Yaz kızım! Cemaatin beraatine, gasp edilen mallarının iadesine…

YORUM | OSMAN ERTÜRK

Atalarımız “Görünen köy kılavuz istemez” demişler. Yardım istemeden, öğüt almadan hedeflenen amaca, mevziye varılması manasında kullanılan bir atasözü bu. Karşıda gördüğün bir adrese yalnız gidilmesi, kimseyi önüne katmadan aşabileceğin bir yolu ifade eder. Tabiri diğerle, bir işin erbabı, önüne konan malzemeden ne yapabileceğini veya yapamayacağını bilendir. Bir mimar, aşçı, mühendis veya berber için bu usul değişmez. Aynı şekilde bir hukukçunun da elindeki delil ve verilere göre “ Görünen köyü” belirir. Eldeki dosyanın mahiyeti, içerisindeki evraklar, o dosyanın sonucunu, çıkacak kararın rengini açık eder. Yüzde yüz olmasa da muhatabı olduğu yargılamada çıkacak sonucu kestirme oranı bu deliller ve verilere göre netleşir.

Cemaatin yargılanması ve bir “Silahlı terör örgütü” olarak yaftalanması, darbe patakütesi ile dünya gündemine üst sıralardan bir giriş yapmıştı. “Devletin muazzez sahipleri” ülkenin tüm imkânlarını seferber ederek bu liste başı halini uzun süre korumaya çalıştılar. Başarılı da oldular. Darbe gazıyla, aylarca bu hit olma durumu korundu. Ama Batı’nın verdiği kredi biteli epey oluyor. Çünkü işkence, savunmanın yok edilmesi, adil yargılamanın ihlali, AİHM kararlarının uygulanmaması gibi nedenlerle ülkemizin bir hukuk devleti olmadığını adamların gözüne soktuk. Hukukun üstünlüğü endeksinde 126 ülke arasından 109. sırada olmamız manidar bir açıklamaya ihtiyaç bırakmıyor. Daha ne denilebilir ki?

Bu sebeple, cemaat gibi dünyaya mal olmuş bir organizasyonun hukuken mahkûm edileceği kriterler dünya standartlarında olmalı. Çoluk çocuk işi değil bu? Nasıl bir aracın trafiğe çıkışı veya bir buzdolabının elektrik standardı varsa, hukukunda uluslararası bir standardı var.  Dünyanın kabul ettiği standartları uygulamazsanız sizin kararlarınızı takan olmaz. Örneğin, hukuki açıdan da, “Silahlı terör örgütü”nün nasıl teşkil edeceğinin dünyaca kabul edilmiş kriterleri var. Şiddet, organizasyon ve ideoloji kriterleri çok detaylı olarak tanımlanmıştır bu vasıflandırmalarda. İRA ve ETA gibi örgütler Avrupa’da on yıllarca faaliyet gösterdi. Batı devletlerinin terörü ve teröristi iyi bildikleri bir palavra değil. Bizden daha eski müktesebatları var. O açıdan, “Cemaat, silahlı bir terör örgütüdür ey Avrupa! Tereddütsüz derhal kabul edesin.” gibi efelenmemiz, ancak kuru gürültü olarak kalmaktadır.

Bilenler bilir, milli takımımızın meşhur bir tezahüratı var. “Avrupa, Avrupa duy sesimizi. İşte bu Türklerin ayak sesleri” diye. Kendimizi onlara göstermeye çalıştığımız bir hicran var bu tezahüratta. Ne derseniz deyin. Onların bizi duyması ve kabulü çok değerli bir kriter. Hiçbir tezahüratta, Avrupa’nın yerini Afrika almaz. Veya Asya. Afrika’ya, Asya’ya duyuracak bir sesimiz yoktur. Bu açıdan, bizim yaptığımız yargılamalar ve hukuk faaliyetlerinde standardımızı Türkiye ölçeğinde değerlendirmek yeterli değil. Batının hukuk standardı ve bakış açısını kriter olarak almamız gerekiyor. Cemaat gibi dünyaya mal olmuş bir grubu, bizim “Kör ve topal” yargılama sistemimizle kantara vurmamız mümkün değildir. Açıkça söyleyelim, bu kantar cemaati tartamaz. Hadi uğurlar olsun!

Psikolojik üstünlük cemaate geçeli çok oldu!

Hukuk tarihimize paslı çivilerle çakılan bir ibret tablosu oldu cemaatin yargılanması. Kontrollü darbe yapanlar, halkın gerçekleri öğrenmesini istemiyorlar. Etkin soruşturmaların önüne hep engel oldular. Çıkmaz sokağa giren bir yargı, saplandığı yerde debelenip durmaktadır. Hakikatlerle çatışan bir hukuk sistemi ve adalet anlayışı uzun soluklu yaşayabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti devleti eğer güven tesis edecekse, bu güven, adil bir yargılamanın içerisinden süzülerek gelen kararlarla kendini gösterecek. Ama çoktur bu kararlara bihaber olan yargımız “Hukuki bir mevta” halindedir. Cepten yiye yiye, varı yoğu tüketmiş bir züğürt, hem de kredisini sıfırlamış bir iflaszededir.

Hukuk devletinde bir cürüm isnadının soruşturulacağı yer yargı organlarıdır. Hukuk sistemleri delil ve ispat kavramları üzerine inşa edilmiştir. Adaletin temini ve tesisi için bu iki önemli kavram, hava ve su gibi ihtiyaç. Değişen şartlara ve konseptlere göre bu kavramların değeri değişmez. Bunun bağımsız ve tarafsız olarak yapılması, “Tastamam” yerine getirilmesi gerekir. Ülkemizde uygulanan cari yasalarda, somut mevzuatta, çağından kopuk bir hal mevzu bahis değil. Fakat uygulayıcı olan hukukçularıyla çağdışı bir zihniyet hakim. Kendini angaje etmiş, birilerinin güdümünde çalışan zihniyet ne kadar yaraya merhem olur?

Hakim ve savcılar vicdanlarını satılığa çıkardıkları için böyle pervasızlar. Gözünü kırpmadan tutukluluk veren hâkime, bunun istisna bir yol olduğunu anlatmak çok zor. Bu hukuk elemanlarının bilgileri, entelektüel birikimleri ve hukuka saygıları hiç yok denecek kadar az. Örneğin, AİHM’e bir hâkim seçtirememiş olmamız çok feci bir haldir. Kocaman memlekette bir yıldır, bir hâkim, AİHM standartlarına uygun olmadığı için seçilememektedir. Göreve layık birisinin bulanamaması ne acı bir tablo. Adalet bürokrasisi, günde beş vakit, oturup kafasını duvara vursa sezadır! Yanlış okumadınız. Hepsini Silivri’ye tıktıkları için göreve atanacak kriterlere sahip bir hakim dahi bulamadılar.

Diğer taraftan, bu kifayetsizler, elli küsür yılını barış ve kardeşliğe adayanları yargılamaya çalışmaktalar. Japonya’dan Şili’ye kadar tanınan, üstün başarılı kurumları olan bir grubu bunlar mı yargılayacak? İçiniz müsterih olsun,  cemaate karşı aymazca yapılan “Silahlı terör” suçlamasının miadı dolmuştur. Günümüzde de olayların gidişatı değerlendirildiğinde, ulaşacağımız sonucun görülmesi zor değil. Bugün veya yarın, çamurla sıvanan hakikat kat’iyyen ortaya çıkacaktır. Hiç endişeniz olmasın, “Görünen köy” burnumuzun hemen dibinde. Ortalıktaki suni duman dağıldığında, oraya ulaşmak hiç de zor değil.

Az kaldı Güneş’in doğuşuna!

İngiltere mahkemesinin Akın İpek kararı, diğer taraftan, Türkiye yargılamalarındaki kifayetsiz gidişat, Bylock safsatasındaki tıkanıklık, ikrar mekanizmasındaki verilerin hukuken değersizliği (Kur’an okuduk, beraber namaz kıldık, geziye gittik vs) Bank Asya’ya para yatırma, sendika üyeliği, okulda veya iltisaklı şirkette çalışmak gibi akla ziyan suçlamalar kocaman bir şovdur, fos bir mahiyettedir ve hukuken yok hükmündedir. Bu suçlamalar, yapanın başını göğe erdirmez. Bu delil dediğiniz şeylerden, coşkuyla kutlanacak bir “Terör Örgütü” çıkmaz bilesiniz.

Diğer taraftan, vakti gelen bir aydınlanmayı durdurabilecek hiçbir güç yoktur yeryüzünde. Gerçekler bulanıklaşıyor ve karartılıyor olsa da hakikatin iflah olmaz bir huyu vardır. Er geç ortaya çıkar ve karanlıkları darmadağın eder.  Eldeki problemi çözmek için formül çok basit. Cemaati bitireyim diye hukuku bitirdiler ve sonuçta devlet çöküyor. Bu formülü tersten başa doğru işletmek gerekiyor. Yoksa çökmüş devletin kimseye bir faydası yok! Cemaatin tüm suçlamalardan beraati, gasp edilen mal ve varlıkların iadesi, itibarının bihakkın geri verilmesi yakın bir gelecekte söz konusu olacak. Hepinizin, o günleri görmek için iç geçirdiğinizi iyi biliyorum. Üstelik fevkalade tatsız zamanlar yaşarken bunun nasıl olacağını hayal bile edemiyor olabilirsiniz.

Bir hukukçu olarak, pozitif hukuk kriterlerine göre olması gerekenlerden, eldeki kriterlere göre “Silahlı Terör” havuzuna girilecek bir durum olmadığını açık olarak görüyorum. Buna ek olarak, asimetrik, sabrı zorlayan baskı halinin kalktığı, ferahlık şartlarını tesis edecek sosyal ve siyasal dönüşüm hiç umulmadık zamanlarda bile olabiliyor ülkemizde. Yarın kalktığınızda başka bir Türkiye arz-ı endam etmiş olabilir. Müspet mücadeleye devam ederek o güzel günlerin ümidini sıkı tutmalı. “Yaz kızım” diye başlayan, olumlu kararlar art arda gelecek. Hiç şüpheniz olmasın.  Bunun için aydınlanmanın vakti gelsin diye hep aktif olmak temel mesele. Sürekli ve hiç durmadan…

2 YORUMLAR

  1. HER BİR CÜMLENİZ İÇİN UMUM MAĞDURLAR ADINA TEŞEKKÜR EDER VE ALLAH RAZI OLSUN DİYORUM…
    Heyecan ve umut verici makaleniZ hakikatın sesi ve ta kendisidir.
    BiZ de böyle düşünüyoruZ ve Allah`tan umitvarıZ.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin