AKP, kadın ve Türkiye

YORUM | UĞUR TEZCAN

Erdoğan liderliğindeki AKP, içine bulaştığı suçlar nedeniyle artık içinden çıkamayacağı bir kısır döngü bataklığına batmış durumda. Hiçbir kalkınma planı da yok. Günü kurtarma endeksli polemiklerden, yırtıklara yama yaparak yola devam etme anlayışından ve sürekli olarak algı, yalan ve kaos üretme telaşından başka yapabileceği bir şey kalmadı artık.

Son günlerini sürekli demagoji üreterek ve enerji tüketerek geçirecekler. Tabi o arada kendileriyle birlikte ekonomiyi ve ülkenin geleceğini de eritip bitirecekler. Bu, şüphesiz ülke adına içinden çıkılması güç büyük bir kısır döngü yaratıyor!

Kadınlar konusunda da durum aynı. Lafa kanıp İslamcıları dinlerseniz eğer, kadının toplum için önemi hakkında bir sürü beylik laflar dinlersiniz. Hadisler, menkıbeler de sıralayıp dururlar hatta bu uğurda. Oysa pratikte durum hiç de öyle değildir. “Başörtülü bacı” konusunu bile sırf istismar amacı olarak kullanan ve bu sayede kendine siyaset ve oy kanalları açan İslamcı bir parti bugün geldiği nokta itibarı ile eğitimli “başörtülü” kadını toplumdan sadece silmekle kalmadı, onları zindanlarda çürütüp, çıplak aramalara ve tecavüzlere de maruz bıraktı. Evet! Çok ciddi bir iddiada bulunduğumun farkındayım, ancak kanaatim hep o yönde. Bugün Erdoğan ve İslamcı görünen aslen mafyalaşmış olan AKP, dünya üzerinde, toplumda hak ettiği konuma gelmeye çalışan eğitimli Müslüman kadının en büyük düşmanıdır. IŞİD’den, Taliban’dan ve El Kaide’den çok daha zararlıdır hatta. Bu konuda, İran İslamcılığı ve Arap Siyasi Selefizmi ile at başı yarışmaktalar.

Kadın kavramı Erdoğan açısından sadece oy potansiyeli yönüyle bir anlam ifade ediyor. Onlar için yalnızca oy verme ve oy toplama kapasitesi olan partili kadın kavramı var. Konuşmalarında hep “partide kadınlara yer açtık” demesi ondan. Sürekli, “Cennet anaların ayakları altındadır” klişelerine sığınan aynı AK Partililer bugün Müslüman anneleri bebekleriyle birlikte haksız yere hapse tıkıyorlar veya onları Meriç nehrinden kaçarken boğulmaya zorluyorlar hem de büyük bir vicdansızlıkla!

Erdoğan ve AKP, yukarıda işaret ettiğim gibi, kadına salt nesnel bir amaç yüklüyorlar. Bir özne olarak kadın hiç umurlarında değil. “Cennet anaların ayakları altındadır” dışında öznesi kadın olan başka bir cümle kuramayacak düzeyde bir anlayış ve pratikle ilerliyorlar.

Onun haricinde; yaklaşık yirmi yıldır iktidarda olan bir parti olarak kadının durumunu iyileştirici hiçbir kalıcı ve etkin gelişmeye imza atamadılar. Hatta iddia ediyorum, az önce ‘partili kadın’ olarak nitelendirdiğim kesim içerisinden bir grup mütedeyyin “başörtülü” kadınlar çıksalar ve “Cemaatten de olsa artık masum Müslüman kadınlara hapishanelerde yaptığınız zulümlerden rahatsızız…” şeklinde bir tepkiye imza atsalar aynı gün onlar da ‘hain’ ve ‘Fetöcü’ ilan edilirler ve partiden soyutlanırlar. Erdoğan’ın algı operatörü gibi çalışan vitrin konumunda kullandığı “başörtülü” vekil ve gazeteciler de hemen karşı atağa geçerler. Çünkü AKP ve Erdoğan için “kullanılabilirlik” esastır. O çarka hizmet etmiyorsanız, zaten bir özne olarak hiçbir kıymetiniz olmadığı için, artık dışlanması ve had bildirilmesi gereken bir hedef haline gelirsiniz.

“AK Partili kadın” başlıklı son yazımdan sonra AKP ve kadın konusunda iki gelişme oldu. Birincisi ve en önemlisi; Erdoğan’ın durup dururken ani bir kararla daha önce kendisinin övünerek imzaladığı “İstanbul Sözleşmesini” iptal etmesiydi.

2011 yılında Avrupa Konseyi öncülüğünde uluslararası bir katılımla organize edilen ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” o zamanlar AKP öncülüğünde ‘ilaç gibi’ denilerek övgülerle bahsedilerek TBMM’de onaylanmıştı. Sözleşme geçenlerde ani bir kararname ile iptal edildi. Şimdi de AKP’nin algı operatörleri o övgülerin üzerini örtmek için “ilacın yan etkilerini gördük”, “zararlı”, “değerlerimize aykırı” şeklinde ifadeler kullanarak olayı aklamaya çalışıyorlar. Oysa her zaman olduğu gibi ortaya koydukları bir veri, sosyolojik bir neden veya gelişme sunmuyorlar.

Olan şu: 2011 yılında Batı’ya şirin görünmek için imzaladıkları anlaşmayı Erdoğan’ın her zaman yaptığı gibi at pazarlıklarına malzeme yapıyorlar. İstediklerini alamadıkları için veya tehdit amaçlı olarak yan çiziyorlar. Kadınlar da kadınların ihtiyaçları da hiç umurlarında değil. Tıpkı bir yandan Osmanlıcı ve Müslümanların hamisi gibi takılıp diğer yandan da Rusyacı ve Çinci refleksler (ekonomik dengelerden ve bağımlılıklardan ötürü) sergilemeleri ve Uygurlara uygulanan soykırıma göz kapatmaları gibi. Veya Suriye’den gelen mülteciler hakkında bir yandan “Ensar’ız” edebiyatı yaparken diğer yanda da onları Batı’ya karşı “üzerinize salarız” tehditleri altında para koparma amacıyla suistimal etmeleri ve onlara afedersiniz bir ‘it’ muamelesi yapmaları gibi… Aynı Suriyelilerin ülkelerinden göç etmelerinde ciddi sorumlulukları varken ve ona rağmen hala “Ensar” edebiyatı yapabiliyorken arka planda kendi vatandaşı olan eğitimli Müslüman Türklere soykırım uygulayan, onların ülkeden kaçmalarına sebep olan ar damarları çatlamış İslamcı siyasi bir ekolden bahsediyoruz!

Diğer bir gelişme de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla sarf ettikleri içi boş samimiyetsiz laflardı. Zalimlerin huyudur! Hangi konuda eleştiriliyorsa vicdanını bastırmak ve algı üreterek kusurlarını örtmek amacıyla çıkıp o konuda kendilerinin en örnek davranışlar sergileyen kişiler olduklarına insanları inandırmak isterler. Mesela ırkçı Trump’ın çıkıp; “gelmiş geçmiş başkanlar arasında bu konularda en iyi olan benim”, “ırkçı olacak en son kişi benim” demesi de böyle bir refleksin sonucudur.

Bir AKP’li kadın vekilin, “Eskiden [kadın olarak] önemli birilerinin eşi bile olamıyordunuz” şeklindeki içi boş açıklaması AKP’li zihniyetin kadına bakışının bir yansımasıdır. Yine Erdoğan’ın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü anısına çıkıp; “Bugün kadın varsa, AKP sayesindedir” diyebilmesi sosyolojik, ekonomik ve pratik anlamda hiçbir karşılığı olmayan beylik bir laftır. Partiye kadın üye alıp meclise kadın vekil sokmakla kadınların sorunları çözülmüyor. Şeklen yapılan makyajlarla gerçek sorunlar çözülemez; köklü reformlar yapmak gerekir. AKP’nin kadına olan genel bakışını zaten yukarıda özetledim. AKP’li kadın bir vekilin (Hülya Nergis) çıkıp sözleşmenin iptalini aklama sadedinde “kadına şiddette kadının hiç mi suçu yok?” demiş olması zaten bu son süreci özetleyen en net anlatımdı.

AKP hiç şaşırtmadan yoluna devam ediyor. Kadınlara karşı işlenen suçlar ve cinayetler artan bir hızla devam ediyor ve siyasi irade bu konuda hiçbir olumlu adım atmıyor. İleride bu konuların düzeleceği günlere kadar tüm kadınlarımıza şimdiden geçmiş olsun diyor ve böyle talihsiz bir ülkede kadın olmanın zorlukları altında ezildikleri için de onlara sabırlar diliyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin