AnaSayfa»Yazarlar»Levent Kenez»Teslim olmamak-2

Teslim olmamak-2

Pinterest Google+

İçinden geçtiğimiz karanlık bu tünelde yol alırken manevi destek şart olmakla beraber hayatın gerçeklerinden kaçmak mümkün değil. Bu gerçeklerin en başında geçim ve hayata devam edebilmek geliyor. Bu yazıda Türkiye’de sosyal ölüme terk edilmiş, iş bulması neredeyse imkansız ya da niteliklerinin çok altında işlerde emeği suistimal edilecek mağdurlardan yurtdışına çıkmayı düşünenlere seslenmek istiyorum.

Yaklaşık iki yıldır yurtdışında yaşamak zorunda kalan birisi olarak Türkiye’den birçok arkadaşla konuştum. Ciddi olarak çıkmayı düşünen, yurtdışına çıkmasında risk olanlardan bu riski göze alabileceğini söyleyen ve  imkanı olan bütün mağdurlara bir an evvel çıkmasını tavsiye ettim, ediyorum.

Bunun en temel sebebi Türkiye’de kalıp bir sabah kapının polis tarafından çalınıp çalınmayacağı endişesi ile yaşamaktansa en azından yurtdışında özgür bir ortamda yaşama tutunmaya çalışmanın daha iyi bir fikir olması. Ülkede kalıp atıl olarak yaşamak zorunda kalmaktansa bir hareketin, bir denemenin daha iyi bir seçenek olduğunu düşünüyorum.

Hakkında herhangi bir soruşturma olmayan ya da bu sürecin kendisine dokunmayacağı belli insanlara da benzer tavsiyede bulundum. Türkiye’nin yakın geleceğinde daha iyi bir ülke olacağına dair bir emare yok. Can ve mal güvenliğini düşünen herkesin alacağı tedbirlerden biri mekan ve ortam değiştirmek.

Kendim kaçak yollarla yurtdışına çıktım. Ve bundan hiç pişman değilim. Adaletten falan da kaçmadım. Bilakis ülkede adalet olmadığı için kaçtım. Business Class’ta portakal suyu içerek yurtdışına çıkmıyor insanlar. Yakalanma riskinden tutun, sevdikleri ile beraber can güvenliklerini riske ederek çıkıyor. Buna mecbur bırakıldıkları için. Bu zulmü yaşatanlar bu dünyada da öbür dünyada da iki yakasını doğrultamasın. Bu uğurda hayatını kaybeden canların yürekleri parçalayan hikayelerine şahit olduk. Ne trajik çıkış hikayelerini de belki süreç sonunda anlatacak insanlar. ‘İnsan sevdiklerini riske atar mı?’ diye yalancı empati kasan edebiyatçı görünümlü İslamcı iki yüzlülerin ya da 12 Eylül’de sürgün günlerini destanlaştıran bugünlerde bir ay daha maaş almak için köpekleşen eski solcu militanların, terbiye edilmiş gazetecilerin tacizlerini boşverin. Hapishanede olan herkesin yurtdışına çıkanlarla ilgili duygusal ya da rasyonel her sözüne eyvallah. Onlar farklı. Ben de hapiste olsam aynı şeyleri düşünürdüm, düşünebilirdim. Ancak kimse adaletten kaçmadı, kimse de bir diğeri kaçtığı için içeride değil. ‘Şu olsaydı beni almazlardı’ diyen varsa gerçekten çok yanlış düşünüyor. Hele hele 15 Temmuz’dan çok önce çıkmak zorunda kalan insanlara yapılan suizanlar üzücü.

Hep beraber yatsaydık. Olur. Zaten elin ecnebisi de cemaat mağdurlarının haklarını savunmak için hazır kıta bekliyordu. Devletin bütün imkanlarına, dağıttığı milyar dolarlık ihalelere, çantalar dolusu rüşvete rağmen hala yurtdışında bugün, 15 temmuz resmi söylemine kimseyi inandıramamasının ve hizmet ile ilgili havanın kabusa dönüşmemiş olmasının en temel sebebi yurtdışına çıkmış insanlardır. Onları kanlı canlı görüp bunlar terörist olamaz denmesidir. Hala ülkedeki mağduriyetler öyle ya da böyle, olması gerektiğinin altında olmakla beraber bir şekilde gündem olabiliyorsa da sebebi budur. Neyse uzun hikaye, bu meseleye başka zaman yeniden döneriz. Yurtdışına çıkış tercihinizde bunlar belirleyici olmasın diye söylüyorum.

Yurt dışı cennet mi? Elbette değil

Kimse kollarını açmış bizleri beklemiyor. Ancak medeni ve sosyal devletlere gelmiş insanlar için hayata tutunmak biraz daha mümkün. Bulunulan ülkeye entegrasyon adına dil eğitimine öncelik veriliyor. Bu esnada geçim ile ilgili bir destek var. Eğer dil olayını ciddiye alırsanız, mesleğinizi yapmak için önünüzde imkanlar çıkıyor. Bu bağlamda özellikle öğretmenlerin, akademisyenlerin, mühendislerin, doktorların, esnafların ve bireysel yetenekleri ile iş yapan kişilerin şansı biraz daha fazla. Diğer meslek dallarındaki insanlar da sisteme dahil olmak için değişik işler yapabiliyor. Oturum alabilmenin önemli bir şartı mağduriyeti belgeleyebilmek. Salt ekonomik sebeplerle gelenlere pek sıcak bakılmıyor. Eğer ailenizle çıkmayacaksanız, aile birleşimi için daha avantajlı ülkeleri önceleyin.

Yurtdışını tavsiye etmemin bir diğer sebebi de çocuklar. Onların daha iyi bir eğitim almalarının yolunu açabilirsiniz. Bir çok dili iyi derecede bilmeleri, dünya vatandaşı olmaları, Türkiye’deki her türlü endoktrinasyondan etkilenmemeleri ve çocukluklarını yaşamaları onlar için de önemli bir yatırım. Ya dejenere olurlarsa? İnanın Türkiye’de halı altına süpürülüp devam eden ikiyüzlü ortamdaki riskten ne fazla ne de az.

Türkiye’de duramayıp nefessiz kaldığını hissedip “Yurtdışına çıkalım tamam da biz orada ne yaparız, ne yer içeriz, nasıl tutunuruz?” diye düşünmek tabii ki çok doğal. Git-gel yaşamamak mümkün değil…Türkiye’deki ortamdan dolayı denemekten bir şey kaybedilmeyeceği gibi, Türkiye’ye istenirse bugün olmasa bile yarın dönmek her zaman mümkün. Hem atıl olarak geçecek zamana bir yurtdışı deneyimi ekleyerek. Bu konuda duygusal düşünenler, TR724’teki Bülent Keneş’in bununla ilgili dünkü harika yazısını mutlaka okumalı.

Ülkedeki kötücüllüğe teslim olmama adına yeni bir hayat kurma girişimini de direnmenin bir parçası olarak görüyorum. Aman çıkalım da Türkiye’dekilere ne olursa olsun bencilliği değil. Can ve mal güvenliği esastır bu tehlikede olduğu sürece hicret etmek elzemdir. Çıkamayanlar da başka bir kahramanlığa imza atmaktadır.  Süreç ne zaman biterse bitsin bütün bu hizmetlerin anavatanı, motor gücü, medar-ı iftiharı yine Türkiye olacaktır. Sosyal medya gazıyla artistlik yapıp sonra kuyruğu kıstırıp kediye dönenlere inat ülkemizin her yerinde yine göğsümüzü gere gere dolaşacağımız günler gelecek. Bundan zerre şüpheniz olmasın. Bu esnada yurtdışında ne kadar çok insan olursa olsun kazançtır. İlerideki Türkiye için, temsil için, asla bitiremeyecekleri güzelliklerin yayılması için.

Önceki Son 10 Yazı:
Teslim olmamak-1 - 16 Tem 2018
Final sezonu 1. bölüm özeti - 11 Tem 2018
Çarşamba’yı nasıl bekleriz? - 09 Tem 2018
Al birini vur ötekine? - 04 Tem 2018
Biz bu seçimi neden yaptık? - 01 Tem 2018
Depresyonda mıyım? - 27 Haz 2018
Bardak dolu mu, boş mu? - 18 Haz 2018
Simit olayı değiştirir, ben size söyliyim! - 13 Haz 2018
Kazanacağını satın alın… - 11 Haz 2018
Fethullah Gülen’i ziyaret etmek - 03 Haz 2018
önceki yazı

IMF’den Türkiye’ye uyarı: Ekonomi de aşırı ısınma işaretleri var

Sonraki yazı

Ukrayna’dan kaçırılan işadamı Yiğit tutuklandı

2 Yorumlar

  1. hasan
    18 Temmuz 2018 at 13:54 — Cevapla

    Levent bey umarım bu mevzuda birkaç yazı daha yazarsınız… Özellikle yunanistan sonrası bizi ne bekliyor..

  2. Said Müzeyyin Hacıismailoğlu
    20 Temmuz 2018 at 23:36 — Cevapla

    Sayın Kenez,
    15 Temmuz kurgu darbesinden sonra cadı avına tabi tutulan hizmet insanlarının kimi darbeden önce kimi de sonra yurt dışına gitti. Siz de bunlardan birisiniz. Gidenlere bir sözüm yok. Ancak şimdi siz, yurt içindekilerin fırsat bulur ve başarabilirlerse yurt dışına çıkmalarını öneriyorsunuz. Bunu başarabilecek olanlar ya hakkında yurt dışı yasağı bulunmayan ya da bu yasak bulunsa bile hapishanede olmayan kişilerdir. Yurt dışı yasağı bulunmayanlar normal yolla çıkabilir. Yasaklı olup da hapishanede olmayanlar da kaçak yollarla -belki- çıkabilirler. Varsayalım ki insanlar bir yolunu bulup ülkeyi terk ettiler. Peki,
    1. Tutuklu olmasa bile gerek kendisi gerekse bakmakla yükümlü olduğu kişilerden hasta, engelli, yatalak… olup gidemeyecek durumda olanlar ne yapsın?
    2. Sağlıklı olsa bile eşi, çocuğu, babası, annesi, kardeşi veya başka bir yakını hapishanede bulunan ve onlarla ilgilenmek zorunda olanlar ne yapsın?
    3. Hem annesi hem babası hapiste olup himayeye muhtaç durumdaki çocuklar ne yapsın?
    4. Hapishanede olanlar ne yapsın?
    Dört maddede sözünü ettiğim insanlara, diğerleri çekip giderse kim el uzatsın? Onların derdini, üzüntüsünü kim paylaşsın?
    5. KHK’lar ile işinden atılmış ve bir dilim ekmeğe bile muhtaç insanlar var. Durumu elverişli olanlardan kimileri bu muhtaç insanlara gücü oranında el uzatıp yarım ekmeğini bölüşme gayreti içindeler. Sizin sözünüze uyup bu insanlar yurt dışına giderse muhtaçlara kim el uzatacak?
    6. Mekke’de Müslümanlara uygulanan üç yıllık abluka/ambargo yıllarında onlara yardım edenler sizin gibi düşünüp Mekke’yi terk ederek abluka altındaki garipleri kendi halleriyle başbaşa mı bıraktılar yoksa aynen bugün bazı vicdanlı insanların yaptığı gibi her şeyi göze alıp ellerinden geldikçe yardım mı ettiler? Eğer onlar yardımı tercih ettilerse bugün zor durumdaki insanlara da imkânı olanların yardım etmeleri mi gerekir yoksa terk edip gitmeleri mi?
    7. O abluka yıllarında, Müslümanların akrabalarından olan bazı müşrikler, müşrik oldukları ve boykota da tâbi tutulmadıkları hâlde sırf akraba gayretiyle onlara destek için birlikte sürgün yerine gelip üç yıl sıkıntıya katlandılar. Bugün birebir yaşanan aynı durumda, yardım edebilecek olan Müslüman kardeşlerimiz bu şartlarda yaptıkları yardımlarla belki cenneti yani ebedî saadeti kazanabilme imkânına sahip iken onları bu imkânı bırakıp yurt dışına çıkmaya davet etmek doğru mu?
    8. Müslümanlar böyle zamanlarda birbirlerine destek olmayacaklarsa ya ne zaman olacaklar? Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Müslüman, Mağrib’deki kardeşinin acısını Meşrık’ta da olsa kendinde hissedendir.” hadisi kime hitap ediyor? Hissetmek sadece acımak ve vah, yazık demekten mi ibarettir yoksa yardıma koşmak mıdır?
    9. Empati yapın. Siz şu anda yurt içinde ve muhtaç durumda veyahut da tutuklu olsaydınız aynı çağrıyı yine yapar mıydınız? Yani, insanlara “yurt dışına gidin” der miydiniz?
    10. Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Mü’mine gülümsemek bile sadakadır.”, “Bir gülümseme dahi olsa mü’min kardeşinden esirgeme.” sözleri tam da bugünler içindir ve bu günlerde sıkıntılar içindeki insanlarla ilgilenmeye yöneliktir. Bugün ülke içinde maddi durumu yerinde olsa bile ailesi, kardeşleri, akrabaları, arkadaşları, dostları tarafından terk edilip yalnızlığa itilmiş o kadar çok insan var ki. Bunlar; gülümseyen bir yüze, selam veren bir dile, hatır soran bir gönüle, kapısını çalacak bir ele çok fazla ihtiyaç duyuyorlar. Hâl böyle iken, onlara yolda karşılaştığında alçak sesle olsun selam veren, seyrek de olsa kapısını çalan, gözgöze geldiğinde gülümseyebilen insanları dışarıya davet edip garipleri iyice yüzüstü ve yapayalnız bırakmaya sebep olmak ne kadar doğru? Ve sizin bu çağrınıza uymak vicdanlı bir insanın yapabileceği iş midir?
    Sözü çok uzattım. Yanlış yapıyorsunuz. Böyle yazılar yazmakla, çile çeken insanları hem kendinizden hem de en önemlisi, sizin şahsınızda -ki, kimileri sizi hizmetten bildiği için- hizmetten soğutuyorsunuz. Bu, vebaldir.
    Burada kalsalardı işkencelerle belki canından olabilecek bazı ağabeylerin gitmeleri çok normal ve hatta gerekli idi. Onları zaten aklı başında hiç kimse eleştirmiyor. Ama sizin gibi düşünenlerin bu düşüncelerini yazıya dökmeleri, insanlarda ağabeylere karşı da antipati uyandırıyor. Bu da vebaldir.
    Hele hele, yukarıda sözünü ettiğim kişilere elinden geldiğince yardım edenler eğer çağrınıza uyup da giderler ve garibanlar iyice desteksiz ve yalnız kalırlarsa buna sebep olmanız çok daha ağır vebaldir ki altından kalkamazsınız.
    Lütfen, dışarıda olmak eğer size göre içeride olmaktan daha iyi ise siz bunun şükrünü eda etmeye bakın. Ama başkalarına aynı yolu göstermekten vazgeçin. İnsanların yurt dışına gidip gitmeme konusunda kendilerinin, durumlarına göre karar verecek kadar akılları ve iradeleri herhâlde vardır. Kimsenin bu yolda akıla ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Gitmek isteyenler, siz gelmemelerini söyleseniz bile zaten gider.
    Eğer, dediğiniz gibi yurt dışında daha yararlı hizmetler yapılabilirse onu şimdilik dışarıdakiler yapsın. Bugün yapılacak en iyi hizmet, kanaatimce, muhtaç insanlara maddi ve manevi yardım olup onları yüzüstü bırakmamaktır.
    Sizden, kendinize yaraşır -ki, eleştirdiğim yazının size yakışmadığını düşünüyorum-, yararlı yazılar bekliyoruz.
    Selam ve dua ile.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir