Tavuk hırsızlığından gangster çetesine

Yorum | Veysel Ayhan

Çok eski bir hikayedir. Çinli bilgenin tavuğunu çalarlar. Oğlunu çağırır. “Oğlum ne yap et, çalanı bul. Yoksa başımıza çok büyük felaketler gelir” der. Oğul umursamaz. Birkaç gün sonra koşarak gelir. “Baba bizim koyunlardan ikisini çalmışlar.” Yaşlı bilge: “Oğul ben sana tavuğu çalanı bul” demiştim, bulmadın.” Oğul “Baba sen hala tavuk derdindesin” der, uzaklaşır. Sonra sırasıyla inek, buzağı çalınır. Ev soyulur. Bir müddet sonra oğul ağlayarak koşar “Baba kız kardeşimi kaçırmışlar” der. Baba öfkeyle cevap verir: “Sana demiştim ‘tavuğu çalanı bul’ diye. O gün onu bulsaydın bugün başımıza bu belaların hiçbiri gelmeyecekti. Tavuğumuzu çalabileceklerini anlayınca her şeyi yapabileceklerini bildiler.”

‘ZARARA ‘REZA’SIYLA GİRENE MERHAMET EDİLMEZ.’

Türkiye’nın halini daha iyi anlatacak bir hikaye yok. Reza Zarrap davası kar topu gibi büyüyerek geliyor. Saray için tam bir Çin işkencesi. Her duruşma, her tweet, her saat yeni bir azap. Bizi ilgilendirmez. “Zarara ‘reza’sıyla girene merhamet edilmez.”

Olan Türkiye’ye olacak.

17 Aralık 2013’ten önce 8 ay önce bir MİT raporu, Türkiye’nin başına gelebilecekleri 3 sayfalık bir rapor halinde Erdoğan’a sunmuştu. Ancak işlem yapılmadı. Çünkü Erdoğan işin göbeğindeydi ve dünya yolsuzluk tarihinde böyle devasa bir “kâr” yoktu.

Sonra 17 Aralık 2013’te meşhur yolsuzluk operasyonları başladı.

Erdoğan hırsızlık ve yolsuzlukların göbeğinde olduğu için hırsızlar değil polisler hapse girdi.

Bu süreçte olanların hikâyemizdeki karşılıkları kim?

Hırsız belli. Onu tartışmaya gerek yok.

Çinli bilge ise “insanlık ve hukuk” olsun.

ABDULLAH ‘HAYRETTİN’ GÜL

Peki oğul kim?

Oğul maalesef o gün cumhurbaşkanlığı makamında oturan Abdullah Gül.

Hırsızların devleti tarumar etmesini “hayret”le seyretti.

Aldığı maaşı kendine haram etti.

Vazifesine ihanet etti.

Cumhurbaşkanlığı gözünü doyurmadı. Bitince yeniden “bi şeyler” olayım diye Erdoğan’a yalandı durdu.

Ama “hırsızlara” yalanmak ve yaltaklanmak işe yaramadı.

“Aç canavara karşı tahabbüb, merhametini değil, iştihasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister…” Aynen böyle oldu.

Kullanılmış kirli bir peçete gibi kenara atıldı.

Hırsız işine devam etti. Artık “tavuk”la yetinmedi, profesyonelleşti, gelişti, devlette semirdi.

Bir mafya çetesine dönüştü.

Gidişatı ta o zamanlardan en iyi teşhis edenlerden biri Ahmet Altan’dı.

Şöyle diyordu: “AKP artık bir siyasi parti değil. Ciddi bir gangster çetesiyle karşı karşıyayız.”

Ve bu Gangster çetesi polis ve yargıçlardan sonra medyayı susturmak oldu. O günlerde “Ne güzel cemaate saldırıyorlar” diyenleri şöyle ikaz ediyordu: “Son dört yıldır bu ülkeyi soyuyorlar. Soyuyorlar… Asıl işleri soymak. Bir ülkenin böyle soyulduğunu görmedim. Çok hırsız gördük, ama böyle sistematik soyanı görmedik… Hukuktan kaçmak zorundalar, hukuku yok etmek zorundalar. Hukuk isteyen herkesi de eğer ellerinden geliyorsa hapse atmak, susturmak zorundalar.”

‘HEPİNİZ ORADAYDINIZ…’

Gül, olanları “hayret”le seyrediyor, önüne gelen her diktatörlük yasasını imzalıyordu.

Milletvekilleri, maaşları uğruna ses çıkaramıyordu.

Muhalefet bu korkunç talan karşısında meclisten çekilmeyi düşünmedi bile.

Bugün ABD mahkemelerinin doğruladığı tapelerle hırsızlık sabit olduğu ve bunu aklı eren herkes bildiği halde tek bir “onurlu istifa” sesi duyulmadı.

Arınç, Çelik ve Aksu’lar başımıza bir şey gelmesin diye susta durdular.

Ve ülke Altan’ın dediği gibi hiç bir kural tanımayan bir gangster çetesine tamamiyle teslim oldu.

‘TAVUK’ ÇALAN YAKALANSAYDI!

“Tavuk” çalan yakalansaydı; ülkenin onurunu kurtaran yargıç ve polisler değil, Reza Zarrap ve çetesi şu an hapiste olacaktı. Türkiye kendi hırsızını kendi yargılayacaktı. Dünyaya rezil olmayacaktı. Hiç olmazsa Babek Zencani’yi yargılayan İran kadar onurlu olacaktı. Ama olmadı.

“Tavuk” çalan yakalansaydı; devletin çivileri yerinden çıkmayacaktı, parlamento AKP teşkilatına dönüşmeyecekti, Meclis ve milletvekilleri süs bitkisi haline gelmeyecekti.

“Tavuk” çalan yakalansaydı; kuvvetler ayrılığı çöpe girmeyecek, yüksek yargı Erdoğan’ın paçasına tutunup çay toplamayacaktı.

“Tavuk” çalan yakalansaydı; Kürt şehirleri yerle bir edilmeyecek, insanlar ölmeyecek, yüz binlerce insan evinden işinden olmayacaktı.

“Tavuk” çalan yakalansaydı; halkın milyarlarca lira vergisinin çöpe atıldığı kaçak Saray yapılmayacaktı.

“Tavuk” çalan yakalansaydı; 15 Temmuz olmayacaktı. Ve 15 Temmuz bahanesiyle yapılan mezalim yapılmayacaktı.

Saçma sapan KHK’larla milyonlarca insan mağdur edilmeyecekti.

Ve “Tavuk” çalan yakalansaydı; Türkiye şu an diktatörlükle yönetilmiyor olacaktı.

Çinli bilgenin dediği gibi “Tavuğumuzu çalabileceklerini anlayınca her şeyi yapabileceklerini bildiler.”

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

3 YORUMLAR

  1. cok guzel bir yazi, kaleminize saglik

    Birkaç sorum var:
    * Çinli bilgenin bilgeliğine sahip olmak için ne yapmak lazım?
    * Neden ibnuz zaman olmak yerine gafiluz zaman oluyoruz? Neden göremiyoruz yarını? Günlük hadiseler ile mesgul olup, mahruti bakamıyoruz?
    * Neden iş işten geçtikten sonra anlayabiliyoruz bazı şeyleri?
    * Zaman bazıları için okunan bir sır iken, bizim için neden gaflet kaynağı?

  2. Veysel bey keleminize saglik hislerimize tercuman olmussunuz. Gul makami geregi RTE ve ekibinin yanlislarina dur diyebilecek en etkin kisiydi yapmadi dolayisiyla bu gelinen nokta da en az onlar kadar hatta daha fazla sorumlu ve sucludur.
    Benim sahsen Gule kizginligim RTE ve ekibine olandan cok daha fazladir.
    Zulme riza ayniyla zulumdur derler zulmu oany da katmerlisiyle zulum olur.
    Biz Yuce kitabimiz in munafiklar hakkindaki uyarilarini hakkiyla anlamadikca daha cok RTE ve Gul lerin dikenleriyle sokulmaya devam ederiz. InshaAllah olmaz umidiyle…

  3. Sayın hocam,çok güzel bir analizde bulunmuşsunuz tebrik ederim.

    1980’li yıllarda nasıl bu ülkede hem sağdan,hem de soldan kayıplar oldu ve kimse ses çıkarmadı. Düşman gören iki gurup birbiriyle çatışırken kimileri hem onlara silah veriyorlardı,hem de ihbarda bulunuyorlardı.

    19990’lı yıllarda bu ülkenin doğu kısmında yaşayan tüm Kürt kardeşlerimiz; iç kısımlarda ve tüm ülkenin çeşitli yerlerinde yaşayan hakiki dindarlar ezilirken de aynı duyarsızlıklar vardı. Vicdanını kaybetmişlere kul köle olanlar; sürekli kendi düşüncelerinden olmayanları düşman gördüler.

    2000’li yıllar ise tüm zamanların en kozmopolit bir tabakasını oluşturan; bugün doğru dediğini ertesi gün yalanlayan insanların türediği zamandır. Her gelen iktidar toplumdaki düşman kesimleri ve korkuları kullandı,gücüne güç katarak yoluna devam etti.

    17/25 Aralık yolsuzluğundaki olayları o gün yalanlayıp hırsızı baştacı ederken,uluslararası alanda çok büyük bozgunların yaşanacağını söyleyenleri hep terörist gören zihniyet ne yazık ki doğruları görmek için kendi insanını değil de başkalarını dinlediğinden koca bir ülke ne yazık ki her alanda tedriç edilmeye mahkumdur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin