Seçimler üzerine birkaç not

Yorum | Veysel Ayhan

Bu seçimlerle ilgili çok şeyler söylenebilir.

Vazo çatladı.

Çatlaklar belki gizlenir ama yamanmaz. Her engebede derinleşir.

Cin şişeden çıktı. Psikolojik üstünlük muhalefete geçti.

“Türkiye artık bir diktatörlük, seçimler göstermelik” demek için henüz erken olduğu, sandığa sahip çıkıldığında demokrasi ihtimalinin devam ettiği görüldü.

AKP’de korkuyla sinmiş iç muhalefetin cesaretleneceği, kapalı kapılar ardında pazarlıklar başlayacağı öngörülebilir.

Erdoğan’ın seçim kazanma karizmasının iyice çizildiği, kendi tabanındaki sihrini bir miktar yitireceği söylenebilir.

‘Façası bozulmuş, jilet atılmış bir kabadayı o mahallede artık rahat gezemez’, derler. Bakalım neler olacak?

“Çıplak”lığının fark edildiğini anlayan “kral” ürkekleşir. Siner ve sinsileşir.

Paranoyası artar. İyice yalnızlaşır. Bu psikolojideki birinden her şey beklenebilir.

İstanbul ve Ankara sakinlerine ağır bedeller ödeteceğini ve her kötülüğü özenle kurgulayacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.

Vaktiyle “İstanbul’u kaybedersek Türkiye’yi kaybederiz” diyen Erdoğan için İstanbul ve Ankara’yı kaybetmenin ruhunda açacağı yaralar ve huzursuzluk hayal bile edilemez.

Günde 8 miting yapmış ve hiçbir yenilgiyi üstlenmeme psikolojisinde olan biri için bu işin faturasını ve acısını kurmaylarından çıkarması beklenebilir.

Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç’ın; Efkan Ala, Bekir Bozdağ ve Kadir Topbaş’ların; siyasi mevta olarak defnedildiği ‘Hainler Mezarlığı’na Binali Yıldırım, Nihat Zeybekçi ve Mehmet Özhaseki’nin gömülmesi beklenebilir.

KAZANAN VE KAYBEDENLER

Kazananlar: Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş. Diğer ‘kazanan’lar ise; edepsizlik ve terbiyesizliğe karşı terbiye ve nezaket. Kabadayılığa karşı medeni olmak. Ağzı bozukluğa karşı efendilik. Özetle (Af buyurun) hayvanlığa karşı insanlık.

Kaybedenler: Ceketimi koysam seçtiririm pervasızlığıyla kendini masaya koyan, meydan meydan hain ve terörist kovalayan Erdoğan, Binali Yıldırım, Buket Aydın (kıkırdayan spiker), havuzun zeka engelli enkırmeni Turgay Güler, Milas’ta CHP’den AKP’ye transfer olan, yaptığı telefon konuşmasıyla yalakalık tarihine geçen Barış Saylak ve geçen yıldan Muharrem İnce!

Bunlar denebilir.

SİYASİ BAŞARILARA UMUT BAĞLAMA…

Ama asıl soru bu durumun mağdurlara, mazlumlara bakan bir yanı olur mu?

Bunu ifade etmek için geçen seçim aktardığım meşhur hikâyeyi tekrar aktarayım:

Çinli düşünür Lao Tzu sıkça öğrencilerine anlatırmış. Köyün birinde yaşlı ve bilge bir adamın dillere destan beyaz bir atı varmış. Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü: “Seni zavallı ihtiyar, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Keşke krala satsaydın. Şimdi ne paran var ne de atın!” demişler.

Yaşlı bilge: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, henüz bilmiyoruz.”

Köylüler gülmüş. Bir süre sonra at geri dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler özür dilemişler. “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu.”

Yaşlı bilge “Gene acele ediyorsunuz” demiş. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bir sayfayı okuyarak tüm kitap hakkında nasıl yorum yapabilir, yargıda bulunabiliriz?”

Köylüler içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa saldırmış. Kral eli silah tutan gençleri askere almış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, yine ihtiyara gelmiş. “Gene haklı olduğun ispatlandı” demişler. “Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah bilir, sadece Allah bilir.”

Lao Tzu, öyküsünü şu öğütle tamamlıyor:
“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

BOŞ SEVİNÇLER YANLIŞ ÜZÜNTÜLER

Bu öğüt hepimiz için geçerli.

Ömrümüzü boş sevinçler ve yanlış üzüntülerle heba etmemize gerek yok.

Dengeli ve itidalli olmak varken aşırı sevinçler, lüzumsuz kederler ruhumuzu yaralıyor. Travmalar bırakıyor.

Maalesef hakkıyla tevekkül edemiyoruz.

“Hayır”ın ve “şer”rin Allah’tan geldiğini unutarak günübirlik, ufuksuz sevinçlere mağlub oluyoruz.

Ahiretsiz elemlere gark oluyoruz.

Hele siyasi meselelerde…

Neyin mutlak hayır neyin mutlak şer olduğunu “arif” değilsek dünyada bilemeyiz.

Siyasi bir mağlubiyete yas tutma.

Siyasi bir başarıya umut bağlama…

Mazlumların beraat ve felahı için siyasete bel bağlamak sonra da boş ümniyelerden dolayı meyus olmak mütevekkil bir mümine yakışmaz.

Allah dilerse taş ve kayalardan pınarlar fışkırabilir ama zakkum ağacından zemzem fışkırmaz.

Türdeş eşhastan farklılık sudur etmez.

Biz, yaşadığımız kötü sürprizlerle doğru orantılı iyi sürprizler bekliyoruz.

Bu sonuçlar, o sürprizlere başlangıç emaresi olabilir mi? Olabilir.

Sevinebiliriz ama sevindirik olmak için yetmez.

Seçimlerden önce bir arkadaş sormuştu. “Seçimlerden ümitli misin” diye. Ben de gülerek. “Uğradığım hiçbir mecliste seçimin tartışıldığını ve buna bel bağlandığını görmedim. Sadece bundan dolayı ümitliyim.” demiştim.

Esbaptan yüz çevirip Allah’a yönelip sadık bir kul olduğumuz ölçüde esbap bize temenna duracak, peşimizden gelecektir.

Allah bes, bâki (gerisi) heves.

3 YORUMLAR

  1. “İstanbul ve Ankara sakinlerine ağır bedeller ödeteceğini ve her kötülüğü özenle kurgulayacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.” Tek korkumuz. Allah muhafaza etsin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin