AnaSayfa»Manşet»Türkiye ne halde diye sorarlarsa…

Türkiye ne halde diye sorarlarsa…

3
Paylaşımlar
Pinterest Google+

YORUM | TARIK TOROS

 

Dünya medyasının son birkaç gündür en öncelikli konusu, Harvey Weinstein olayı.

Hollywood’un en ünlü ve popüler film yapımcısı.

The Lord of the Rings, Pulp Fiction, Silver Linings Playbook, Reservoir Dogs, Cold Mountain, Kill Bill, Sun City filmlerini söylersem hafızanız canlanır.

The King’s Speech, Chicago, Gangs of New York ve The English Patient gibi fimlerle sayısız ödülü ve adaylığı var.

Koskoca “The Weinstein Company”nin kurucusu.

Ondan önce de Miramax Films’i kurmuş, yönetmiş.

 

***

İşte “Shakespeare in Love” ile Oscar kazanmış 65 yaşındaki bu adam, şu günlerde bir insana nasip olabilecek en kötü finali yaşıyor.

Bir düzine ünlü aktris, kendisini cinsel tacizle suçluyor.

Angelina Jolie, Gwyneth Paltrow, Ashley Judd gibi kadın oyuncular, isim ve adres vererek nasıl tacize uğradıklarını anlatıyor.

İddialar ve açıklamalar ABD ve İngiliz medyasında manşetlerden düşmüyor, kaç gündür.

 

***

Tüm haberlere göz attım.

Tuhaf olan, şu sorular pek sorulmuyor:

-İddialar 20-30 sene öncesine dair, neden bugüne kadar beklendi?

-Neden tacizi reddeden 8-10 kadın dışında kimse konuşmuyor?

-Mantıken, sayısız filme imza atan bu kadar popüler bir film yapımcısının “tacizlerine” olumlu cevap veren yüzlercesi olmalı değil mi?

-Yapım şirketi, kurucusunu kovmuş. Allah aşkına, haberi yok muydu kırılan cevizlerden?

 

***

İşin politik tarafı da var.

Harvey Weinstein, Demokrat Parti’nin bağışçısı.

Bu sebeple Cumhuriyetçi Donald Trump’ın da ilgi alanına giriyor.

Trump boş durur mu, polemiğe balıklama dalarak “İddialara hiç şaşırmadım” demiş.

 

***

Aynı Trump, daha geçen sene bir düzine kadın tarafından tacizle suçlandı.

Hatta, açık unutulan mikrofonun azizliğine uğradığı bir kayıt yayımlandı.

Orada ettiği, “Yıldız olduğun zaman kadınlara her şeyi yapabilirsin. Onları bilmem nerelerinden kavrayacaksın” gibi lafları tüm dünya işitti.

Trump tacizine uğrayan kadınlar basın toplantıları filan yaptı, canlı yayımlandı.

Vız geldi tırıs gitti, Trump bir ay sonra başkan seçildi.

 

***

İddialar aynı.

İlkinde hedef aldığı kişiyi bitiriyor, ikincisinde adeta güçlendiriyor.

Toplum sorgularken bile önyargılarını bir tarafa bırakmıyor.

 

***

Tek örnek verip geçeyim:

ABD, Türkiye’deki elçilik çalışanı tutuklanınca Türk vatandaşlarına vize uygulamasını durdurdu.

Uzun elçilik açıklamasının birkaç paragrafında gerekçe şöyle sıralanmış, kısaltarak aktarıyorum:

-Tutuklamanın nedenini, ne olduğunu bilmiyoruz.

-Şayet varsa çalışanımıza karşı olan delilleri, tüm çabamıza rağmen tespit edemedik.

-Arkadaşımızın avukatına erişimine izin verilmedi.

-Asıl rahatsızlık veren nokta, sanık ve avukatı bilgilendirilmeden iddialar bazı gazetelere servis edildi.

-Arkadaşımız görevi gereği, polislerle yaptığı rutin görüşmelerle suçlanıyor.

-Türkiye Cumhuriyeti, yasal olmayan herhangi bir faaliyetini de tespit etmemiş.  

 

***

Yahu, Allah aşkına… Şu yukarıdaki 6 nedenden dolayı on binlerce insan içeride bugün.

Bir elçilik çalışanı tutuklanana kadar ABD’nin kılı kıpırdamadı.

Almanya, Fransa gibi birkaç ülke de kendi tutuklu gazetecilerinin peşinde, başkası umurunda değil.

 

***

“Türkiye neden bunlar oluyor” diye kimse sormasın!

Yarın analizi yapılırken en başta şu denilecek:

“Zulüm kapımızı çalana kadar duymadık, görmedik, umursamadık.”

 

***

Ülkede sebepler tükenmiş olabilir.

Her hukuksuzluğa güçlü bir itiraz yükselse, bu günleri yaşamazdık.

Olmadı.

Kısa vadede olacak gibi de görünmüyor.

 

***

Film yapımcısından girdik, ABD ile vize krizinden çıktık.

Alakasız gibi görünebilir.

Lakin çok alakalı.

Esasen, gelişmiş gibi görünen ülkelerde bile benzeri olayları görüyor, artık hayret etmiyoruz.

Olay aynı olay.

İnsanı üstün tutmayınca, rengine, dinine, mensubiyetine, pozisyonuna, şöhretine göre biçim alınıyor.

Dünyanın her yerinde böyle.

Mazlum kendinden olunca şahin kesilen egemenler, öte tarafta yüzbinlere sırtını çevirebiliyor.

 

***

ABD’nin ikinci bir Türk çalışanı hakkında da gözaltı kararı var.

Kendisi muhtemelen konsolosluk binasından çıkmıyor, eşi ve çocuğu da gözaltında.

Türkiye ne durumda, diye sorarlarsa…

Bunu söyleyin, yeterli.

Önceki Yazıları:
Türkiye ne halde diye sorarlarsa… - 12 Eki 2017
Ben bir kaçağım ama adımı temize çıkarmalıyım - 10 Eki 2017
Bakalım çekirge bu defa sıçrayabilecek mi? - 06 Eki 2017
Londra X Tipi Cezaevi - 03 Eki 2017
Ülke için sela vakti geldi mi? - 29 Eyl 2017
Bilmek istemeyene ne yapacaksın? - 26 Eyl 2017
Cemaatin iki mühim sorumluluğu - 21 Eyl 2017
Gel burada yargılan diyenler, dışarı adım atamıyor! - 19 Eyl 2017
Sabah’ta çıkan ve ByLock’u çökerten yazı - 14 Eyl 2017
Yazmayı bıraksak mı - 12 Eyl 2017
önceki yazı

Ordunun siyasetteki 'doğal' yeri [Türk Sağı'nın hikâyesi-15]

Sonraki yazı

İslâm Dünyasının büyük utancı!

1 Yorum

  1. berrin
    12 Ekim 2017 at 10:59 — Cevapla

    Aslında bahsedeceğim durum hakkında klişe laflar çok ediliyor.Hani Üstadın satırlarında geçer ya ! taklidi iman değil tatbiki iman.(Burada yanlış varsa düzeltilsin maalesef satırlara birebir bakıp yazamıyorum)

    Türkiye de her birey haksızlığa karşı sesini çıkarıp haklının yanında olmak istediğinde %100 adaletin yerine getirileceği kanısıyla hareket etti yıllarca.Gördü ki bir türlü anlayamadığı ve adına dengeler ayrılığı mı,dengeler bütünlüğü mü???? ne menem şeyse işte!!!denilen bahaneler çıkarılarak zulümedilene zulüm devam ettirildi ve mazlumun yanında olanında burnundan fitil fitil getirilerek haksızlığı görmesi cezalandırıldı.Bunun yegane sebeplerini ben bilmem.Eli kalem tutan dili mürekkep yalamışlar bilir.

    Türkiye artık türkülerde kalan canım Türkiyem.Ve bu oldukça uzun onyıllardır böyle.Toplum, reklam sloganlarıyla avutulan yığınlar ve çaresizler hükmündeler.Akşam evlerine gittiklerinde videoların istiflendiği internet sitelerinde mutluluğu arıyorlar.Kulaklıklarını takıp önlerine konulan bir tas yemeği yerken bir gözleri küçük ekranlarda ve gülebilmeyi içten gülebilmeyi umut ederek yaşıyorlar. Necip Fazıl dı zannediyorum şöyle bir dizesi vardı “Siz Ey yaşayan Leşler! … diye devam ediyordu.

    Yaşadıkları topluma ümit var olun demek ufku derin ve geniş olanların asli görevi anlıyorum lakin affedin , gördüklerimden sonra bende oluşan tek gerçek Allah’a sığınmak ,Allah’dan medet ummak ve Allah’a kul olmak,Allah dan ümit etmek ,emek verdiklerine beşer gözüyle bakmak ve her an şaşabileceklerini hazmederken yaşayabilmek.
    Basit cümleler değil bunlar dikkat edin! Bu miladi bir güven kırılması ve güven yok edilmesidir.İnsanlar arasında güven ,sadakat bağları yok edilmiştir.Güven duygusu iki insan arasında verilen sözlerin harfiyen yerine getirilmesiyle kurulur,gelişir,sağlamlaşır.Toplumun içindeki bireyler sözünün eri,işinin eri,doğruluğun,adaletin,hürriyet eri vb… vasıflarını haketmedikleri halde yakalarında rozet gibi ,lisanlarında belirteç gibi taşıyarak haksız itibar peşinde koşmuşlarsa ve bir müddet taşımışlarsa taşıdıkları misyonun gereğini yerine getirmediklerinde dönüşü olmayan güven kaybına uğrarlar.

    Sözünü hayatı pahasına yerine getirmeye çalışan insanlar yok artık.
    Adalet ,hürriyet ve masumiyet tanımlamaları içleri boşaltılmış birer olgu halinde serbest dolaşımda.Ahlak ve nezaket ,asil davranışların yerini kanka,pampa,moruk ,hacı,lan,ulan zombi,vampir ,neyin kafasını yaşıyorsunuz ? modelleri aldı. “muasır medeniyet” argoya ,racona yelken açmış ilerliyor .

    Kısacası toplumu adalet ve hürriyete kavuşturmak istiyorsanız toplumun her bireyine “müsavat” davranmalısınız,otorite olarak.Kanun yapıcılar kendi kanunlarını ihlal ederlerse kendi kendilerini çiğnemiş olurlar.Bireyler, korku ve sindirme hareketleriyle, gerçeklerin ,bırakın yanında olmayı psikolojik olarak “görmeme” sendromunun bağımlısı olurlar,olacaklar,oldular.

    Türkiye nasıl diye sorarlarsa ….

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir