AnaSayfa»Yazarlar»Hakan Zafer»Vertigo – Bir cemaatin başı döner mi?

Vertigo – Bir cemaatin başı döner mi?

17
Paylaşımlar
Pinterest Google+

YORUM | HAKAN ZAFER

Baş sadece sarhoşta dönmez. Her başı dönene de bir şeylerin sarhoşudur denemez. Bazen ortam algısını yitirir, etrafın akışını yakalayamaz da insan başı döner. O esnada siz mi dönüyorsunuz, gözünüzü yoran dünya ve üzerindekiler mi kayıp gidiyor karar veremezsiniz. Her iki durumun da ayakta durmayı zorlaştırdığı kesin. Böylesi bir baş dönmesi halinde düşüp yerde kalmamak için elinizin altında, kol mesafesinde tutunacak yer aramak yapılacak ilk iş olmalı.

Son birkaç yıldır Hizmet Hareketi “baş döndüren sabır günleri” yaşıyor. Maksadım böyle bir esnada riskli bir çıkış yapmak değil. Birçok insandaki gibi uzun süreli zihnî yoğunlaşmaların yoruculuğunu bir kayıp olarak yaşamamak.

Belirli ilke ve prensipler etrafında bir araya gelmiş bu yapı da tıpkı bir şahıs gibi, bir kol mesafesi kadar yakın temel ilkelerine tutunarak pekâlâ ayakta kalabilir. Başımız dönüp düşerken elimizde tuttuğumuz poşetin hesabını yapmayacağımız gibi, vazgeçilmez gördüğümüz birçok şeyin sıkı sıkıya tuttuğumuz ağırlığından kurtulmak, bu durumun bir sonucu olarak algılanmalıdır. Başka yol bilmediğimizden veya bilsek de devam edenin konforundan vazgeçememek gibi, aslen öyle olmadığı halde kendimize mecburiyet edindiğimiz poşetlerimizi bırakmamamız, özden uzaklaşmaktan başkası değildir.

Normal şartlarda yaşanan son derece ağır acılar üzerine bina edeceğimiz bir çözüme zihnimi ikna edemiyorum. Çünkü tüm unsurlarıyla imtihan, eski veya yeni usulle birçok çözüm gayretine kapalı gözüküyor. Üstelik zaman, bir marangoz zımparası gibi yonttukça yontuyor. Hali hazırda Hizmet Hareketi ile ilgili ortaya konan muhakemeleri, arayışın merkezindeki imtihanı sebep gösterip kınama meyli ise şahsen beni ümitsizliğe sevk etmiyor da değil.

Ne yapılacağına, nasıl devam edileceğine verilebilecek karardan sonra ortaya konan fikrî çabaların daha tutarlı olacağını düşünüyorum. Böylece, dert edinmiş, üzerine düşünmüş kimseler ve onlara celallenenler arasında yaşanan daha büyük ölçeklere taşınması muhtemel kırgınlıkların da önü alınmış olabilir. Görünen o ki, ortaya harita koyma konusunda zaman aleyhte işliyor.

Temel kriterlerin yeniden parlatılması ile kimseyi kırmadan merkeze toplama ve hangi pozisyonda olursa olsun insani etkiyi en aza indirecek bir anlayışın kitabını yazma vakti geçirilmemelidir.

BİR ÇALIŞTAY FİKRİ

Mesela, eldeki güvenilir imkânları kullanarak bir çalıştay, kongre, vs. düzenlenebilir. Farklı milletlerden, mesleklerden; genç yaşlı, yılların adamı yeni yetme ayırmadan; kimin ne kadar çektiğinin hadsiz tartıcılığına girişmeden; kime ne kadar yakın, “tutanı” kim bakılmaksızın; kendisi gibi düşünen kaç kişi var tespihçiliğinden uzak, insana verilen değerin göstergesi olarak, ortaya konan her şey kayıt altına alınıp bir rapor haline getirilerek değerlendirilebilir. Bir kimsenin doğru yanlış fikirlerinin tamamına ipoteklenmeden, sadece isabetli bulunan tarafına da pekâlâ odaklanılabilir. Bu durum, kendini istişare olgusuyla tanıtan bir topluluğa yabancı gelip yakışmayacak da değil. İlgili (her seviyede etkilenen) ve bilgililerin (dert edinip kafa yoran) çözüme katkı sağlamaları için verilecek her fırsat, kalpleri kenetleyecektir ki işte bu bugün ihtiyaç duyulan, yabana atamayacağımız gerçek kazanımdır.

Herkes için önde bir haritanın varlığı, yaşananları anlamlandırma ve umutsuzluktan kurtulma – kurtarma adına son derece yararlı olacaktır. Bunca zulme karşı edilen sabrı kolaylaştıracak olan, gaipten haberler değil, sadece Allah’ın bildiği vakit geldiğinde azmedilen işi ortaya koyma ideallerinden başkası değildir. Aksi halde, bitmek bilmeyen, “üç vakte kadar” türünden gevşek falcı ağızlarıyla yılın on iki ayının ismini oltasına takıp bekleyen umut avcılarına teslim olanımız çok olacak.

Gözü önünde hızla akıp giden dünya namına çok şeyini kaybetmiş Hizmet Hareketi, bu yöndeki çabalarıyla Müslüman dindarlığı adına model olabilecek bir fırsatla karşı karşıya. Yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen birçok sosyal yapıdan bu hengâmede beklenebilecek sertliği asla göstermemiş olması, -ne vakit ederler bilemem- sevmeyenlerinin dahi takdirini hak etmektedir. Şimdiye dek ortaya koyduğu engin tavrını yeniden toparlanma sürecinde de sergilemesi halinde önemli bir mirası nakletmiş olacak.

Dini argümanları, fikirlerin sopası gibi kullanma saplantısından kendimi uzak tutarak yazıyı bitirebilecek miyim diye merak ediyordum.

Çok şükür.

Önceki Yazıları:
Uzaktan seveceğim, haberin olmayacak - 11 Ara 2017
Sorumluyum, Sorumlusun, Sorumlu(lar) - 04 Ara 2017
Ağır ol, ne derlerse desinler - 27 Kas 2017
‘O, öyle biri değil. Gerçekten!’ - 20 Kas 2017
İncinirim, incinirsin, incinir - 13 Kas 2017
İnsan tanım taşır mı? - 06 Kas 2017
Dindarların yerellik imtihanı: “Hangi Cömaattensin Yeenim?” - 30 Eki 2017
O eski halinden eser yok şimdi - 23 Eki 2017
Satürn olup çocuklarını yemek - 16 Eki 2017
Dindarların romantizmle imtihanı - 09 Eki 2017
önceki yazı

Diyanet İşleri Başkanı'nın zor seçimi

Sonraki yazı

Topbaş’la ‘bu adam’ arasındaki fark…

5 Yorumlar

  1. Bulent toptas
    25 Eylül 2017 at 13:07 — Cevapla

    Degerli Hakan bey.
    Yazinizdan anlaya bildigim kadar bizlerin bir donem yada sure oze cekilip. Uyari sinyali olarak vucun gonderdigi basdonmesinin sebebleri uzerini calismalarda bulunup yeni ogretiler ve hedeflerle yola devam etmek olarak algilanabilirmi. Eger ogleyse bunun nasil hayata gecirilirligi konusunda bir dusunceniz varmi.
    Saygilarimla
    Bulent toptas

  2. mahmut sani
    26 Eylül 2017 at 01:18 — Cevapla

    1- Yazıdaki teklifiniz gerçekten çok güzel. Tüm” yarın”lar “bugün”lerde planlanır. Tüm bu yaşananlardan sonra herkesin şapkasını önüne koyup düşündüğünü hüsnü zannediyorum. Ferdi hesabımızı yapmışızdır. Ben nerde yanlış yaptım sorusu bireysel yanlışlarımızı gözden geçirmemizi sağlar. Bunun yanında meseleleri şahsileştirmeden kişilere takılmadan “biz nerde yanlış yaptık” diyerek kollektif duruşumuzuda sorgulamalı mıyız acaba?

  3. mahmut sani
    26 Eylül 2017 at 01:35 — Cevapla

    2- “musibet hatanın neticesi, mükafatın mukaddimesidir.”(BSN). Hak yolcuları; İstikamet üzere devam eden hak yolcularının bir uğrak yerinde. Sonraki durak inşAllah neşideleri yazılan “bahar” olur. Bahar planlarını şimdiden yapmak tabi ki çok güzel bir fikir, hayır düşünmek hayır planlamak eğer samimiysek bizi Hakk’a yaklaştırır. “Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”(Bakara/148). “İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.”
    (Mü’minûn/61). Saygılarımla…

  4. Şule
    30 Eylül 2017 at 17:37 — Cevapla

    Sizler var olduğunuz sürece ümit var..

  5. Faydasız b. Fülan
    23 Ekim 2017 at 23:26 — Cevapla

    Aslında prensipler de belli, bu prensiplerden hangilerini ihlal ve ihmal ettiğimiz de.. bence bize düşen, “eserleri”, yaşadıklarımızın bize öğrettikleri çerçevesinde, eski müktesebatımızı da üstüne ekleyerek, “zaman en büyük müfessirdir” fehvasınca, yeniden ve daha derinlemesine bir okumayla tetkik etmektir.. onlar bize yol gösteriyordu; gösteriyordu ama, biz -büyüğümüzün ifadesiyle- “eserler okunuyor, ama canına okunuyor” dediği gibi, (çoğumuz itibariyle) “isabetli okumalar” yap/a/mıyorduk.. şimdi teorinin pratiğini yaşamış olmanın bize kattığı (nı umduğum), nisbeten daha geniş bir perspektifle, müzakereye açık yeni okumalar yapmak, en isabetli yol olsa gerek.. dediğim gibi; prensipler belli ve yaşadığımız tecrübeler bize yeni prensipler kazandırmadı; mevcut prendipler üzerine daha derin okumalar yapma perspektifi kazandırdı kanaatimce.. ezcümle; söylenecek şeyler söylenmiş, -tabiri caizse- kalem kurumuştur.. o halde bize düşen, yeniden bir “hizmet rehberi” ya da “gençlik-kadınlar vb rehberi” veya yeni bir “kastamonu lahikası veya lemalar, şualar gibi, “yön gösterici” ve “pusula” mahiyetinde eserler veya fikirler üretmek değil diye düşünüyorum..

    (belki tam anlatamamış olabilirim diye Üstad’ın şu sözüyle bitireyim:
    “Bu dürûs-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar vazifeleri –ulûm-u imaniye cihetinde– yalnız yazılan şu Sözler’in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile şerh ve izah haricinde bir şey yazsa; soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki Risale-i Nur eczaları, Kur’an’ın tereşşuhatıdır; bizler, taksimü’l-a’mal kaidesiyle her birimiz, bir vazife deruhte edip o âb-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz!..”

    Mektubat, s. 426)

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir