Agop’un kurbanı ve Recep’in camisi

Yorum | Veysel Ayhan | @Veyhann

Bilen bilir, ibretlik bir Kurban bayramı hikayesidir. İstanbul’da Müslüman, Hristiyan ve Yahudi’lerin barış ve huzur içinde yaşadığı bir bayram günüdür. Küçük Agop babasına sitem eder:

– Baba biz niye kurban kesmiyoruz, bizim Tanrı’mız yok mu, der. Babası ısrara dayanamaz. Mantıken de reddedemez. Ama karısı karşı çıkar:

– Yahu sen delirdin mi? Ermeniler kurban kesmez, der. Der ama baba bir kere karar vermiştir. Gider güzel bir koç alır. Bir de iri bir bıçak. Bıçağı kapıp koçun yamacına geçer. “Baba, oğul ve Kutsal Ruh olan tek Tanrı’nın adıyla…” deyip bıçağı sallar. Ama koçun ayaklarını bağlamamıştır. Tutma işi küçük Agop’tadır. Koç, ilk sıyrığı aldığında Agop kendini metrelerce uzakta bulur. Koç önde baba arkada bahçede döner dururlar. Komşusu yan bahçeden seslenir:

– Boşuna işkence çekme, git Müslüman kahvesinden birini bul, o kessin! der. Babanın aklına yatar, hemen elinde bıçak kapıdan fırlar, üstü başı kan içinde kahveye dalar. Gören kenara kaçar. Telaşlı ve aceleci bir ses tonuyla:

– Aranızda Müslüman var mı? der.

Herkes telaşla ayaklanır. Kahvenin ortası anında boşalır. En akıllıları çaycıdır:

– Kahvede Müslüman ne gezer, sen camiye git, Müslümanlar orada, der.

Baba oradan çıkıp camiye koşar. Öğle namazının duası yapılmaktadır. Arkadan:

– Aranızda Müslüman var mı? diye bağırır. Cemaat kaçışır. Arka saftaki biri en önde mihrapta sırtı dönük dua eden imamı eliyle işaret eder:

– İşte aha Müslüman! der. Baba öne doğru ilerler. İmam neler oluyor diye ayağa kalkıp döner ki elinde koca bir bıçak, üstü başı kan içinde Ermeni babayı görür. Baba, imama:

– Sen Müslümanmışsın, doğru mu, der.

İmam bir gözü kanlı bıçakta, diğer gözü Ermeni’de, kısık ve titrek bir sesle:

– Dur yahu! Dört rekat namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı olduk…

***

Hikayenin aslı var mı yok mu önemli değil. Mesajı doğru ve sahih.

İnsanın sadakat ve samimiyeti tehlike karşısındaki tavrıyla ortaya çıkar.

Kimi inancını en ufak riskte bir safra gibi kenara bırakır, kimisi dünyevi çıkarlara bedel olarak tereddüt etmeden satar. Kimi ise inanç ve doğruları için her şeye katlanır, hayatını bedel olarak ortaya koyar.

 

İNANCI İÇİN HER ŞEYİ ‘KURBAN’ ETMEK

İmanın ve sadakatin zindanlarla, kan ve işkencelerle sınandığı zor ve kasvetli günlerdeyiz. Öyle ki bebeklerin anne babalarından sürgünde olduğu zamanlar. En ölümcül hastaların ameliyat masasından hapishane hücresine hoyratça atılışını gördük.

Bir ömür camide namaz kıldırıp, sarık eskitenlerin Yezit’e rahmet okuttuğuna şahit olduk.

Tek bir şer’i delile dayanmadan milyonlarca mümini tekfir eden Taylasanlıların, fiyakalı cübbeleriyle dalalet vadilerine yuvarlandığını gördük.

Namaz kılıp günde kırk defa Allah’ın rahmetinden söz edenlerin dişlerinin uzayıp uzayıp sivrildiğini, dillerinden, gazap ve zulüm kanı sızdığını hayretle fark ettik.

Her sözüyle insanların arasına bir başka düşmanlık tohumu ekenlerin halife diye pazarlandığını gördük.

Ve böylece “Cennetin ucuz, cehennemin lüzumsuz olmadığını” hakkıyla anladığımız günlere erdik.

Güzel olan şu ki sınananların ekseriyeti inançları için her şeye katlanıyor, varlıklarını ‘kurban’ ediyor ve Allah’ın inayetiyle kazanıyor, sınayanlar ise hipnoz edilmişçesine korkunç akıbetlerine doğru güle oynaya yol alıyor…

2 YORUMLAR

  1. Bu hikayeyi (fıkrayı) rahmetli dedeme anlatmıştım. Bitirdiğimde gülmesini bekliyordum ki tepkisi şu oldu “eee hayvan mundar mı olmuş?!” 🙂

    Odaklandığın şeye bağlı işte tepkin…

    Demokrasi ve hukuk mundar oldu da, bari gelecek nesli mundar etmeseler!

    Dünya düz sonuçta(!)

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin