AnaSayfa»Yazarlar»Adem Yavuz Arslan»Tüccar Zarrab ‘aldıklarını’ satıyor [HABER-İZLENİM]

Tüccar Zarrab ‘aldıklarını’ satıyor [HABER-İZLENİM]

5
Paylaşımlar
Pinterest Google+

HABER-İZLENİM | ADEM YAVUZ ARSLAN – NEW YORK, Tr724

7.gününe giren Reza Zarrab davasını izlemek için New York Güney Bölge Mahkemesi duruşma salonunda beklerken, salonun halka ayrılan bölümünde oturan bir Türk selam verip muhabbete başladı.

Davaya ilgiliydi.  Gelişmeleri merakla izliyordu.

20 yıldan fazladır ABD’de yaşıyormuş. Restoran işletiyormuş. Davanın nereye gideceğini merak ediyordu.

Bense onun yorumunu.

‘Ne diyorsun?’ dedim.

Bir cümlelik nefis bir özet yaptı: “Bu adam tüccar, aldıklarını satıyor”

Duruşma başladığı için adını bile soramadığım esnaf bir cümle ile durumu özetlemişti: Tanık olmayı kabul eden Zarrab, yıllar boyu rüşvet vererek satın aldığı tüm siyasetçileri, bürokratları ‘işi bittikten’ sonra ‘satıyor’du.

Gerçekten de ilk günden bu yana Zarrab’tan dinlediğimiz itiraflar, açıklamalar hep bu mihvaldeydi.

Zarrab kimlere ne kadar rüşvet verdiğini, devletin bankasını, genel müdürünü, bakanını nasıl ‘önüne yatırdığını’ anlatıyordu.

Hem büyük bir iştahla.

Öyle ya, daha 26 yaşında iken Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu AKP Hükümeti’nin bakanlarını ‘önüne yatırmış’ bir isim Zarrab.

‘Herkesin bir fiyatı vardır’ diyerek yardımcısına ‘nasıl rüşvet vermesi gerektiğini’ öğreten Zarrab ‘işine yarayacak herkese’ rüşvet vermiş.

Duruşmanın dünkü bölümünde dinletilen bir tapeden gördük ki, rüşvet verme işini ‘ihraç’ da etmişler. Çin’de ki bir elemanına talimat veren Zarrab “Ben burada herkesi bağlıyorum, sen orada neden yapamadın, herkesin bir fiyatı vardır, ne yap et rüşvet ver bağla işi” diyordu.

ZARRAB’DAN NELER ÖĞRENDİK ?

Dün itibariyle Zarrab’ın savcılık sorgusu bitti.

Bu şu açıdan önemli: artık bu davanın çerçevesi belli oldu. Savcılık Hakan Atilla ve Halkbank ile sınırlı tutacak.

Tabi ki Zafer Çağlayan, Süleyman Aslan ve Levent Balkan olmak üzere çok sayıda isim ‘umutsuz vakıa’. Aynı zamanda Halkbank yanında başka bankalar da topun ağzında.

Fakat burada kastım ‘büyük balıklar’.

‘Büyük balıklar’ın kim olduğunu tarif etmeye gerek yok. Çünkü gerek Zarrab’ın anlatımları gerekse dinlediğimiz tapeler, yazışmalar gösteriyor ki İran ambargosunun paravan şirketlerle delinmesi sürecinden Erdoğan’ın ‘onayı ve talimatı’ var.

Dönemin Hazineden sorumlu bakanı Ali Babacan’ın da bilgisi dahilinde yapılan çalışmalar. Savcı biraz da topu sahada gezdirip tam karşı kaleye hamle yapacakken yan paslarla oyunu yayan futbolcu gibi.

Mesela Zafer Çağlayan’a ödenen rüşvetleri ekrana getirip detayları sorarken herkes “Cash to yukarı”yı bekledi. Çünkü kayıtlarda “cash to yukarı” diye bir kolon vardı.

Savcı o detayı sormadı. Oysaki exel dosyasında “cash to yukarı” bülümünün önündeki ve arkasındaki satırları irdelemişti.

Bir başka örnek telefon tapelerinde oldu.

Zarrab dönemin başbakanı Erdoğan’ın İran ticareti için Ziraat ve Halkbankası için de ‘onay ve talimat’ verdiğini anlattı. Tapeyi dinleten savcı Zarrab’a bu diyaloğa dair sorular sorarken sadece ‘Erdoğan’ın kim olduğunu’ sormakla yetindi.

Aynı şey Muammer Güler ve Egemen Bağış örneğinde oldu. Savcı adeta ‘konunun’ etrafında dolaştı durdu.

Zarrab iştahla kimlere nasıl rüşvet verdiğini anlatırken ‘başka hangi siyasilerle rüşvet ilişkisine girdiğini” sormadı.

Bir başka detayı ise Zarrab’ın ‘hayali ihracatları’na dair bölümde gördük. Savcı neredeyse yarım saatten fazla ve defaatle İranlı iki şirket üzerinde ısrarla durdu ama ‘neden o şirketleri dikkate çektiğinin’ ipucunu vermedi.

Duruşmayı izleyen herkes ‘savcı bu kadar dikkat çektiğine göre bu iki şirkette bir bit yeniği var, acaba işin içinde nükleer programa dair bir şeyler mi var?’  diye bekledi.

Fakat rüşvet başlığında olduğu gibi burada da detaya inmedi.

Bir diğer ilginç diyalog ise savcının sorgusunun sonunda geldi.

Savcı Sidhardha Kamaraju son gün elinde kabarık bir kağıt tomarı ile kürsüye gitti. Zarrab kendisine gösterilen mesajlarla ilgili “politik yönden güçlü bir avukatla olan yazışmalarım” dedi.

Savcının verdiği bilgiye göre kayıtlar Zarrab, 17-25 Aralık sonrası tahliye olduktan sonrasına aitti.

Doğal olarak hepimiz heyecanlandık.

Hele hele ‘rüşvet vererek tahliye edildiğini, görüşmeyi avukatlarının yaptığını’ açıkladıktan bir kaç saat sonra yaşanan bu diyalog önemliydi. Fakat savcı bir çok başlıkta olduğu gibi burada da konunun etrafından dolaşmayı tercih etti.

Bir önceki analizimde yazdığım gibi, eğer sonradan bir taktik değişikliği yapmazlarsa, savcı bu davayı Hakan Atilla ve Halkbank çerçevesine sıkıştırıp kapatmak istiyor.

YENİ İDDİANAMELERİN İPUCU ÇAPRAZ SORGUDA ÇIKTI

Ancak bu başka iddianameler yazılmayacak, yeni sanıklar olmayacak anlamına geliyor.

Peki bunu nereden biliyoruz ?

Cevap aslında mahkeme salonunda, herkesin gözünün önündeydi. Çünkü Zarrab ile yapılan anlaşmada ‘bundan sonrasının ipuçları’ var.

Savcılığın Zarrab ile yaptığı anlaşma da ‘tam işbirliği’ var. Bu maddenin altını ise Salı günü başlaya çapraz sorguda daha iyi gördük.

Şöyle ki,

Hakan Atilla’nın avukatlarından Cathy Flemming’in sorularını yanıtlayan Zarrab bu dava sonunda kefaletle tahliyesinin mümkün olduğunu söyledi.

Bu önemli bir detaydı ama asıl gözden kaçan detay ise şu: Flemming Zarrab’a “vereceğiniz bilgilerle başkalarının soruşturulması veya kovuşturulması anlaşmanın şartlarından biri mi ?” diye sordu.

Flemming dolaylı da olsa (avukatlık parasının devlet bankası olan Halkbank’tan ödeniyor)Türkiye’nin avukatı sayılır.

Bu soruyu çapraz sorgunun hemen başında sorması ‘taktik hamle’ olarak görülmeli.

Dünkü çapraz sorguda başka ilginç ipuçları da vardı. Mesela Zarrab, FBI ile anlaştıktan sonra ‘hedef kişiler’in seyahat alışkanlıkları hakkında bilgiler vermiş.

Avukat Flemming “Recai isimli kişiyi tuzağa çekip çekmediğini” sordu.

Devamında “Bu kişiyi Almanya’da yakalatmak için  Amerikalı yetkililerle plan yaptınız mı ?” diye ekledi.  Zarrab ‘başkalarının da seyahat alışkanlıkları’ hakkında bilgi verdiğini ifade etti.

Bu detay, ‘acaba Hakan  Atilla’nın yakalanmasını da Zarrab mı sağlamıştı?’ spekülasyonuna benzin dökmüş oldu.

Özetle, 7 gündür mahkeme salonunda gördüklerimden anladığım savcılığın Zarrab ile daha ‘çok işi ve mesaisi’ var.

ZARRAB TAM BİR SUÇ MAKİNESİ ÇIKTI

Şu ana kadar gördük ki Zarrab tam anlamıyla bir suç makinesiymiş.

Listede yok yok: Rüşvet- ki Zarrab için rutine binmiş. Sadece Türkiye’de değil dünyanın başka yerlerinde hatta Amerika’da cezaevinde iken bile rüşvet vermiş. Dünkü çapraz sorguda öğrendik ki, ABD’de ki cezaevinde gardiyana ‘telefonunu kullanmak, içki ve kadın temin etmek için’ 45 bin dolar rüşvet vermiş. Rüşveti de Türk avukatı getirip vermiş. Cezaevinde uyuşturucu kullanmış. Hatta Zarrab rüşvet işine o kadar kaptırmış ki, cezaevinde başka mahkumların telefon hakkını da rüşvetle kullanmış.

Hakan Atilla’nın avukatları da bu stratejinin üzerinde gidiyor.

Yani Zarrab’ı ‘yalancı, sözüne güvenilmez ve kötü biri’ olarak göstermeye çalışıyorlar. Avukat Flemming dünkü çapraz sorguda Zarrab’a bu amaca yönelik çok sayıda soru sordu.

Mesela gelir vergisi beyannamesini düşük gösterip vergi kaçırıp kaçırmadığını sordu. Zarrab ‘kesinlikle doğru’ derken bir sonraki soru “2013 yılında başkaları için fuhuşa aracılık ettiniz mi ?” şeklinde oldu.

ABD cezaevlerinde bile rüşvet vermekten geri durmayan Zarrab’ın bütün hayatı boyunca bu tip suçlar işlediğini pekiştirmek için yapılan bir hamleydi.

Öte yandan Zarrab’ın ‘başkaları için fuhuşa aracılık ettiniz mi?’ sorusuna ‘evet’ cevabı vermesi 17 Aralık 2013’te ortaya çıkan ses kayıtlarındaki fuhuş pazarlığını da teyit etmiş oldu.

ATİLLA’NIN AÇMAZI

Zarrab ilk günden bu yana ‘tam işbirliği içinde olan’ ve ‘mahkemeye saygılı’ bir imaj çiziyor.

Resmen hakim Berman’ın gözünün içine bakıyor ve savcıya karşı saygılı. Savunma avukatlarına karşı da aynı saygıyı eksik etmiyor.

Salona girerken çıkarken ceketini ilikliyor ve önüne bakarak yürüyor. Mesela salona girerken çıkarken Hakan Atilla’nın önünden geçiyor ama onunla göz teması kurmuyor.

Atilla ise ilk günden bu yana takım elbiseli ve moralli gözüküyor. Ancak Atilla’nın avukatlarının temel bir sorunu var. O da şu: karşılarında ‘tam iş birliği’ne söz vermiş biri var. Geride kalan 7 günde bunu da gösterdi. Her şeyi detayıyla anlatıyor. Fazlasıyla konuşkan.

Atilla’nın avukatları Zarrab’ı konuşturarak ‘ne kadar güvenilmez, suça meyilli ve yalancı’ olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Ancak çapraz sorguda gördük ki Atilla’nın avukatı Cathy Flemming çok tututuk.

Bu da anlaşılabilir bir  durum çünkü Zarrab’a sorduğu sorular ‘resmen’ temsil ettiği Hakan Atilla ve dolayısıyla Türkiye cumhuriyetini zora düşürebilir. Bir başka ifade ile Zarrab’ın neler anlatacağını kestiremiyorlar.

Bu yüzden çapraz sorgunun ilk günü -beklentinin aksine- düşük tonda gerçekleşti.

Çapraz sorguya gergin başlayan Zarrab ise ‘kolay sorular’ı gördükçe rahatladı ve ilerleyen bölümlerde Flemming’le polemiklere bile girmeye başladı. Mesela Hakan Atilla ve Halkbank’asına yönelik sorulara “Ben bilemem, Hakan Atilla’nın patronu değilim ki ?” diye cevap verdi.

ZARRAB ASLINDA ERKEN PES ETMİŞ

Zarrab’ın dünkü çapraz sorgusundan öğrendiğimiz çarpıcı detaylardan birisi de şu: Zarrab aslında ilk olarak 2016 Ağustos’unda savcıyla anlaşma girişimlerine başlamış.

Avukatlarını gönderip nabız yoklamış.

Ardından ise sessizlik dönemine giriyor. Olayların kronolojisine bakarsanız bu mesajı gönderdiği dönemler AKP iktidarının ‘devreye girdiği’ zamana denk geliyor.

Zarrab bu temastan sonra 1 yıl kadar savcılarla tekrar temasa geçmemiş.

O dönemde ise New York eski belediye başkanı Rudy Giuliani Zarrab’ın avukatlığına başlıyor ve Türkiye’ye gidip bizzat Tayyip Erdoğan ile görüşüyor.

Gluiani’nin başkan Trump ile yakınlığı nedeniyle bu görüşme önemli.

Erdoğan’ın ABD’li muhatapları ile yaptığı her görüşmede Zarrab’ı gündem yapması, hatta Emine Erdoğan’ın dönemin başkan yardımcısı Joe Biden’in eşi ile yaptığı çay randevusunda bile bu konunun gündeme gelmesi Zarrab’ın savcı ile temasa geçmesinden sonraya denk geliyor.

Kaldı ki savcılık sorgusu sırasında ‘savcı ile neden anlaştınız’ sorusuna ‘mahkum takasına dair umutlarım vardı’ cevabını vermişti.

Özetle, Zarrab 2016 Ağustos’unda savcıya avukatını gönderip nabız yokluyor. Mesajı alan Erdoğan ve AKP tam saha Zarrab’ı kurtarmaya çalışıyor. Ancak istenen bir türlü olmayınca, mahkum takası da gerçekleşmeyince Zarrab anlaşma yoluna gidiyor.

 

O bölümde şu diyalog yaşandı:

Avukat: “Ve bir yıl boyunca bunun sonuç vermesini beklediniz, değil mi?”

Sarraf: “Mümkün olabileceğini düşündüm efendim.”

Avukat:  “Ve olmadığı için Türkiye’deki insanlara öfkelisiniz, öyle değil mi?”

Sarraf: “Kimseye karşı kızgınlığım yok efendim.”

Dünkü çapraz sorguda öğrendiğimize göre savcılarla anlaştıktan sonra neredeyse 24 saatini savcılarla geçiyor ve kendine sorulanlara cevap veriyor. Bilgi, belge paylaşıyor. Suçunu kabul ettiği anlaşmayı ise 26 Ekim 2017’de imzalıyor.

Anlaşmanın şartları içerisinde Türkiye’ye olası iadenin de önünü kapayacak maddeler de var. Zarrab, Türkiye’de işlediği suçlardan yargılanamayacak.  Yine anlaşmaya göre ‘savcıyla işi bittikten sonra’ kefalet başvurusu yapabilecek.

ZARRAB’IN SERVETİ İZLEYENLERİ YORDU

Çapraz sorguda Zarrab’ın İran’ın paralarının aklanması sürecinden ne kazandığı da soruldu. Avukat Flemming “bu işten ne kadar para kazandınız” deyince Zarrab “100-150 milyon dolar” dedi.

Duruşmanın başından bu yana milyonlarca dolardan bahseden, verdiği rüşvetin hesabını bilmeyen hatta zaman zaman kime rüşvet yatırdığını karıştırdığını itiraf eden Zarrab’ın kazancına dair rakam verirken 50 Milyon dolar gibi bir sapma yapması salonda tebessümlere yol açtı.

Duruşmanın ilk gününden bu yana yaptığı tüm ticaretlerin hayali olduğunu, gerçekte hiç bir zaman İran’a ihracat yapmadığını anlatan Zarrab, Atilla’nın avukatlarının sorusu üzerine bunu tekrar etti.

Zaten savcının sorgusunun son bölümünde bu konuda somut detaylar anlatmıştı.

Hiç buğday yetişmeyen Dubai’den buğday ithal eden Zarrab, Ukrayna’dan dondurulmuş tavuk bacağı, Brezilya’dan tavuk göğsü, Malezya’dan Hindistancevizi yağı getirip İran’a satmış. Tabi hepsi kağıt üzerinde.

Zarrab’ın sorgusu bugün (Çarşamba) devam edecek. Bakalım daha ne gibi şok bilgiler göreceğiz. Gerçi şu ana kadar öğrendiklerimiz çoktan yılın olayı olmayı garantiledi ama unutmayalım dava Amerika’da ve burası için “Macera dolu Amerika” deniyor.

Önceki Yazıları:
Rüşvetin fotoromanı: Deliller ABD’ye nasıl taşındı? - 13 Ara 2017
‘Askıda Jüri’ ve ‘Şovmen Reza’ - 11 Ara 2017
‘Gözümüz üstünüzde’ mesajlarına kulak tıkamışlar [Haber-Analiz] - 10 Ara 2017
Zarrab’a sorulmayan sorular - 09 Ara 2017
Zarrab ve Atilla’nın ses kaydı: İran’ın Dubai’deki parası bu ticarete yetmez - 07 Ara 2017
Bir haftanın sonunda Zarrab’ın ifadesi tamamlandı: “Çağlayan’ın kol saati de, cezaevinden çıkmak için verdiğim para da rüşvetti!” - 07 Ara 2017
Halkbank yönetici Hakan Atilla’nın ABD’de FBI tarafından yapılan ilk sorgusu - 07 Ara 2017
Zarrab Davası’nda strateji savaşı [HABER-İZLENİM] - 07 Ara 2017
Tüccar Zarrab ‘aldıklarını’ satıyor [HABER-İZLENİM] - 06 Ara 2017
Zarrab, 17 Aralık’ta rüşvet verip serbest kalmış - 05 Ara 2017
önceki yazı

Hokus pokus ekonomisi

Sonraki yazı

“Egemen Bağış’a verdiğim paralar Erdoğan’a gitti”

1 Yorum

  1. abdullah
    6 Aralık 2017 at 14:34 — Cevapla

    kurtulmak için yalan söyledim diye tercüme edildi. bu doğrumu… şu an türk tv leri bunun üzerinden zarrafın söylediklerinin tutarlılığı yok diye zil takıp oynuyorlar..

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir