AKP’nin ve Diyanet’in din istismarı [Dini kim istismar ediyor-2]

YORUM | Dr. YÜKSEL ÇAYIROĞLU

Tarihte yaşanan hâdiselere bakıldığında, özellikle zorba ve zalim yöneticiler tarafından dinin defaatle istismara konu edildiği görülür. Mesela Emevi ve Abbasi halifelerinin, otoritelerini güçlendirme adına “Allah’ın halifesi”, “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” gibi lakaplar kullanmaları bunun çarpıcı misallerinden biridir. Sıffin savaşında yaşanan hakem olayı da aynı minvalde değerlendirilebilir. Zira Muaviye taraftarları, muhaliflerini barışa zorlamak için, mızraklarının ucuna taktıkları Kur’an sayfalarıyla dini istismar etmişlerdir.

Aynı şekilde güç ve iktidarın kaynağını göklerde arayan bütün teokratik sistemler, kendini kutsal bir zırha bürüyerek her türlü eleştiri ve sorgulamanın önünü alan bütün despotlar dini istismar etmişlerdir. İmamların ilahî nasla tayin edildiğine inanan ve onları masum gören Şia, dini istismar etmiştir. Ortaçağ boyunca bütün sosyal, siyasi ve dinî alanları hegemonyası altına alan ve büyük servetlerin sahibi olan Kilise, çok boyutlu ve sistematik bir din istismarı yapmıştır. Emevilerin sırf muhaliflerini itibarsızlaştırma ve yok etme adına bizatihi hutbelerden Şia’ya yönelttikleri ağır eleştiri ve hakaretler de din istismarının diğer bir örneğidir. 

Maalesef zorba yöneticilerin, muhaliflerini diskalifiye etme ve düşmanlarını yok etme adına kullandıkları en önemli silahlardan birisi, din istismarı olagelmiştir. Onlar öncelikle ezmek ve yok etmek istedikleri şahıs veya grupların dindarlıklarını ve din anlayışlarını sorgulamaya açmış, onların dinî ve entelektüel otoriteleri hakkında şüphe uyarmış, arkasından onları tadlil ve tekfir etmiş, sonrasında da devletin devasa güç ve şiddet aygıtlarıyla onları ezmişlerdir. 

Kısaca tarih boyunca dini, siyasi emellerine alet eden, dinin sağladığı meşru otoriteyi şahsî nüfuzuna dönüştüren ve böylece siyaseti ve devleti soysuzlaştıran din istismarcıları hiç eksik olmamıştır.

AKP’nin Din İstismarı

Günümüzde de bu durum değişmemiştir. Dindarlığın prim yaptığı bütün ülkelerde, politikacıların halka dindar pozlar vermeleri, kendilerini dinin ve Müslümanların hamisi gibi göstermeleri sıklıkla karşılaşılan örneklerdir. Onlar, kâh ellerinde Kur’an’la miting meydanlarına çıkarak, kâh cami pozları vererek, kâh dillerinden mukaddes değerleri düşürmeyerek halkı aldatmaya çalışmışlardır. Hatta her fırsatta dini, toplumsal ve siyasal hayattan tecrit etmeye çalışan ve dine karşı olabildiğince mesafeli duran politikacılar dahi, kendilerini halka kabul ettirebilmek için yer yer dinin meşrulaştırıcı gücünden istifade etmeye çalışmışlardır. 

Özellikle 2010 yılından sonra Erdoğan ve AKP iktidarı da hem iktidarlarının bekasını temin edebilme hem de muhaliflerini cezalandırabilme adına sistematik bir din istismarına giriştiler. Bu din istismarı bazen bizzat siyasiler, bazen de arkalarına aldıkları Diyanet eliyle gerçekleşti. Köşe bucak açtıkları imam hatip ve ilahiyatlarla, kendilerine biat eden cemaatlere sundukları sınırsız destekle, Diyaneti AKP’nin gölge sözcüsü hâline getirmekle, Erdoğan’ı İslâm halifesi, hükümeti de Müslümanların hamisi gibi göstermekle, dinî özgürlüklerin önündeki baskıcı uygulamaları kaldırma vaatleriyle sürekli dindarlıklarını oya tahvil etmeyi hedeflediler. İlahiyatçı hocalardan aldıkları fetvalarla konumlarını güçlendirmeye, kanun ve ahlak dışı politika ve icraatlarını meşrulaştırmaya çalıştılar. 

Din istismarı için, dönemin AKP Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz’ın, “Belediye başkan adayı Hilmi Bilgin’e vereceğiniz destek, kıyamet günü beraat belgelerinizden biri olacak.” şeklindeki sözünden daha iyi bir örnek gösterilebilir mi? AKP İstanbul milletvekili Oktay Saral’ın, “Allah, Başbakanımızı bizim başımıza nasip ettiği için her gün iki rekat şükür namazı kılmamız gerekir.” şeklindeki sözü bir din istismarı değil midir? AKP Çorum Milletvekili Murat Yıldırım’ın, Erdoğan’ı ümmetin lideri olarak ilân etmesine ne demek gerekir? AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in, “Erdoğan’a dokunmak bile ibadettir.” sözünü açıklamak için “din istismarı” kavramı bile yetersiz kalmaz mı? AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan, “Erdoğan, Allah’ın tüm vasıflarını üstünde toplayan bir lider.” şeklindeki sözüyle neyi amaçlamaktadır? Başbakan’ın sözünü peygamber sünneti olarak takdim eden AKP Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’ın dini siyaset alet etmediği söylenebilir mi? Egemen Bağış’ın, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük liderinin doğmasına vesile olduğu” iddiasıyla Rize, İstanbul ve Siirt’i mübarek ilan eden sözlerini nereye koyacağız?

Bütün bunların yanında Yasin Aktay’ın, “Erdoğan’ı görünce salavat getiririz”, Efkan Ala’nın, “Peygamber hata yaptı, biz yapmadık.”, Metin Külünk’ün, “Peygamberin de diploması yoktu.” şeklindeki sözleri dinin, siyasi emeller uğruna araçsallaştırılması değil midir?

Peki, bir kısmı İslâm itikadı açısından son derece problemli olan bütün bu sözlere iktidarın ve Diyanet mensuplarının sessiz kalmasını nasıl izah edeceğiz? Malum olduğu üzere fıkıhta genel bir kaide vardır: “Ma’raz-ı hacette sükût beyandır.” Yani bir kişi konuşması gerektiği yerde konuşmazsa bu, ikrar sayılır.

AKP’nin siyasal hedeflerine ulaşması adına dini payanda yapanlar elbette sadece milletvekilleri değildir. Pek çok ilahiyatçı da bu koroya eşlik etmiştir. Mesela Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın’ın şu sözlerini misal verebiliriz: “İslamî olarak cumhurbaşkanına itaat etmek farzı ayın’dır. Karşı gelmek de harpten kaçmak manasına gelir, haramdır.” 

Aynı şekilde medyada sıkça karşılaştığımız falan partiye oy vermek farzdır, filan partiye oy vermek haramdır, şeklindeki sözler de dinin siyasallaşmasının ve bir partinin hizmetine sunulmasının çarpıcı birer misalidir. Daha önceki yazılarımızda Hayrettin Karaman’ın doğrudan AKP iktidarını destekleyen fetva ve görüşleri üzerinde yeterince durduğumuz için burada tekrar ona yer vermiyoruz.

Diyanet’in Din İstismarı

Diyanet ise AKP’nin din istismarını anlama adına hassaten üzerinde durmayı hak ediyor.  Diyanetin temel kuruluş amacı, dini kontrol altında tutmaktır. Bunun yanında Diyanet, farklı hükümetler tarafından zaman zaman devlet politikalarını meşrulaştırma aracı olarak da kullanılmıştır. Fakat AKP zamanında özellikle Mehmet Görmez’le birlikte tamamıyla hükümetin güdümüne girmiş ve parti teşkilatı gibi çalışmaya başlamıştır. Televizyon kanalları, gazeteler, sosyal medyada aktif olan trol ordusu, devlet destekli diziler ve AKP il ve ilçe teşkilatlarının yanı sıra Diyanet kurumu da hükümetin en önemli propaganda araçlarından biri haline gelmiştir. AKP hükümeti zamanında, tarihinde devletten en büyük maddi desteği alan Diyanet İşleri, yaptığı basın açıklamalarıyla, Cuma hutbeleriyle ve yayın organlarıyla sürekli maşeri vicdanı hükümet politikalarına uygun olarak şekillendirmeye çalışmıştır.

Hiç şüphesiz Diyanet’in hükümete verdiği en büyük destek, AKP’nin Hizmet hareketine karşı başlatmış olduğu cadı avına dinî bir meşruiyet kılıfı giydirmeye çalışması olmuştur.  17-25 Aralıkta ortaya saçılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonları hakkında tek kelime etmeyen/edemeyen Diyanet, dinî-ahlakî yapısı müsellem bir hareketi kamusal vicdanda mahkum etme adına her türlü algı operasyonuna başvurmuştur. Bazen üstü örtük mesajlarıyla, bazen ima ve göndermeleriyle, bazen de açıktan hedef alarak, halkın zihnine ve gönlüne hizmetfobia duygu ve düşüncesini ilmik ilmik işlemiştir. 

Bir taraftan Müslümanları birlik ve beraberliğe çağırmış, onlara din kardeşliğini hatırlatmış, tekfirciliğin zararları üzerinde durmuş; fakat diğer taraftan ülke insanı üzerinde çok büyük emekleri olan bir Hareketin mensuplarına karşı oldukça ayrıştırıcı ve bölücü bir dil kullanmada hiçbir beis görmemiştir. Fasık, fitneci, bozguncu ve münafıklar hakkında nazil olmuş bir çok ayeti Hizmet mensuplarıyla ilişkilendirerek, sürekli onlara karşı kin ve nefret duyguları aşılamıştır. 

Kısacası siyasilerin günahları ve yanlışları karşısında ağzını bıçak açmayan, hatta bunları normalleştirmeye ve meşrulaştırmaya çalışan Diyanet, sahip olduğu bütün güç ve imkânları, küresel ölçekte etkili olan dinî, sosyal ve entelektüel bir hareketi bitirme istikametinde seferber etmiştir. Neticede gerek siyasi iktidar gerekse Diyanet teşkilatı, din istismarı alanında çalışma yapacaklar için arkalarında muazzam bir vaka örneği bırakmışlardır.

Dinin siyasete alet edilmesinin ve din istismarının âlâsını yapan Diyanet’in, sürekli Hizmet hareketini din istismarıyla suçlaması ise herhalde psikolojideki “yansıtma” tekniğiyle izah edilebilir. Tıpkı siyasi irade gibi Diyanet de, kendisinde bulunan kusur ve hataları Hizmet hareketine yamamak suretiyle bir taraftan vicdanını rahatlatmaya, diğer yandan da kusurlarını gizlemeye çalışmıştır.

Devam edececeğiz…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin