalanın Arapçadaki karşılığı kezib.

280 yerde geçiyor türevleri ile birlikte kezib kelimesi Kur’an’da.

“Yalan, kafir ve münafık sıfatıdır” derken en önemli dayanaklarımızdan birisi işte bu ayetler.

Bazıları müstesna şahıslardan bağımsız olarak anlatıyor bir çok ayetinde Kur’an bu hakikati bize.

Hz. Peygamberin yaşadığı toplumda karşılığı da var.

Kendisi ile muhatap olan kafir ve münafıkların yalanları yani.

Bazıları ise peygamber kıssalarında yer alıyor.

Demek ki Efendimizden önceki peygamberlerin de yüz yüze geldiği bir gerçek yalan.

 

BEDİÜZZAMAN SÖZÜNE ŞERH DÜŞER MİYDİ?

Bediüzzaman’ın “Yalan bir lafz-ı kafirdir” sözü aklıma geldi şimdi.

Doğrudur.

Kur’an’ın beyanlarından, Hz. Peygamber pratiğinden  anladığımız kadarıyla tarihi gerçeklerle örtüştüğü için söylüyor bunu.

Kendi tecrübeleri de vardır mutlaka.

Ama bu demek değildir ki her kafir yalan söyler.

İnsanlık tarihinin şahit olduğu özü-sözü bir, söylemi eylemini, eylemi söylemini yalanlamayan nice kafirler de var.

Günümüzde de farklı değil.

Bazı müslümanların ‘kafir-gavur’ dediği insanlar yalandan, yılandan-çıyandan kaçar gibi kaçıyorlar şahsi hayatlarında.

Sayıları da üçle, beşle sınırlı değil.

Yüzlerce, binlerce, milyonlarca.

Üstelik bazı gayri müslim ülkelerde yalan söylememe ahlaki bir değer ya da fazilet olmanın ötesinde sosyal hayatın ve idari sistemin bir parçası haline gelmiş.

Hukuki düzlemde cezai yaptırımlara konu edilmiş.

Bu açıdan bakınca kendi kendime diyorum: Bediüzzaman bugünleri görseydi, en azından benim şahit olduğum şeylere şahit olsaydı “Yalan bir lafz-ı kafirdir” tesbitine şerh düşer miydi?

Tarihi gerçeklik böyle ama günümüzde nice şahıslar, nice kurumlar, nice sistemler var ki inanç düzleminde kafir ya da ehl-i kitap oldukları halde yalan söylemiyor; bunu ahlaki olarak ayıp, hukuki olarak suç kabul ediyorlar der miydi?

Ardından madalyonun öte tarafını çevirip yalan karşısında bunlar ölçüsünde hassas davranmayan, yalan söylememeyi değil söylemi ahlaki erdem sayan müslümanlardan bahis açar mıydı?

Hatta yalan söylemeyi sistematik hale getiren, söylememeyi ahmaklık sayan, ‘yalandan kım ölmüş’ diyen Müslümanlara işarette bulunur muydu?

“Yalan şu içinde yaşadığımız ülkede bir lafz-i mümin haline geldi.” diye yazar mıydı?

Bence derdi, açardı, bulunurdu ve yazardı.

Hele onun sistematik haline gelmesini, haramları helal, helalleri haram haline getirdiklerini, bu yalanlarla kadınıyla-erkeğiyle, babasıyla-annesiyle, dedesiyle-ninesiyle, çoluğuyla-çocuğuyla yüz binlerce masum insana zulmedildiğini veya bu zulümlerin oluşmasına sebebiyet verildiğini görseydi zannederim çok daha öte şeyler söylerdi.

 

TOPLUMSALLAŞAN YALAN

Pekâlâ, peynir ekmek yeme içme kolaylığı içinde yalan söyleyen bu Müslümanların hali nice olur?

Hali nice olur derken ihtimal dünya ve ukbadaki akıbetleri kast ediyorum.

Bilemem.

Hiç kimse de bilemez.

Gaybı, Allah’tan başka kimse bilmez çünkü.

Beşerî tecrübeyle, tarih okumaları ile dünyevi akıbetleri adına tahminlerde bulunulabilir.

Ama keskin ifadelerle kesin ve keskin bir şey söylemek benim haddimi aşar.

Ahirete gelince, zaten onu sadece Allah bilir.

Fakat şu kadarını diyebilirim; yalan ve yalanlar üzerine kurulu sistemle helalleri haram, haramları helal yapmak, nice masum insanları göz yaşı deryalarında boğmanın günah olduğu kesin.

Bu bağlamda Hocaefendi’nin şu tesbitinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Zira, yaşanan bir gerçekliğe temas ediyor:

“Yalan, ilk nazarda ferdî bir günâh gibi görünebilir. Sathî bakıldığında bu, bir bakıma doğrudur da. Ama yalanın bir de topluma yansıyan yanı vardır ki, bu durumda umumun hukuku devreye girer ve dolayısıyla yalan, topluma karşı işlenmiş bir cürüm hâline gelir. Diğer taraftan yalana açık bir insan, başkalarını aldatma ve kandırma gibi zaaflara da açık demektir. Bu yönüyle de yalana sadece ferdî bir günah nazarıyla bakmak doğru değildir. Hele uydurulan bir yalan, topluma mâl edilmişse, elbette böyle bir cürmün ferdî bir günah olarak düşünülmesi kat’iyen doğru değildir. Nitekim günümüzde kitleler böyle yalanlarla yönlendirilmekte ve bu da, yalanın revaç bulmasına sebebiyet vermektedir. Hatta bugün, kitleler yalanla o kadar içli dışlı hâle gelmişlerdir ki, bir sözün yalan olduğu bilindiği zamanlarda bile, kitlelerden gerektiği kadar tepki almamaktadır.”

Üç nokta tespit ettim ben burada.

Bir: Gerçeğe muhalif çeşidiyle yalana ferdi günah denilemez. Çünkü onun topluma yansımaları ve toplumun menfi manadaki etkilenmeleri onu ferdi olmaktan çıkarır.

İki: Yalan söyleyen insan başkalarını aldatmaya ve kandırmaya açık demektir. Hele bunu adet edindiyse, fıtratının bir parçası haline getirdiyse, bunu yıllarca devam ettirdiyse yalana nasıl ferdi günah diyeceksiniz ki?

Üç: Yalanın toplumda revaç bulması, bırakın karşı çıkmayı örnek alınması veya en azından insanların yalan karışışında duyarsızlaşması.

Hocaefendi meramını “toplum” diyerek çok geniş bir daire üzerinden anlatmış.

 

ALLAH SİZİNLE BERABER Mİ?

Siz isterseniz daireyi daraltabilirsiniz.

Üç tane insanın biraya gelmesi ile oluşan her türlü topluluğa aynı değerlendirmeleri teşmil edebilirsiniz.

Söz gelimi aile diyebilirsiniz.

Aşiret, klan, cemaat, tarikat, örgüt, birlik diyebilirsiniz.

Değişen hiçbir şey olmaz.

Burada en acı olan ne biliyor musunuz, yukarıda da ifade ettiğim bütün bunlarda failin de mef’ulun de, öznenin de nesnenin de Müslüman olması.

Şöyle mi desem daha iyi acaba: Müslüman olduğunu söyleyen, iddia eden, namazıyla-niyazıyla, giyimiyle-kuşamıyla Müslüman gibi yaşayan insanın/insanların bunu yapması.

Bunu yalan nifak ilişkisi başlığıyla bir sonraki yazımda ele alacağım nasip olursa.

Ama şimdilik şu kadar söyleyeyim; Allah nerede?

Hani O, bizim inancımızda ‘biz nerede bulunursak bulunalım bizimle beraberdi?’

‘Siz nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir.’ ayeti bunu anlatıyordu?

El-hak doğru. Ayet doğruyu, gerçeği, hakikati söylüyor.

Siz nerede bulunursak bulunun, O sizinle beraber.

Biz nerede bulunursak bulunalım, O bizimle beraber.

Pekâlâ siz kiminle berabersiniz?

Biz kiminle beraberiz?

İşte asıl can yakıcı soru bu ve soracaklar bunu sana, bana, bize, size, hepimize.

Allah sizinle beraberdi, pekâlâ ya siz kiminle diyecekler?

Beraber olduğunuz her kimse, o mu size yalan söylemeyi emretti yoksa diyecekler?

İnanmıyor musunuz?

Ahirete gidince görürsünüz…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin