Afgan ordusu nasıl çöktü?

YORUM | MAHMUT AKPINAR

ABD liderliğindeki NATO kuvvetleri 11 Eylül saldırıları gerekçesiyle 2001 yılında Afganistan’dan başlayan bir dizi işgale girişti. ABD’ye göre artık kendisinin patron olduğu tek kutuplu dünyaya geçilmişti. Ama aradan 20 yıl geçtikten sonra diğer büyük devletler gibi ABD de Afganistan’dan karizmasını çizdirerek çekilmek zorunda kaldı. Oysa 20 yıl içinde trilyon dolar harcamış, 300 bin kişilik modern, eğitimli, seçkin bir Afgan ordusu oluşturmuştu. Yerel kaynaklardan aldığım bilgi bu ordunun Taliban’ın korkulu rüyası hâline gelmiş, gerçekten özel birimler olduğunu söylüyor.

Peki, dünyanın süper gücünün, süper silahlarla, imkanlarla donatıp eğittiği bu devasa ordu 70 bin kişilik terlikli Taliban savaşçılarına nasıl bu kadar kolay teslim oldu? Neden bir direnç gösteremedi? Kabil dahil pek çok şehir bir kurşun atılmadan Taliban’ın eline nasıl geçti?

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Bunun genel, sosyolojik sebepleri yanında güncele bakan yönleri var. Afganistan çok etnikli, çok dilli bir toplum yapısına sahip. Her aşiretin, kavmin kendi silahlı birimleri ve kendine dair denetim alanı var. Bu parçalı yapıdan biz uzlaşma çıkarmak, bütünlük arz eden bir ordu ve uyumlu çalışan bir devlet üretmek kolay olmuyor. Her kavim, kabile Afgan çıkarlarını değil, kendi dar çıkarlarını önceliyor. Ayrıca Afganistan üzerinde başta Pakistan olmak üzere Çin’den, Rusya’ya, İran’a, Suudi Arabistan’a kadar pek çok harici gücün eli var.

Alandan görüştüğüm kaynaklar son olaylarda sosyolojik, tarihi gerçeklerden öte ABD’nin hatalarının ve ABD destekli Afgan yönetiminin kirlenmişliğinin etkili olduğunu söylüyor. ABD zaten Taliban’ı muhatap aldı ve çekilme takvimi başlamıştı. Taliban’ın 3-5 ay içinde kontrolü ele alması bekleniyordu. Yani NATO, ABD ülkenin Taliban yönetimine geçeceğini biliyordu. O nedenle sanki “Taliban, Batı’ya rağmen ülkede hegemonya kuruyor” gibi bir yaklaşım doğru değil. Ama bunun çok hızlı ve beklenmedik şekilde olması Taliban muhalifi grupların ciddi mağduriyet yaşamasına, halkta paniğe neden oldu. Ayrıca “Geride, eğitimli donanımlı, güçlü Afgan ordusu bıraktık!” diye övünen ABD’nin dünyaya madara olmasına, çekilmeyi bile beceremediğinin anlaşılmasına neden oldu.

Yerel muhatabıma, “Taliban böyle bir başarı bekliyor muydu?” diye sordum. Cevabı şu oldu: “Hayır! Taliban da bu duruma şaşkın. Hayret ediyorlar. ‘Eskiden bir karakolu dahi zorla ele geçirirken, bir anda koca ülke bize teslim edildi’ diye düşünüyorlar. Taliban’ın üst düzey yöneticileri bunu kendileri için bir ‘Fetih’ olarak adlandırıyor, ‘Allah’ın lütfu’ görüyor. Taliban kısa sürede ve ülkenin genelinde kolayca hakimiyet kurmayı beklemiyordu. Zira gerçekten Taliban’ın çekindiği özel birimler vardı. Afgan ordusundaki askerler moral/motivasyon olarak da kendilerini iyi hissediyorlardı. ‘Eğer bizim siyasiler yenilmezse, asker Taliban’a yenilmez’ diyorlardı.”

Ama siyasiler, başta Devlet Başkanı Eşref Gani olmak üzere, kaçınca kısa sürede ordu, asker demoralize oldu ve Taliban hiç zorlanmadan bir hafta içinde ülkede hakim oldu. Bu hızlı ve yüz kızartıcı çöküşteki etkenleri birkaç başlıkta ele almak mümkün.

Batı’nın hataları: ABD ve NATO destekli batılı güçler hiçbir dönemde Afganistan geneli üzerinde etkili olamadılar. ABD’den getirdikleri Karzai ve Gani gibi devşirme liderler halka nüfuz edemedi, halktan kopuk kaldılar. Batılıların halkı anlama ve onların değerlerine, kültürlerine, beklentilerine uygun ama uzlaşıya, adalete dayalı, demokratik bir düzen kurma çabası olmadı. Veya yaptıklarının bu hedeflerden uzak olduğunu göremediler. Hamid Karzai ve Eşref Gani dünya nezdinde devlet başkanı, hükümet oldular ama Afganistan halkı nezdinde meşruiyet ve etkili olma problemi yaşadılar. Bu iki lider için “Onlar Afganistan’ın devlet başkanı değil, ancak Kabil valisi olabilir” ifadesi sıkça kullanıldı.

Afgan halkı mutaassıp ve dindar bir halk. Batılı güçler Afgan halkına inançlarıyla çelişen modernizm dayatmasında bulundular. Siyasetçilerinden, diplomatlarına memurlarına kadar Afgan halkını anlamak ve onlara uygun çözümler üretmek yerine kibirli, tepeden bakan, dönüştürücü bir tavır takındılar. Zaten yabancı askerlerin ve memurların halkla teması asgaride oldu. Taliban ve radikal İslamcı gruplar Batının bu tavrını halka karşı çok iyi kullandı. “Bunlar bizi gavurlaştırmak istiyor”, “Bakın zaten Eşref Gani’nin hanımı da ecnebi, bize kendi hayat tarzlarını dayatıyorlar” şeklinde propaganda yaptılar. Batılılarla temas kuran sınırlı sayıda Afganlı hariç propagandaların aksine ortalama halkın Batı’dan çok beklentisi ve umudu yoktu. Zira ABD-NATO’nun etkin olduğu 20 yıl içinde, lokal alanlar hariç ülke daha huzurlu, daha güvenli olmamış, halkın refahında, gelir dağılımında bir değişim yaşanmamıştı.

ABD-NATO çekilmeyi başaramadı: Afganistan çok dağlık bir alan. Kontrolsüz silahlı grupların cirit attığı o sarp coğrafyada kara gücüyle hakimiyet kurmanın imkanı yoktu. ABD insan kayıplarını da asgariye indirmek için hava denetimine dayalı, ileri teknolojinin kullanıldığı bir askeri yapı kurdu. ABD havadan denetim sağlıyor, istihbarat topluyor, gözetleme yapıyor, Afgan ordusu ise bu destekle karadan hâkimiyet sağlamaya çalışıyordu. İkmal, destek, sevkiyat havadan yapılıyordu. Çekilme sürecinde bilerek veya beceriksizlik nedeniyle ABD 300 bin kişilik etkili silahlara sahip ve donanımlı Afgan ordusunu kendi haline bıraktı. Hava unsurlarını erken çekti ve Afgan ordusu adeta kör ve sağır bırakıldı. İkmal gitmedi, istihbarat gitmedi. Alanda risk altında bulunan askerlerin gıda gibi temel ihtiyaçları dahil karşılanmadı. Çünkü ABD bunları yapacak birimleri ve personeli zamansız şekilde ve alternatif oluşturmadan çekmişti. Daha Eşref Gani paralarını alıp kaçmadan Afgan askerleri moral çöküntüsü yaşamış, çözülmeye başlamıştı. Gani’nin kaçtığının duyulmasından sonra umutsuzluk ve çözülme virüs gibi yayıldı ve Taliban’ı da şaşırtacak şekilde kentler kurşun atmadan teslim edildi. Ama kaynaklarıma göre çözülmenin başlangıcı ABD’nin hava destek ve istihbaratını kesmesiyle başladı. ABD’nin başarısız çekilmesi veya şimdilik anlayamadığımız stratejisi(!) yaşanan fecaatin ve felaketin sebebi gibi görünüyor.

Hükümetin yozlaşması ve kirliliği: ABD’de akademisyenlik yapmış, antropolog Eşref Gani büyük yolsuzluklara bulaştı. Selefi Karzai gibi o da halkın güvenini kazanamadı. Bu liderler popülist, yozlaşmış, kayırmacı, kabileci yönetim sergilediler ve Batı bu gerçekleri göz ardı etti. İnsanların hayat standardının, yaşam şartlarının iyileşmemesi, kaynakların sürekli iç edilmesi halkın Batı’dan ve destekledikleri hükümetlerden umut kesmesine neden oldu. Gani’nin hileli seçimlerle tekrar başkan olması tartışmaya neden oldu.

Afganistan’da rüşvet, yolsuzluk kayırma çok yaygındı. Üst düzey bürokratlar, generaller aldıkları düşük maaşlara rağmen çocuklarını yurt dışında okutup gelişmiş ülkelerde yatırımlar yapabilirken, alt düzey memurlar, askerler, halk bu pastadan yararlanamıyordu. Generallerin, komutanların bu süreçte daha alt düzey askerleri düşünmeden ve çıkarcı hareket etmesi, paralarını alıp kaçma, kendini kurtarma eğiliminde olması yetişmiş askerlerin de “biz niye ölüyoruz?” demesine neden oldu.

Ayrıca dindar bir toplumda yönetici kesimde fuhuş ve ahlaksızlık çok yaygındı ve toplum bunlardan haberdar oluyordu. Bütün bunlar sonrası halkın “Ülkeye değer katmayan ama kaynakları soyan” bu yönetime güveni dip yaptı. Yaşananları sadece iktidara mal etmedi, NATO’yu, ABD’yi de sorumlu tutu. Taliban korku salan, vahşi tarafları olan bir yapı olsa da halkın çoğuna göre yozlaşmadan, yolsuzluktan nispeten uzaktı. Suçluları cezalandırıyor ve bir şekilde asayişi sağlıyordu. En azından ülkede güvenliği sağlar, bir düzen kurar diye düşünenler az değildi.

Otoriter eğilimler: Afgan Anayasası devlet başkanına muazzam yetkiler veriyordu. Bu yetkilerle devlet başkanı bir monark gibi hareket edebiliyordu. Eşref Gani dar bir kadro ile çalışıyor ve kendi kabilesini kayırıyor, gücü ve kaynakları şeffaflıktan, istişareden, katılımcılıktan uzak şekilde yakın çevresi ile yönetiyordu. Eşref Gani merkezi devlet ve kurumlar üzerinde mutlak güce sahipti. Bu güç temerküzü diğer kabileleri ve toplumu rahatsız etti.

Aşiret yapısı: Afganistan’ın en önemli açmazlarından birisi de aşiret yapısının güçlü şekilde devam etmesi ve bir ulus inşa edilememesidir. Peştunlar nüfusun yüzde 40’ını oluşturan kesim olarak devlet, ordu, ekonomi üzerinde tek başına hakim olmak istedi. Devlet başkanlarının çoğu Peştun kökenli olsa da diğer aşiret yapıları silahlı birimlere, kontrol alanlarına sahipti. Bu durum uyumlu ve bütüncül, işleyen bir devlet yapısının kurulmasına mani oldu. Bu nedenle merkezi hükümetler, Kabil ve büyük kentler dışında etkili olamadı. Mevcut hükümetin Peştunlara dayalı olması nedeniyle Taliban’ın ilerlemesi karşısında pek çok kabile orduya, iktidara destek vermek istemedi. Oysa Taliban son dönemde diğer etnik yapılara daha esnek ve olumlu yaklaşıyordu. Ayrıca Taliban değiştiğine ve dünyaya daha açık bir hükümet kuracağına dair söylemler geliştirdi. Bu tablo karşısında kirli ve dar bir ekibin kontrolünde seküler hükümetten ise Taliban’ın gelmesinin daha iyi olacağına inananların sayısı arttı. ABD ve desteklediği hükümet toplum nezdinde meşruiyetini önemli oranda yitirdi ve bu boşluğu Taliban doldurdu.

Afganistan’da hükümetin, ordunun çöküşüne ABD’nin çekilme sürecinde yaptığı hatalar neden olmuş gibi görünse de, çöküşün asıl sebebi ülkede var olan yaygın yolsuzluk, yozlaşma, adaletsizlik, kayırmacılık, gelir dağılımındaki eşitsizlikti. Eşref Gani’nin paralarını uçağa yükleyip kaçışıyla ülkenin bir anda çökmesi ve dünyaya ibret olması da gösterdi ki, yozlaşmış liderler ülkeler için en büyük güvenlik sorunudur. Yok saysanız, öteleseniz de problemler birikir ve patladığında Karadeniz’deki seller gibi her şeyi önüne katar sürükler.

2 YORUMLAR

  1. Yazarın emeğine saygı duyuyorum. Onun için çok eleştirmek istemiyorum.
    Ancak bir nokta beni rahatsız etti. O da Batı´nın hataları meselesi. Batı eleştirisini temelde anlıyorum. Ben de uzun yıllar geçmiş güzellemelerinin ve Batı eleştirilerinin yapıldığı bir ortamda hayatımı geçirdim. Hatta eskiden kalma kitaplarımı karıştırdığımda Batı ile ilgili şöyle bir ifadenin de altını çizdiğimi görüyorum: „Batı, medeniyet olarak vereceğini vermiş, 50-60 yaşına gelmiş acuze-i semta ihtiyar bir kadın gibi görüyorum. Ne almaya, ne de vermeye kabiliyeti var.“ (FG)
    O zamanlar bu ifadeler hoşumuza gidiyordu. Batı ruhsuzdu, çökmeye mahkumdu. İhtiyacını duyduğu o ruh ise bizde mevcuttu. Bütün mesele Batı´ya kurtarıcı el uzatılabilecek miydi ve Batı da o eli tutma talihini gösterebilecek miydi…
    Şimdi ise bu konularda farklı düşünüyorum. Mutlaka Batı´nın da hatalar var. Bunun aksi anormal olurdu. Ama Batı deyince ben öncelikle şu üç şeyi anlıyorum: Bir; kendi hatalarını konuşabilen, onlardan ders çıkarabilen, kutsallarını sorgulayabilen bir dünya. İki; ölçüleri olan ve onlara uymaya çalışan bir anlayış. Üç; büyük bir birikimi olan, kritik zamanlarda akıl mantığı önceleyip ona göre davranabilen insan potansiyeli. Aksi halde İkinci Dünya Savaşı´ndan kısa bir süre sonra bugünkü Avrupa´nın temelleri atılamazdı, uzun yıllara yayılan kan davaları sürüp giderdi.
    (Örneğin İslam dünyasının bir zamanlar en ileri ülkesi denilen TR 100 sene sonra bile hala Yunanistan ile düşman, 500 sene sonra İstanbul´un fethini kutluyor, Araplar sırtımızdan bıçakladı vs.)…
    Afganistan ve halkı ile ilgili temel soru bence şu: Bu halk yazarın ifadelerine göre hem dindar, hem de toplumda rüşvet, yakınını kayırma, hatta fuhuş, yöneticilerinde otoriterlik yaygın. Afganlılar dış güçlerin kendi kültürlerine saygı duymasını bekliyor, başka bir kültürün dayatılmasını istemiyor. Ama diğer taraftan kendi kültürel dinamikleri yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklardan başka bir şey üretemiyor. Yöneticileri (bir zamanlar Türkiye´de birilerinin yapmaya çalıştığı gibi) ülkeyi çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmaya çalışmak yerine para ile kaçmayı tercih ediyor.
    Sonra siz de diyorsunuz ki, Batı niye şu hatayı yaptı, niye çekilmeyi beceremedi. Böyle bir kültürel ortamda acaba Batı düzgün bir şekilde çekilmeyi nasıl becerecekti?

    • ABD Afgan liderlerin yolduzluga bulastigini bilmiyormuydu, tabiiki biliyordu. Sorun burda basliyor. Eger dert ulkeyi adil ve suclardan uzak bir seviyeye getirmekse, bu yolsuzluklara tolerans gosterip o liderler ile calismamaliydi. Eger dert, boyle suca bulasmis ve zaaflari olan insanlari o pazisyonlarda tutup kullanmaksa, o zaman taraflar uzerine duseni yapmis oluyor. ABD nin veya Bati nin hicbir zaman, hicbir ulkenin demokratiklestirme ve refah seviylerini yukseltmek icin ugrasacagini zannetmiyorum, bu cabayi gosteren ulkelere engel olacaklarini da zannetmiyorum. Ama yolsuz insanlarla calisip, onlari kullanmak daha kolay geliyor zannedersem.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin