1720’den günümüze ABD-İran ilişkileri

HABER ANALİZ | YÜKSEL DURGUT

ABD ve İran’ın 1979 yılındaki İslam devrimi sonrasında dibe vuran ikili ilişkileri bugüne kadar diplomatik bir düzeye gelmedi. İki ülke arasında yarım asırdır yaşanan sorunun en önemli kaynağı, ABD’nin İran’ı teröre destek vermekle suçlaması. Bu nedenle 1953’te Musaddık’a yönelik darbe başta olmak üzere 444 gün süren rehine krizi, İran-Irak savaşı, gündemden asla düşmeyen İran’ın nükleer programı, ABD’nin uyguladığı ekonomik yaptırımlar iki ülkeyi her zaman savaşın eşiğine getirdi. Peki bu kriz ortamı yerini yeniden diplomatik bir düzeye bırakır mı?

ABD-İran ilişkileri, tarihteki en kötü zamanlarını yaşıyor. Son yıllarda yaşanan olaylardan dolayı iki ülke savaşa bu kadar yakın olmamıştı. Diplomatik ilişkilerin ve normal iletişim kanallarının kapalı olması gelecekte olası krizlerin yaşanmasına her zaman olanak sağlıyor.

ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden’ın İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sona erdirene kadar yaptırımların kaldırılmayacağını açıklaması bu dönemin de zorlu olacağını gösteriyor. Zaten İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde anlaşmanın yenilenmesi için uygun bir konjonktür oluşması mümkün olmayacaktır. Çünkü İran’da da Türkiye’de olduğu gibi politikacılar varoluş felsefesini ABD ya da Batı karşıtlığı üzerine inşa ediyorlar. Washington’la yaşanan her gerilim molla rejiminin işine yaradığı ve seçim havasında bunu sık sık dile getirecekleri için gerilim azalmayacaktır. Bu gerilimi her zaman fırsata çeviren ABD ise Tahran ile sorunlu patron zengini Körfez ülkelerine silah satma fırsatını değerlendirecektir. Bu sürede ABD ve İran son yarım asırlık düşmanlıklarını ise sürdürecekler.

GEÇMİŞTE KAÇIRILAN FIRSATLAR

ABD-İran ilişkisinin daha yapıcı bir hal alabilmesi için geçmişte yaşanan örneklerine göz atmak gerekiyor. 1953 ve 1979’daki olayların perde arkasında ilişkilerin nasıl bir seyir aldığını, John Ghazvinian’ın “America and Iran: A History, 1720 to the Present” adlı kitabından öğreniyoruz. Yeni yayınlanan kitapta ABD-İran ilişkilerinin tarihinin yanı sıra tüccarların ve misyonerlerin ilk günlerinden son politik felaketlerine kadar ABD-İran ilişkilerinin nasıl ivme kazandığını ortaya koyan etkileyici bir çalışma. Kitapta birçok yanlış adımın ve kaçırılan fırsatların hikayesi yer alıyor. Kitapta ayrıca ABD’nin İran’ın ulusal haklarını savunduğu ve İranlıların Amerika’yı potansiyel bir müttefik olarak gördüğü bir dönemin yaşandığı belirtiliyor.

Geçen yüzyılın çoğunda iki ülke ilişkilerinde yaşanan rahatsızlıkların ve aynı tuzaklara düşmekten nasıl kaçınılması gerektiğinin ip uçları yer alıyor. Kitabın bu kadar önemli bir eser olması ise hem Amerikan hem de İran arşiv kaynaklarını kullanmış olması. Bu arşivlerin ortaya koyduğu verilere göre iki ülke arasında büyük bir anlayış sorununun yaşandığı ve bu problemin ortadan kaldırması için büyük çaba sarf edildiği ifade edilmiş. Kitapta politik kararlar ve siyasi ayaklanmalar hakkında da bilgilere yer verilmiş.

AMERİKALI SÖMÜRGECİLER VE MİSYONERLER

Ghazvinian kitabına Amerika ve İran arasındaki ilk temasın nasıl başladığını anlatarak başlamış. 18. yüzyılda Amerikan sömürgecileri, İran medeniyetine ve İran’da meydana gelen güncel olaylara büyük bir ilgi duyuyor. Bu yüzden ilk doğrudan ilişkiler ticaret ile gelişiyor ve 19. yüzyılda Amerikalı misyonerler kuzeybatı İran’daki Süryani ve Ermeni Hıristiyan toplulukları arasında misyonerlik çalışmaları ile ilişkiler pekişiyor. Bu misyonerlik çalışmaları ülkenin gelecekteki devlet yetkililerini 20. yüzyıla kadar eğiten okulları kuruyorlar. O misyonerlerden biri olan Howard Baskerville, 1909’da meşrutiyet mücadelesi sonucunda savaşarak öldüğü için İran halkıyla Amerikan dayanışmasının bir örneği olarak hatırlanıyor.

İLK VE TEK AMERİKAN YANLISI AYAKLANMA

Ghazvinian, “Tahran, tarihinde ilk ve son kez Amerikan yanlısı bir ayaklanmaya sahne oldu” diye yazıyor. ABD, 1919’da Anglo-Pers Anlaşmasına itiraz ediyor ve İran halkının teveccühünü kazanan ayaklanma büyük bir minnettarlık gösterisine dönüşüyor. Kitapta, ABD-İran ilişkilerinde darbe ve devrimden çok daha fazlası var. İran’ın popüler Başbakanı Muhammed Musaddık’a karşı 1953’te ABD ve İngiltere destekli darbenin ardından Washington ve Tahran arasındaki yakın ilişki yerini uzaklaşmaya bırakıyor. Bu uzaklaşma tüm bağların kopmasına kadar gidiyor ve o zamandan bugüne normal ilişkiye dönebilmek için ise ciddi bir çaba gösterilmiyor.

ŞAH İLE BAŞLAYAN ÇÖKÜŞ

1979’a kadar tahtta kalan ve Batı yanlısı politika izleyen Şah Muhammed Rıza Pehlevi hükümetinin iyi bir müttefik olduğunu düşünen ABD, 1979’dan sonra İslam cumhuriyetini düşman olarak hayal ediyor. ABD neredeyse yetmiş yıldır İran hükümetinin yaptığı tüm iyiliklerine gözlerini kapatıyor ve İran halkını cezalandıran aşırı politikalar izliyor.

İki ülke ilişkisinin geçmişinin incelenmesi, ABD’nin izleyeceği yeni İran politikaları açısından önemli bir ders niteliğinde. Şah ile olan çok yakın ilişkisine rağmen Washington’ın, kontrolü altındaki ülkede meydana gelen gelişmelerden hiçbir şekilde haberi olmuyor. Washington’da Şah’a amigoluk yapan çok sayıda nüfuzlu insan yüzünden kör eden olaylar yaşanıyor. Şah’a askeri teçhizat sağlama noktasında hoşgörülü davranan ABD yönetimi, ülkede olup bitenlerle ilgili istihbari bilgileri Şah’a bırakıyor.

CARTER’IN YANLIŞ KARARLARI

Kitapta, Carter yönetiminin, devrim öncesi ve sonrasında İran’da yaşanan yeni siyasi gerçeklere karşı mücadele etmekten uzak olduğu aktarılıyor. Diğer ülkeler Şah sonrası hükümet ile ikili iyi ilişkiler ortaya koyarken, ABD buna yanaşmıyor. ABD’nin Şah’ı yeniden Tahran’a geri getirme düşüncesi daha önce göremediği olayların körüklenmesine yol açıyor. Carter, ABD-İran ilişkilerinde meydana gelen tam bir çöküşten kaçınmak için birçok fırsata sahipti, ancak her seferinde Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin tavsiyesini dinleyerek yanlış kararlar vermişti. Kayıtlar, ABD çıkarlarının başarısız olan hükümdar ile arasına mesafe koyması gerektiği yönündeki tavsiyelerin aksine Carter’ın Şah’ı desteklemeye çalıştığını gösteriyor. Carter verdiği yanlış kararlarının yerine insan hakları ve demokrasi konusunda duyarlı olduğu kendi politikasını izlemiş olsaydı, ABD-İran gerginliğini belki de şimdi konuşuyor olmayacaktık.

ABD’nin İran ile yapıcı bir ilişki için, mevcut rejimi reddetmek yerine kabul etmesi ve İran’ın içişlerine karışmaması gerekiyor. ABD, İran’a bakış açısını değiştirerek, egemenlik ve bağımsızlık sınırlarını koruması halinde İran hükümeti buna karşılık vermeye istekli olacaktır. İran ile iyi ilişkiler yürüten Rusya’nın Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Ryabkov bir süre önce RIA Novosti’ye verdiği röportajda Washington yönetimini, “ABD, İran’a yönelik tüm yaptırımlarını kaldırmadığı sürece, İran taahhütlerine geri dönmeyecektir” diyerek uyarıyor.

İran’ın, ABD’nin güvenliğini gerçek anlamda tehdit etmesi düşünülemez. İsrail’in Orta Doğu’daki ülkeler ile ilişkilerini düzeltmesi bölgedeki dengelerin değişmesini sağladı. ABD ve İran yeniden kurulması ihtimal diplomatik ve ticari bağlardan büyük fayda sağlayacaktır. Her iki ülkenin diplomatik ilişkisi bölgedeki itibarlarını güçlendirecektir. Son üç yıldır uygulanan ekonomik yaptırımların sona erdirilmesi suların yeni dönemde durulmasını sağlayacaktır. Biden’ın, Donald Trump yönetiminin hatalı kararlarının yol açtığı enkazı toparlamak ve Amerikan dış politikasını yeniden doğru bir yola sokmak için çok çalışması gerekecek. Yeni başkan, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları çözerek bunun ötesine geçmeye hazırlıklı olmalıdır.

1 YORUM

  1. “Yeni başkan, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkları çözerek bunun ötesine geçmeye hazırlıklı olmalıdır.”
    İran muhibbi olan bu yazarın ne büyük bir derdi varmış.
    İran ABD gerginliği arkadaşı çok germiş.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin