AnaSayfa»Yazarlar»Barbaros J. Kartal»Uyuyan Kök Hücreler (2)

Uyuyan Kök Hücreler (2)

Pinterest Google+

YORUM | BARBAROS J. KARTAL

Hileli sandıkların, geçersiz oy pusulalarının ve mühürsüz zarfların damgasını vurduğu son referandumda evet oyları yüzde 51 çıkmıştı. 1 Kasım 2015 tarihindeki son genel seçimlerde AKP’nin yüzde 49, MHP’nin de yüzde 12  oy aldığını düşünürsek meclisteki bu iki partinin ve küçük sağ partilerin desteklediği evet kampanyasının yüzde 61-63 oranında bir oy potansiyeli vardı.

7 Haziran 2015 tarihinde yapılan seçimlerde hatırlanacağı gibi AKP meclis çoğunluğunu kaybetmiş birinci parti olmasına rağmen oyları yüzde 40 olarak gerçekleşmişti.

Erdoğan’ın izin vermediği koalisyon kurulamayınca 1 Kasım 2015’de seçimler yenilenmiş ve 4 ayda AKP’nin oyu neredeyse yüzde 10 artmıştı.

7 Haziran 2015-1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaşananları bugünlerde pek azımız hatırlasa da bu esnada Türkiye’nin en büyük terör saldırısı gerçekleşmiş, sivil ve güvenlik görevlisi 602 kişi hayatını kaybetmişti. Devletin güvenliği, istikrarsızlığın terörü azdırdığı üzerine yapılan kampanya HDP’ye oy vermiş emanet oyların bazılarının geri gitmesine sebep olmuş, en büyük oy oranı kaybı da MHP de gerçekleşmişti. MHP’nin vekil sayısı yarı yarıya azalmış, yüzde 6 civarında oyunu AKP’ye kaptırmıştı.

CHP’nin kemikleşmiş oyunun yüzde 25, HDP’nin de 8-10 arası olduğunu kabul edersek yaklaşık yüzde 65-60 kemikleşmiş  sağ oy bulunuyor. Bunu AKP, MHP ve diğer küçük partiler paylaşmakta.

Son referandumda görüldü ki, MHP kendi tabanını AKP’ye oy vermede firesiz yönlendiremiyor. İYİ Parti’nin de ortaya çıkması ve ülkücü camiadaki bazı önemli isimlerin destek veriyor oluşu bunu daha da zorlaştırıyor. İYİ Parti’nin ülke çapında tanınması ya da bilinirliğinin artmasından ziyade ülkücü kesimdeki performansını dikkate almak lazım.

HAYATİ SINIR: İLK TURDA YÜZDE 50

Erdoğan’ın kendisi için 2019 ya da daha erken yapılacak seçimlerde yüzde 50’yi bularak ilk turda seçilmesi hayati önem kazanıyor aksi halde Kürt seçmenler ve laiklerin de ikinci turda oy verebilecekleri bir muhalefet adayının Erdoğan karşıtı bütün oyları toplaması ihtimal. Her ne kadar Erdoğan’ın tabanı homojen ve karşısındaki muhalefet oldukça parçalı olsa da Erdoğan nefretinin giderek birleştirici bir unsur olduğunu kendisi de görüyor.

7 Haziran seçimleri Erdoğan için büyük bir ders oldu. Meydanlara inerek Davutoğlu’ndan neredeyse daha fazla miting yapmasına, bütün tabanına aslında ülkeyi yönetenin kendisi olduğunu hissettirmesine rağmen oylar yüzde 40’a düşmüştü.

Yine bir 7 Haziran yaşamak istemeyecektir.

Bunun için öncelikle Selahattin Demirtaş gibi dinamik bir muhalefet liderini hapse attı. HDP’nin önemli ölçüde sempatisini ve etkisini kırdı. Güneydoğu’da orantısız güç kullanarak şehirleri ve ilçeleri dümdüz etti. Sonuç getirmeyecek hendeklerin faturasının örgüte doğru yönelmesinde başarı kazandı. Belediyelere el koydu. Demirtaş’ı alırsa, Diyarbakır’a dokunursa kıyamet kopar eşiğini aştı.

15 Temmuz’un rüzgarı ile muhalif kesimi epey susturdu. Medyada kendisi aleyhine yazmayı bırakın lehine yazmayacak kimseyi bırakmadı. Halen açık olan gazete ve televizyonların kitleler üzerinde etkisi olmadığı gibi Erdoğan’ın meşruiyet için kullandığı bir araç. Ayrıca o yayınlardaki din alerjisi Erdoğan’ın müthiş işine gelmekte.

Ancak milliyetçi ve kendisine oy vermeyen sağ seçmenin oylarını alması için ki bu son derece ihtiyacı olan bir şey, son dönemde başlattığı Türkçü-İslamcı kampanyanın bunu sağlamak için yeterli olmadığını biliyor.

MASALLARIN SINIRLARI

ABD ve bütün dünyaya meydan okuyan Müslüman lider masallarının etki edemeyeceği iki seçenek var.

Birincisi ekonomi. Eğer ekonomide bir kriz yaşanırsa faturayı kendisinin ödeyeceğini biliyor. Ülkedeki tek söz sahibi o olduğu için krizin sebebi ne olursa olsun muhatabı kendisi olacak. Ekonomik kriz yaşanmadan seçimlere gitmek zorunda. Erken seçim kararında bu etkili olabilir.

İkincisi de “Fetö” illüzyonunun ters tepme ihtimali. Bütün yayın organları ile Fetö diye bastırdıkça muhalefette ondan aşağı kalmamak için Fetö topuna giriyor. ‘Fetö’yü başımıza kim musallat etti?’ sorusunun cevabı Erdoğan’da yok. Aldanmıştık kısmı kendi kitlesine gider ancak almak istediği yeni oylarda işe yaramıyor.

Ergenekon, Erdoğan eliyle baş düşmanı Cemaat’e büyük zararlar verdirdi. Yine Erdoğan eliyle anahtar teslim bir diktatörlük gibi cumhurbaşkanlığı sistemi getirtti. Bu koalisyon ortaklarının ajandasının henüz tamamlanmadığı anlaşılıyor.

YENİ BİR ‘İTİCİ GÜÇ’ İHTİYACI

Şimdi geçen yazıdan devam edersek, Erdoğan’ın seçimlere bir kozla ya da bir rüzgarla ya da bir mağduriyetle girmesi gerekiyor.

15 Temmuz ‘Turnike etkisi’ yapan ilaç hükmüne geldi. Artık bundan ne kadar verilirse verilsin ulaşabileceği etki elde edildi.

Oluşan mağduriyetlerin, OHAL’ın etkisinin, AKP içinde ortaya çıkan memnuniyetsiz kesimlerin ve ekonomideki kırılganlık etkisini bastıracak bir şeye ihtiyaç var.

Bir süredir kulağına üflenen AKP temsilcilerinin Cemaat’e yönelik örgüt içi infazlar şeklinde sunduklar bir plan var. Ergenekon artıklarının başka ülkelerde silahlı eğitim kamplarının olduğu gibi fantastik şeyleri yazmaları da temelsiz değil.

Cemaatin sözde, konuşmasından korktuğu kişileri kendi eliyle ortadan kaldıracağı tezi yazılıp çiziliyor. Yani Cemaat’ten tanınan isimlere Allah korusun zarar verip bunu Cemaat’in yaptığına oynayacaklar. Bununla neyi amaçlıyorlar? Çok basit, Cemaat’in böyle bir yapı olduğunu, infazlar ve suikastlar gerçekleştirebileceğinin propagandasını yapmak. Bundan sonraki bir aşamada yani Cemaat’in böyle bir yönünün tescil edilmesinden sonra terör eylemleri, kendi sahte suikastlarını gerçekleştirerek mağduriyet ve terörünün azması peşinde olacaklar. Cemaat’in yurt dışında zor duruma düşmesi de bonusu.

Bir kez daha Cemaat’in şeytanlaştırıldığı bir iklime ve doğal olarak bu şeytanın en büyük düşmanı olan Erdoğan’ın pastayı toplamasının planlandığını düşünüyorum.

NE TEDBİR ALINABİLİR?

Bu karanlık senaryo için ne tedbir alınabilir? Ülke içinde özellikle hapishanelerde yaşanacak bütün olayların sorumluluğu Erdoğan’a aittir. Aileler ve avukatları can güvenliği ile ilgili endişeleri resmi kayıtlara geçirmeli.

Yurt dışında bulunanların bulundukları ülkenin güvenlik birimlerini AKP’li tetikçilerin yazıp çizdiklerinden, Erdoğan ve Süleyman Soylu’nun açık açık hedef gösterdiği konuşmalardan haberdar etmesi gerekiyor. TC vatandaşı olmayan taşeron kullanabilme ihtimallerinin de altı çizilmeli.

MİT elemanlarının Avrupa’da muhalifler üzerine araştırmalar ve keşifler yaptığı, AKP’li STK’ların bunlara gönüllü mihmandarlık  yaptığı ve istihbarat sağladığı, ABD’de de bir liste üzerine çalıştıkları duyulmuştu. Hatta ABD Dışişlerinden konuyu önemsediklerine dair bir açıklama yapılmıştı.

Akıl hocaları İran olduğu için İran’ın devrimden sonra muhaliflerine yönelik yaptığı girişimlerden oldukça etkilendikleri görülüyor. Daha sonra İran’ın aleyhine dönen bu girişimler üzerinde güncellemeler yaptıkları da anlaşılıyor.

Bütün derdi iktidar ve bu dünya olan Erdoğan ve çevresinin güçlü ve alternatifsiz görülmesine karşılık suç işlemeden ayakta kalamıyor oluşunun anlattığı çok şey var.

Yurt dışında bulunan bütün TC vatandaşlarını ateşe atacak çılgınlıklarına Allah fırsat vermesin. Ülke içinde planladıkları şeylere de imkan vermesin.

önceki yazı

‘Askıda Jüri’ ve ‘Şovmen Reza’

Sonraki yazı

Reza Zarrab’ın itirafları tek başına ne ifade eder?

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir