TV’de adayları tartıştırıyoruz!

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

İstanbul seçimlerinin yenilenmesi tartışmalarının ardından, yeniden yapılacak (tekrarlanacak) olan İstanbul seçimleri konusuyla kamuoyunu efsunlamayı başaran rejim, aynı zamanda bir taşla birkaç kuş vurarak zaman kazanıyor. Zaman kazanmak neden önemli, açıklayacağım. Ama bunu yapmadan önce, İstanbul seçimleri üzerinden toplumun hipnozu derinleştirilirken neler olup bitiyor bunları hatırlayalım.

Öncelikle İstanbul’da seçimlerin çalınmış olması artık kanıksandı, hatta üzeri usulca örtüldü! Oh! Artık seçimlerde abrakadabra başlıklı bir derdi yok rejimin. Durumu direnmeden kabullenen CHP, tatlısu muhalefetimsi yapısı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Diğer bir olan biten, aynı bağlamda Kürtlerin çoğunlukta olduğu şehir ve beldelerde gasp edilen belediyeler konusu elbette. Hatırlayalım: seçimlerden önce de yüzde yetmişler, yüzde altmışlar gibi astronomik oy oranlarıyla HDP’li belediye başkanlarınca yönetilen belediyelerde, başkanlar görevden alınmış, bu belediyelere kayyumlar atanmış, milli irade gaspı yapılmıştı. Olsun, ne olacak, değil mi? Zaten sonuçta Türkiye’de fiili bir Apartheit rejimi var! Kürtler adamdan sayılmıyor! İkinci sınıf vatandaş olan Kürtlere sürekli “nankörlük etmemeleri” türünden mesajlar verilmiyor mu? Sadık olsunlar, otursunlar oturdukları yerde denmiyor mu? Dahası HDP’li onlarca milletvekili, tıpkı içeri tıkılan yüzlerce belediye başkanı ve belediye meclis üyesi gibi, hapishanelerde unutulmadılar mı? Ötesi berisi var mı arkadaş? Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi HDP eşbaşkanı olan iki üst düzey milletvekili hapishanede değil mi hala daha? Bu konuların üzerini bir güzel örttü İstanbul seçimlerinin yinelenmesi sirki! Gelelim içerideki on binlerce masuma, KHK’lı yüz binlere, dehlizde gün ışığından mahrum bırakılan bebeklere, içeride doğum yapan annelere, bebeğini anne karnında kaybeden zavallı kurbanlara. Yok, yok. Hiç girmeyelim bu mevzulara biz. Çünkü bu insanlar toplumun yüzde doksanı için zaten yoklar! Ne Meriç’ten ülkeyi terke zorlananlar, ne işkencede bağırsakları patlatılanlar, ne Afrin’de havadan karadan bombalanan veya işkenceden geçirilen garipler, ne de tutuklu amiraller-generaller-subaylar… Hiç Türkiye’de konu değiller. Unutturulan bu insanlar denizi, İstanbul seçimleri sağ olsun, daha bir silindi kamusal hafızadan. Oh, ne ala! Rejim başka ne ister?

Yıldırım ve İmamoğlu bu “demokratik ortamda” TV’de açıkoturuma çıktılar. Ya da tartışma diyelim. Demokratız ya biz! Ha! İşte onu cümle âleme gösterdik! Nasıl? E belediye reisliği için yarışan, hani birinci seçimi kazanan, ama mazbatasını aldığı halde görevinden apar topar alınan İmamoğlu yok mu? Hani tartışmada ısrarla Anadolu Ajansı’nı falan suçlayan? Yahu durun gülmeyin. Adam ne desin, Saray’dan aldılar emri mi diyecekti? AA üzerinden hafif sıklet muhalefet! Ortadoğu’da ve Balkanlar’da, hatta şimdilerde tüm Avrasya’da bulduğunuz-bulabileceğiniz en güzide demokrasi Türkiye Respublikası, pardon cemahiriyesi, olmadı yine pardon, cumhuriyeti! Hani kurulduğunda neyse şimdi de o olan, yani bir nevi “rejimi özüne dönen”, aslanlar-kaplanlar gibi devletimiz yok mu? Hah! İşte o! Ve işte o kanalların kanalı TRT1’de, canlı yayınlanan bir programda, iki belediye başkanı namzedi bir güzel tartışıyor. Sonra da “vatan hainleri” utanmadan bir de bizde demokrasi olmadığını söylerler! Bak, işte görün, ne biçim demokrasimiz var!

Bu arada terörist diye pasaportu iptal edilen Temel reis var ya! Yahu durun hemen gülümsemeyin. Safinaz’ın peşindeki ıspanakçı olan değil. Partisi varmış bir tane. İslamcı Pilli (pardon Milli!) görüşüş hareketinin laikçilerce makbul olan başkanından bahsediyorum, bildiniz mi? O da dedi ya geçenlerde, “ya-ya-ya, şa-şa-şa, tek gelirsin Avrasya’da sen Rusya!” – tabi bilemiyorum başkanın pasaportu S-400 güzellemesi ve “biat ettim, ben ettim sen etme” türü işi kıvırma girişiminden sonra verilmiş midir? Bence verilmelidir! Yani devlete karşı gelmeyen ve sarayca uygun görülen herkese bir pasaport verilmeli, hatta mümkünse zeki olanlarına güzel birer makam, Alman makam aracı, kekâ bir huzur hakkı, ne bileyim, Soylu’nun “akademisyen!” danışmanı profiterol, aman anlayın işte canım, Profesör Sabri beyciğim gibi bir bakan yardımcılığı, olmadı yardımcının danışmanlığı falan, mutlaka ama mutlaka verilmeli! Neticede bu devlet büyüktür! Büyük devlet gereği neyse onu yapar. Bu halk da böyle şeyleri çok sever zaten! Temel, Kemal, Meral, Ekrem, mahallede kim varsa hepsine bence devlet gereken ihtimamı göstermelidir!

Bu arada bence okullarda da yabancı dil olarak Rusça okutulmalıdır. Arapça da ikinci dil olsun! İngilizce, Almanca, Fransızca falan çok mu lazım! Zaten NATO’da görev yapmak veya İngilizcesi kuvvetli olmak bu devletin beş bin yıllık ordusu, gari Mete han mirası mı yoksa peygamber ocağı mı? Onu ben bilemem. Nabza uygun şey edersiniz! O Batılı “sömürgecilerin” ya da “gâvurların” (burada yine ihtiyaca uygun nabız konusu, bkz. Bir önceki cümle!) dili yerine, mesela yok mu şöyle güzel bir lisan, misal Çince! Dünya ekonomi politiğinin yeni merkezi Avrasya değil miydi ki zati? Ya, bak nasıl güzel oldu! Olmaz mı? Bizi esir ettiler kardeşim bu Batılılar zaten esir! Gülmeyin, ciddi devlet işleri bunlar. Ekrem Bey de dikkat ediyor bunlara bak! “FETÖ’cü” değilim belgesi düzenlemek için bürokraside yüz bin dolardan borsa kurulmuş! Olsun! Hayrettin Karaman gibi cevval hacı-hoca takımı yazar bir fetva, olur biter! Hem devlete zararı mı var ki bu işlerin? Yok! Oldu o halde! Bir de yerine göre gizli tanık ifadesi verirsin (lafın gelişi cancağızım, imzanı atarsın demek istedim!), sana da çocuklarına da eşine de artık Allah seni inandırsın pasaport dahi çıkartırlar, ya! Da, da! Yani Rusça “evet, evet!”. Bu işler Avrasya’da böyle işler! Sıkıntı yok, olmadı pasaportun arasında 100 dolar koy gari! Kazakistan tarifesi öyleydi. Hadi Türkiye az buçuk daha “gelişmiş piyasa ekonomisi”, bizdeki rayiç de yüz elli olsun! Ligin gereği bu! Bir de Lada arabalarımız olsa keşke, yeme de yanında yat!

İlerliyor memleket vesselam. Ne o öyle kardeşim, azınlıklara haklar, işkenceye eleştiriler, tarım ilaçlarına kısıtlamalar, dönere standartlar, şeffaf devlet falan! Memleket mi bölünsün sizin Kürt sevdanız yüzünden? E yakaladın adamı konuşmuyor mendebur, konuşturmayalım mı? Börtü böcek mi bassın tarlasını yandaş (pardon vatandaş) çiftçinin? Döner de mi yemeyelim Avrupa’ya yaranacağız diye? Bana ne ya kenti-köyü bombalanıyormuş, dilini konuşamıyor, çocuğuna istediği adı veremiyormuş da falan filan! Geç bunları geç! İnsan hakkıymış da insan onuruymuş da! Suçsuzsa ispatlar suçsuzluğunu çıkar! Dayak cennetten çıkmadır deyince sorun yapmıyorsun da devlet biraz okşayınca mı batıyor? Kanser falan olmazsın o domatesleri biberleri yersen! Çernobil çayından bir şey olmadı bu millete. Tarım ilacını içse bir şey olmaz! Çocuğunun adını Toktamış koysun, Bilge koysun, Tonyukuk koysun, Timur koysun. Soyadı Türk olan Kürt milletvekili var, bir şey oluyor mu?

Kardeşim, demokrasi memokrasi diyorlar hala ya! Bak TV’de aslanlar gibi tartışma yaptırdık! Yine mi yaranamadık? Türkiye’de olan demokrasi kimde var! Diktatör olsa sen diktatör diyebilir misin zaten? Bitti! Bana NATO ağzı yapma. Zaten Patriot füzelerinin hedefi vuramadığı söyleniyor! Adiyn-dva-tri (bir-iki-üç), Putin bu işin piri! TV’de adayları tartıştırıyoruz. Seçim de var hem. Hatta bir değil iki, çift dikiş demokrasi. Yeme de yanında yat!

1 YORUM

  1. Mehmet Efe Bey,

    Hem yazilarinizi hem de twitter paylasimlarinizi takip ediyorum. Goruslerinizi ve analizlerinizi gercekten takdir ederek okuyorum.

    Calismalarinizda basarilar dilerim!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin