Trene bakan kim?

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Ulaştırma ve Altyapı bakanının adı Cahit Turhan. Ankara’da ciddi bir tren kazası olmuş, dokuz insan ölmüş, onlarcası yaralanmış. Yani bir dram var ortada. Politik bir mesele değil bu! İhmal ve teknik sorunlar ya da organizasyona ilişkin aksamalar var mıydı, bunu soruyor basın mensupları. Yani Türkiye’nin ağır insan hakları sorunlarından veya dünyada en çok gazeteciyi hapseden bir faşizan rejim oluşundan falan dem vurmuyorlar. Ilıman medyanın sütliman gazete ve TV’lerinde çalışan gazeteciler. Sorulan ilk soru yalın ve bir o kadar da önemli: sinyalizasyon var mıydı diye soruyor muhabir. Cahit Turhan, şu yanıtı veriyor: “Sinyalizasyon sistemi, demiryolu işletmeciliği için olmazsa olmaz bir sistem değil!”. Bunu diyor. Ben inanamıyor, bir kez daha dinlemeye karar veriyorum. Dinliyorum. Sonra bir defa daha aynı videoyu izliyorum. İnternette bu video, herkese öneririm, izleyin, izlettirin! Çünkü esasında kitle hipnozunun bu alçak rejimce nasıl damarına basa-basa yapıldığını çok harika bir şekilde gösteriyor. Bakan diyor ki, demiryolu işletmeciliğinde sinyalizasyon sistemi olmasa da olurmuş. Olmazsa olmaz ifadesi, gerekli değil anlamında kullanılıyor, biliyorsunuz. Bu esasında bir itiraftır. Neyin itirafı? Olan kaza değildir kardeşim! Bunun itirafı! Olan, gayet öngörülebilir bir gelişimin sonucudur. Hastalıklı bir kafa tarafından planlanmış ve ulaşım aracını cinayet silahına dönüştüren bir “kararın” sonucunda gerçekleşmiş bir cinayettir bu! Utanmaz bakan, herkesi aptal yerine koyarak sinyalizasyon olmadan hızlı tren ulaşımı yaptırdıklarını böyle bir hilkat garibesi cümle ile açıklıyor! Yuh olsun! Bu bakana değil. Hayır, onu oraya getirene de değil! Bu alçaklığı, bu vurdumduymazlığı, bu boş vermişliği, bu rezaleti, bu ilkelliği, bu şerefsizliği ve ihanete onay verenlere, hatta onu görmezden gelenlere! Yuh olsun size! Yuh!

Adamın ciddi bir Türkçe konuşma sıkıntısı var

Türkçeyi sonradan öğrenen ama bundan çok daha başarılı biçimde kendisini ifade edebilen uluslararası öğrencilerim, yurtdışında Türkiye uzmanı meslektaşlarım oldu. Hayret etmekten kendimi alamadım: acaba hızlı tren seferini sinyalizasyon sistemi olmaksızın işlettiren “güç”, adam gibi Türkçe konuşamayan, konuşma özürlü donuk bireylerin bakan olmalarında da mı sakınca görmemiş acaba? Bir de şunu düşünmedim değil: tren hızlı da, bunun konuşma temposu için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Bununla normal bir toplantı saatinde makul şekilde iletişim kurup anlaşmak nasıl mümkün olabilir? Bu öğlen yemeği için bir lokantaya gidip garsona sipariş vermeyi denese, akşam siparişi verme hızıyla yemeğini akşam yemeğine anca yer! Onda da muhtemelen kafasındaki yemeği değil, artık anlayabildiği kadarıyla garsonun getireceği neyse onu yer. Kafasındaki yemeği cümlesinde kafa derken çok büyük bir beklentiye mi girdim diye düşündüm ve silmek-silmemek arasında gidip geldim bir an. Çünkü yazarken abartmayı sevmiyorum! Ama mesele bakanın zekâ katsayısı değil, şahsiyeti.


İnsana – vurguluyorum: insan! – bir görev verilince, hele de bu görev bir kamu göreviyse, bu iş ciddiye alınır. Büyük bir beklenti içinde olduğumu sanmıyorum. Yani bu görev bilinç ve sorumluluğu hususunda hukuk devleti, anayasal rejim, demokratik sistem veya hak ve özgürlükler gibi bir koşul olması gerekmiyor. İnanın Kuzey Kore veya İran’da, Madagaskar ya da Mozambik’te, Bangladeş veya Somali’de (bu ülkelerden özür dilerim bizim pespayelikle kıyasladığım için!) de normal bir bakan, kendi sorumluluk alanında ihmale dayalı bir kaza olduğunda böyle boş ve lakaytça konuşmaz. Bunların mantalitesini çözemiyorum ben. Uzaylı mı bunlar, hangi ülkede, hangi vilayette, hangi kültür ve aile yapılarında yetişmiş, hangi okullarda hangi öğretmenlerin rahle-i tedrisatından geçmiş? Nasıl bir ahlak anlayışları, nasıl bir şahsiyetleri var! Adam, herkesin gözünün içine bakarak, sinyalizasyon gerekli değil diyor! Kardeşim sinyalizasyon gereksizse, neden dünyanın sayılı gelişmiş ülkelerin tren yollarında sinyalizasyon sistemleri var? Almanya ve Japonya neden kullanıyor sinyalizasyon sistemi? Bir akıllı siz misiniz? O zaman karayolları trafiğinde de sinyalizasyon kullanmayın – ek masraf olmasın! Bu rezil utanmazların yalan söyleme konusundaki pervasızlığı cidden son derece enteresan bir olgu! Bunun eğitimini falan mı alıyorlar? AKP teşkilatlarının Siyaset Akademisi seminer programında “meşin yüz eğitimi” mi veriliyor? Yoksa “yüzüne tükürseler yarabbi şükür deme sanatı” konulu bir “ileri ilm-i siyaset” kursu mu düzenleniyor? Olmadı, var mıdır bilmem de, eğer varsa, ar organlarını ampute mi ettiriyorlar, ilerleyen “siyasi kariyerlerinde”! Hangisidir arkadaş?

Bunlar nasıl prototiptir böyle?

Her birinin konulma şekli, Türkçesi, kullandıkları kavramlar, süzme tipleri, özellikle de bıyıkları buram-buram iticilik, sahtelik, riya, üçkâğıt, abrakadabra kokar? Karadeniz Teknik Üniversitesi inşaat mühendisliği bölümünden mezun olmuş bu! Karayolları genel müdürlüğü falan yapmış. 2006’da karayollarına almışlar! Tip süzme, tüm mülakatlarda eminim “müspet çocuk” diye başvuru dosyasına mesaj attırmışlardır, öyle mi? Öyle değil diyeniniz var mı? Var mı? Hah! O zaman inanın bu bileğinin hakkıyla sizi aptal yerine koyuyor – başka şık mı var! Bu karayollarında çalışırken (!) maaş mı yetmemiş ne olmuş bilmem, aynı zamanda Saray danışmanı olmuş! 2 Ekim 2015 tarihinde RTE namı diğer reis, bunu (sıkı durun!) Danıştay üyeliğine atamış! Daha Danıştay’daki görev süresinin dolmasına iki hafta kala da, bunu Saray’a bakan olarak almışlar, iyi mi? Memlekette bu “parlak çocuklardan” daha çok var! Bekleyin, bunlar gibi yüzlercesi sizi yönetiyor! Bunlar, sahiplerine sadıklar! Kendilerine ekmek veren eli ısırmazlar. Boğa burcuymuş bir de – inanmam böyle boş şeylere de, yazdım çünkü biyografisini bulduğum sitelerden birinde fotoğrafı da vardı, inanın Darwin görseydi evrim teorisinde majör bir değişiklik bile beklenebilirdi! Galapagos’a gitmek yerine keşke Karadeniz sahil şeridinde araştırma yapsaymış! Öyle bir proto-boğa tip var ki vatandaşta, resim sizi süsüyor adeta! Tren işlerine bu bakıyor.

Bugün yazıyı yazdığım saatlerde Twitter’a bir başka basın demeci düştü “boğa’nın” (bunun eş anlamlısı başka bir kelime de var, ama onu yazının sonuna saklıyorum). Ne diyor, duyunca inanamadım – aynı öteki demecinde olduğu gibi afalladım, abandone oldum, adeta kroki pozisyonuna girdim, gardım düştü, havlu atacaktım (bildiğim boks terimleri bunlar – içimde oluşan şiddet duygusunu bu boks terimleriyle bastırmayı denedim!), dinleyin: “…Sunuyorum. Kamuoyunu bu konuda… Son günlerde, kazadan sonra, sinyalizasyon olmadığı için bu kaza oldu gibi değerlendirmeler yapanlar doğru bir değerlendirme yapmıyor!”. Arada bir kadın gazeteci soruyor: “Bu trenlerde var mıydı efendim sinyalizasyon sistemi?”. Cahit’in verdiği cevap ibretlik ötesi: “Bu soru doğru bir soru değil!”. Sonra devam ediyor: “Sinyalizasyon sistemleri, demiryolu sistemlerinde bulunan (uzun bir es var, düşünüyor nasıl toparlayacağını!), hatlarında bulunan bir sistem. Teşekkür ederim!”. İnanın parodi değil. İnanın Zaytung haberi falan değil. İnanın İnek Şaban repliği falan değil! Tümüyle orijinal, MADE IN TURKEY bir enstantane! Vatandaş boğa burcu ya, aklıma oradan geldi İnek Şaban. Bir de bakışları… Ölü balık gibi bakarak, o yayık Türkçeyle, genizden gelen tipik İslamcı vurgulamalarıyla, tren bakanı, trene bakan adam böyle diyor.

Soru nasıl yanlış olur?

Bu enteresan bir mevzudur. Göztepe Pansiyonlu İlkokulu’nda ikinci sınıfta “yanlış soru olmaz, her soru doğrudur” diyen bir öğretmenin öğrencisi olan bu satırların yazarı, sorunun değil, ancak sorulara verilecek yanıtların yanlış (veya yalan!) olduğunu ileriki yıllarında hem okul hayatında, hem de ondan daha öğretici olan “dışarıdaki gerçek hayatta” öğrenecekti. Trene bakan tren bakanı Cahit Efendi, gazetecinin sorduğu sorudan dolayı ciddi bir rahatsızlık duymuş olacak ki, “Bu doğru bir soru değil!” dedi. Hayır, bunca vatandaş ölmüş, durum son derece üzücü ve dramatik, yine de gülmekten kendimi alamadım! Çünkü büyük bir rezalettir, dibe vurulabilecek son noktadır – o derece açık. Soru yanlış! Cık cık cık! Oldu mu hiç! Trene bakan sayın bakan, sıkıntıya girdi. Hem olan olmuş, ölenler geri mi gelecek bu soruyu sorunca canım! Bakan trenlere yeterince bakmamış mı demek istiyorlar – ne hadlerine. Gözümü ayırmadan uzun-uzun baktım trenlere hep. Danıştay üyesiyken bile aklım hep trenlerdeydi benim. Onlara bakmak, onları seyretmek! Trene bakan bizim bakan boğa burcu. Boğalar da trenlere uzu-uzun bakar. Baktıkça bakasıları gelir. Boğa değil miydi yoksa o? Neydi? Neydi!

Bu trene bakan sayın bakanları bakan yapmalarının ne derece bir feraset ve doğru karar olduğunu sanırım gören görüyordur! Ah bir de “doğru olmayan soruları” soran gazeteciler olmasa! Yani dünyanın en fazla gazeteci hapseden ülkesi olsa da Türkiye, trene bakan sayın bakanlarına yanlış soruların gelmesine engel olamıyor bazen. Oysa bakıyor bakan, daha ne yapsın kardeşim? Ne bakıyorsunuz ters-ters bakanın trene baktığı gibi!

1 YORUM

  1. Bunlar sermayenin kulu haline getirilmis insanligin cobani tayin edilmisligin magrurlugu, kendini sermaye tarafindan garantide hissetmenin guvencesi altinda bize birsey olmaz simarikligi ve herseye tepeden bakma utanmazliginda, yalniz allaha guvenene karsi her turlu eziyeti yapma hakkini kendinde gorenlerdir. Nasil olsa arkalarinda sinirsiz para basma gucu var ve herkese herseyi yapabileceklerini dusunuyorlar. Bu yuzden insanlar olse dogan yeni cocuklar bizimdir emrimizdediler dusuncesindeler. Herkese hesap sorup hic kimseye hesap vermez tavir icindeler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin