AİHM nereye gidiyor ve neler yapılabilir?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Konunun takipçileri bilirler; son günlerde verilen yeni kararlarından yola çıkarak AİHM kararlarını ve perde arkasını irdelemeye çalışıyoruz… Geçen hafta karar çıkar çıkmaz aynı gün kaleme aldığımız AİHM’in “Hâkim Hakan Baş Kararı” ne diyor?” başlıklı yazımızda, Hakim Baş ile verilmiş olan kararın olumlu tarafları yanında olumsuz ve hatta art niyet bile sayılabilecek hususlara parmak basmıştık…

Daha sonraki AİHM yargıçları neden böyle davranıyor?” başlıklı yazımızda ise AİHM yargıçları ve raportörlerine dair hazırlanmış önemli bir rapor üzerinde bu kararların perde arkasını ve işin seyir sürecini gözler önüne sermeye çalışmıştık.

Sıcağı sıcağına kaleme aldığımız “AİHM’in “Hâkim Hakan Baş Kararı”ndaki bazı hassas noktaları tekrar hatırlatmakta fayda olduğunu düşündüğümüz için yeni bir yazı daha yazma gereği duyduk. Zira Hakim Hakan Baş’ın durumuna benzeyen ve halen AİHM’de bekleyen nice KHK Mağduru dosyası var. Onlardan çıkabilecek muhtemel menfi hususlara dair başvurucuları uyarma ve şimdiden bazı girişimde bulunmaları için bir ön bilgi mahiyetinde de diyebilirsiniz…

BAŞ KARARININ OLUMLU TARAFLARI VAR AMA…

AİHM’in, 66448/17 b. no’lu Baş/Türkiye Kararı’nda olumlu olarak ortaya çıkan belki de en önemli husus –esasen Alpaslan Altan Başvurusu’nda kabul edilmiş olan– 15 Temmuz’da hakimlerin tutuklanmasında “suçüstü halinin olmadığının” tespitidir.

15 Temmuz kurgu darbesinde tutuklanan insanların hemen hepsi de benzer durumdaydı ve emsal teşkil edecektir. Bu da demektir ki bu kadar mağdur insanın tutuklanmaları, ihraçları tamamen hukuka aykırı idi. Bu yönden çok önemli ve pozitif bir karar idi.

Fakat AİHM’nin o kararında dikkat edilmesi gereken başka hususlar daha vardı. Şöyle ki:

AİHM’nin sözde “Fetö” bağlantılı kararlarında ortaya çıkan tehlikeli bir gidişat var… Evet, bu ana kadar verilen kararların bir kısmında lehe noktalar olsa da temelde AİHM’nin verdiği kararlar ile Türkiye’deki yeni rejimin tezleri arasında bir senkronizasyon olduğu ve rejim tezlerinin yerleştirilmeye çalışıldığı gözleniyor!

AİHM, temelde rejimin canını sıkacak hemen hiçbir noktaya temas etmez iken, özellikle “Gülen Cemaati” / “Hizmet hareketi” ile ilgili dosyalarda ileride aleyhe kullanılabilecek ifadeleri karar içeriğine yerleştirmekte oluğu görülmekte…Bu da, “Acaba AİHM daha sonra vereceği kararların köprü ayaklarını mı kurmaya çalışmakta ki?!” sorusunu akla getiriyor.

Bu bakımdan da bu “tuzak” gibi duran detayı fark edilip gereken tedbirlerin alınmasında fayda var…

KARARIN GİRİŞİ, MAHKEMENİN BAKIŞ AÇISI ÖZETİ:

Evet, kararın ana omurgası Rejimin tezleri üzerine oturmakta…

Ve 89 sayfadan oluşan bu karar “olaylar” kısmı ile başlıyor. Bu kısım, tarafların değil mahkemenin bizzat başvuruya konu olayları anlattığı giriş bölümü…  Bu girişin Paragraf 6-12 arası sanki Rejimin “15 Temmuz” ile ilgili iddianamesinden bire bir kopyası gibi! Ve bu senaryo bize gerçeklik gibi sunulmakta…

Bu kısımda özetle şunlar var:

– “Yurtta Sulh Konseyi” –denilen ve halen ne idüğü belirsiz olan kimseler– tarafından demokratik olarak seçilmiş hükûmeti, meclisi ve başkanı devirmek üzere darbe yapıldığı,

– Göstericilere aynı kişilerce ateş açıldığı,

– Genelkurmay Başkanının esir alındığı,

– Meclisin bombalandığı,

Ve toplamda 251 kişinin öldüğü, 2194 kişinin yaralandığı…

Bu tartışmalı bilgiler bir realite olarak ayrıntılı olarak verilirken; Ergenekon ve PKK başvurularında dahi kullanılmayan “Silahlı Terör Örgütü” ifadesine yer verilmekte! Ve dahi (mensuplarının kullandığı) “Gülen Cemaati”, “Hizmet hareketi” ifadeleri yerine “network” ifadesi bilinçli olarak ifadeler arasına yerleştirilmekte.

MESLEKTEN ÇIKARILMIŞ HAKİMLERİ DURUMUNA GELİNCE…

Meslekten Çıkartılan Hakimlerin Genel Durumuna bakacak olursak:

Meslekten Çıkartılan hakimlerin genel durumunun anlatıldığı Paragraf 15. Ve devamı kısımları oldukça tehlikeli!.. Adeta Türkiye’deki malum iddianamelerdeki “Yargıda Fetö Yapılanması” kısmının birebir kopyalanmış hali var. AİHM’nin meseleyi örgülemesi aynen şöyle:

– Hâkim ve Savcıların HSK kararı ile meslekten ihraç edilmeleri ile ilgili ifadeleri ile konuya başlıyor,

– Aralarında Başvurucu Hâkim Baş’ın da bulunduğu 2735 hâkim savcı hakkında HSK 3.dairenin önerisi üzerine HSYK 2.Dairesi ilgililerin darbeye kalkıştıkları

– Ve terör örgütü üyesi oldukları yönünde ciddi şüphelerin olduğundan bahisle açığa alma kararı verdiği,

– Bu karara dayanak yapılan bilgilerin istihbarı olarak elde edildiğinden bahsediliyor.

Görüldüğü gibi; AİHM, HSYK 2.Dairesi’nin 669 sayfalık açığa kalma kararını merkeze alarak buradaki iddiaları gerçeklik gibi yansıtıyor. Bu bağlamda da Gülen Hareketi ile ilgili davalarda olumlu karar veren hakimler, sosyal medya paylaşımları, hizmet içi faaliyetlere katılım, atandıkları görevler, teftiş kuruluna atanmalarına kadar fişleme sayılan her konu sanki kararan dayandığı ciddi gerekçelermiş gibi anlatılıyor.

Devamında (Paragraf 22) ByLock yazışmalarına, gizli tanık ifadelerine de yer verdiğini eklemesi de çok dikkate değer!… Böylece 5000 yakın hâkim ve savcının meslekten atılması konusunda tamamen Rejimin söylemlerini birebir işleyen, HSK kararını birebir referans alan AİHM; hiçbir karşı görüş, rapor, davacı iddiasına yer vermeden konuyu bağlamış oluyor.

Ve AİHM, Alpaslan Altan Kararı’nda olduğu gibi, başvuran aleyhine olan, iddianame, devlet savunmasında yer alan delillere uzun uzun, ayrıntılı yer veriyor. Yapılan uzun alıntılamalarla başlangıçta tutuklanmasını gerektiren yeterli delil olmadığı halde sonrasında tutukluluğunun devamına ve mahkumiyetine esas yeterli delil varmış algısını zihinlere iyice oturtuyor.

Paragraf: 23-31’da başvuranın tutuklanması ve tutukluğun devamına dair süreci anlatırken de genel uygulamasından tamamen ayrılarak, Sulh Ceza hakimlerinin aylık periyotlarla verdiği kararları, gerekçelerini ayrıntılı anlatıyor! SCH’ler sanki bağımsız, adil yargı mercileri gibi bahsedilen bu kısımlarda başvuran açısından hiçbir olumlu detay yok; onun yerine davalı devlet savunması birebir ayrıntılı yerleştirilmesi var!..

Bir hakikatmiş gibi aktarılan bu savunmalar arasında, “başvuranın tahliye edilmesi halinde diğer yargı üyelerini etkileyeceği”, darbe teşebbüsünden aylar geçmiş olmasına rağmen “hala darbe tehlikesi ve karşı saldırı” gibi ihtimallere yer verilmesi ise tam bir fecaat!..

Yine Prag 41-51 arasında yer alan İstanbul Sulh Ceza Hakimliklerinin ByLock CBS sorgu raporunda yer almış olan detaylar da skandal:

– Başvurucunun “Bylock kullanıcısı” olduğu bilgisi,

– Detaylı ByLock araştırma talebi,

– Hakkında hazırlanan İddianame, İddianamenin kabulü,

– Tanık C.U.’nun “Başvuranın Fetö üyesi olduğuna dair ifadesinden” bahsedilmesi…

Başvuranın somut iddialarına hiç yer vermeksizin sürekli Sulh Ceza Hakimliklerinin ve Ağır Ceza Mahkemesinin “tutukluluğun devamına” dair yeni bir işlem ve gerekçesi alıntılanarak anlatıma devam eden AİHM’nin;

Başvuran hakkında verilen (henüz kesinleşmemiş) hükmü, masumiyet karinesinin ihlaline varan bir netlikte detaylı istemiş olması üzücü… Halbuki AİHM’nin, “yerel mahkemenin mahkûmiyet kararı verdiğini” kısaca ifade etmesi yeterli iken:

“Terör örgütü üyeliğinden 7 yıl 6 ay ceza aldığı”, “hükme esas olarak ByLock kullandığı”, “ByLock’a kaç defa girdiği”,” bu kullanımın baz istasyonundan teyit edildiği”, “aynı mahkemede görev yapan meslektaşı C.U.’nun aleyhinde tanıklık yaptığı”, “HSYK seçimlerinde belli bir grubu desteklediği” gibi hükmün içeriğine ait detayları paylaşmakta… Bu da “Başvurucunun başlangıçta tutuklanması için yeterli delil olmasa da aslında suçlu olduğu” algısını pekiştirmeye dönük hareket edildiğini göstermektedir!

-AİHM’nin işbu kararında Sulh Ceza Hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası reddedilirken, Anayasa Mahkemesi Karalarına uzun atıflar yapılarak “Halen iç hukuk yolunda etkin olduğu” algısı noktasında AYM’ye can suyu verilmiş oluyor!

SON OLARAK…

Daha önceki yazılarımızda diğer bazı sakıncalı noktalara işaret etmiş olduğumuz için, o kısımları o yazılarımıza havale ediyorum. Ve yazımızın sonucunda sadece şu hususu hatırlatmak istiyorum;

AİHM’nin Türkiye ile ilgili kararlarında -özellikle de Cemaat iddiasının olduğu dosyalarda- bilinçli bir alt yapı çalışması olduğu görülüyor. Bu da ileride daha ağır ifadelerin çıkmasına zemin hazırlandığı anlamına gelebilir…

Bunun sebebi AİHM yargıçlarının ve raportörlerinin bağlantıları ve geçmişleriyle de ilintili olabileceği gibi, Erdoğan’ın malum Avrupa mahkemelerini ve kurumlarını göçmen kartı vb hususlarla esir almış olması olabilir… Ya da -daha da kötüsü- AİHM yargıçları mağdur o meslektaşlar konusunda Türkiye’deki rejim ve yargısı ile aynı düşüncede olabilir.

Ama her hâlükârda;

– Ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiği konusunda da fikir üretmeye başlamakta,

– Bahse konu bu sakıncalı ihtimaller göz önünde bulundurarak AİHM ve AB nezdinde evrensel hukuk kurallarını bir kez daha hatırlatmakta

– Ve kamuoyuna bu gerçekleri duyurma/ kamuoyu oluşturma adına girişimlerde bulunmakta fayda var!

Davası AİHM’de bulunan, fakat henüz hükümetten savunma isteme aşamasında olmayan kişilerin varlığından da haberdarım… Bu dosyalara –bu kararlardaki tezleri AİHM içtihatlarına göndermelerde bulunarak çürüten– ek beyanlar vermek de icap edebilir. Bu hususları göz önünde bulundurup ona göre hazırlık yapacağına inanıyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin