Tutsak Anneler Günü

YORUM | FATMA BETÜL MERİÇ

     Hiç baskı altında yaşamamış birisi, özgürlüğün ne olduğunu bilemez.

                                                                                 FERNANDO PESSOA

Annelerinin göğsünden koparılan yavrular, kucağında koca bir boşluk kalan anneler ile dolu ülkemin zindanları.

Her mevsim biraz soğuk, biraz nemli, çokça karanlık ve kasvetli zindanlarda.

O zindanlarda, kimi yeni doğum yapmış bir anne. Henüz yirmi ikisinde belki de. Kimi torun torbaya karışmış bir büyükanne.

Ama hepsi neticede anne. Bir anneye evlat, en nihayetinde.

Bir çocuğu, önce kalbinde, aklında, zihninde; sonra karnında, rahminde büyütendi anne.

Bir yanı hep biraz endişe. Bir yanı göz alabildiğine şefkat ve merhamet.

Ciğerlerinde bir soluk. Kalbinde titreyen bir kuş kanadı:evlat.

Evladından ayrı düşünce soluğunun kesilişi, dizlerinin bağı çözülüp yerlere düşmesi de işte bundan.

Bir hayvanat bahçesindeki anne gorilin, onu izlemeye gelen ziyaretçilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan, yavrusunu yağan yağmurdan korumak üzere, barınağına girdiği videoyu, tekrar tekrar izliyoruz.

Yumurtalarını korumak isteyen bir tavuğun, kanatlarını olabildiğince açışını; herhangi bir tehlike anında, yavruları uğruna, canını hiçe sayışını izleyip, hayranlık duyuyoruz.

Peki ya, haksız yere tutsak edilmiş anneler? Kollarını yavrularını korumak, sarmak sarmalamak için her açtıklarında koca bir boşluğa sarılan o anneler.

Kulağında bebeğinin ağlama sesi, göğsünde süt sızısı.

Kimi hamile haliyle çekti esaretin acısını, kimi lohusayken düştü parmaklıklar ardına.

Geride bıraktı kimi diğer yavrularını da, birini alabildi ancak yanına.

Bir anne kalbi kaç parçaya bölünsün şimdi?

***

Geceler hep biraz uyanık, hep ağlamaktan gözler biraz şiş…

Burun direkleri sızlıyor hatırlandıkça özlenenler.

Et tırnaktan ayrılır gibi, rengarenk taptaze bahar çiçekleri açmış bir fidan budanır gibi…

Öyle dayanılmaz, öyle yarası sarılmaz bir ayrılık bu.

Çocukları büyüten, anneleri kuytu köşelerde çocukça yalnızlıklara iten cinsten.

Bakışları hep hüzünlü bu yüzden ülkemdeki tutsak annelerin. Başları dik ama dokunsan gözyaşlarına değebilir ellerin.

Yüreklerinde, kırgınlıklar, umutsuzluklar, yorgunluklar…

Meriç’in netameli sularına yeni doğmuş bebeğini düşürüp, o günden sonra kimseyle konuşmayanı da bir anne.

Hamile haliyle girdiği cezaevinde, eşinin boşanma kararı aldığını öğrenip de yalnız başına doğum yapıp, tekrar cezaevine giren de bir taze anne.

Suçsuz yere binlerce kadının cezaevinde tutulduğunu bildiği için, tutuklanma korkusuyla hastaneye gidemeyip de evinde, gece saat 03.00 te komşular duymasın, polis çağırmasın diye ses bile çıkaramadan, bir koyunun kuzusunu yavrulaması gibi, ilkel şartlarda doğum yapmak zorunda kalan da bir anne.

***

Anne nereye?

Üç çocuğuyla hayat mücadelesinin tam ortasında kalmasına aldırmadan, kilometrelerce yolu aşıp ziyaret için gittiği cezaevinde tutuklanan; üç yavrusu seksen küsur yaşındaki bakıma muhtaç babaanneye bırakılan da bir anne.

Bir başka şehrinde ülkemin, cezaevindeki eşini ziyarete giderken, yolda vefat eden bilmem ki kaçıncı anne?

Kaçıncı eş, zindanda hayat arkadaşının vefatı ile bağrı yanan?

Kaçıncı masum insan?

Bir bebek daha cezaevinde giriyor annesiyle. İki evlat daha akrabalara emanet.

Çünkü baba da bir başka cezaevinde tutsak.

Kaç aile daha parçalanacak, haksızlıklara dur diyebilmemiz için?

Kaç çocuk geceleri anne diye bir boşluğa ağlayacak?

Kaç anne yavrusunu gördüğü rüyalardan, gri beton duvarlar içindeki koğuşa uyanacak?

Özleyip de sesini duymak için annesini bir hafta bekleyecek çocuklar.

Bir haftalık, 168 saatlik hasret 10 dakikalık telefon görüşüne sığdırılmaya çalışılacak gözyaşları müsaade ederse.

Anne elinin lezzeti unutulacak yemeklerde, anne kokusu ancak en son giydiği cezaevinden gönderilen giysilerden koklanabilecek.

Annesiyle uyuyor gibi olsun diye, giydiği bluze, örttüğü başörtüsüne sarılıp uyuyacak annesine hasret çocuklar.

Sütten ayrılmadan annesinden ayrılan bebekler, anneannesinden süt emmek isteyecek. Kendi annesini ancak fotoğraflardan hatırlayabilecek.

18 saatlik yolculuklar yapacak, annesini 40 dakika görmek için.

Yollarda üşütecek, hastalanacak, iyileşecek. Yollarda büyüyecek.

Oyuncaklarına annesinin fotoğrafını gösterecek. Bu da benim annem, diyecek. Benim de bir annem var, deyip vesikalık resmi öpecek, bağrına basacak sonra.

Kimi oda oda annesini arayacak gittiğine inanamayacak, çocuk çünkü.

Kimi konuşmayı unutacak kadar büyük travmalar yaşayacak.

Kimi annesini suçlayacak bıraktı gitti sanıp.

Bir başka çocuk, kapalı görüşlerdeki kalın ve kirli camın ardından, annesinin gözyaşlarını silmek isteyecek. Eli ancak cama değecek.

Bir anne tahliye edilmeyi beklerken, uydurulmuş suçlarla hüküm giyecek; evlat hasreti ağır basınca kendini kaybedip mahkeme salonunda baygınlık geçirecek.

***

Konuşmazsak, duyurmazsak olanı biteni.  Gerçekleri bir sır gibi saklarsak. Duymazsak masumların feryadını, yaşamın ne anlamı kalır ki..

Nasıl rahat uyuruz sıcak evlerimizde, nasıl sarılırız yavrularımıza gönül rahatlığıyla?

Büyük acıların dili yoktur, derler.

Bir yerlerde anneler dilsiz acılar çekiyor, elleri kolları bağlı duyuramıyorlar çığlıklarını.

Ciğerleri pare pare ama gören yok.

Gitiikçe artan bir şiddette yaşıyor zulmün her çeşidini, en ağırını.

Gülümseyen resimler, dualar eden güzel mektuplar gönderiyorlar her şeye rağmen.

Mazlumun gücü, masumluğundandır zira.

O güçle ışıldasa da güzel gözleri her birinin.

Yeri zindan değil, evleridir annelerin.

Türkiye zindanlarında 17.000 i aşkın kadın ve 800 ü aşkın bebek tutuklu hala.

Yeni yapılan çok sayıda cezaevi, bu sayının artacağının da işareti.

Amerikalı bir kadın profesörün, Türkiye’deki haksızlıklar karşısındaki  gözyaşları içinde çektiği videosunu izlemişsinizdir.

Gözünü hırs bürümüş, hak hukuk bilmez; mafyatik yapılardan bile daha şerir bir zalim elin kopardığı, hoyratça parçaladığı aileler için,  bir ses verin.

Bu anneler gününde hiç olmazsa aklınızdan çıkarmayın onları, bir duayla anın adlarını, olmaz mı?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin