AnaSayfa»Türkiye»Sarıkamış felaketinin tek sorumlusu Hafız Hakkı Paşa mı?

Sarıkamış felaketinin tek sorumlusu Hafız Hakkı Paşa mı?

Pinterest Google+

Yorum | Dr. Yüksel Nizamoğlu

Tarihimizin en büyük dramlarından birisi olan Sarıkamış Harekâtının üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen toplumsal hafızada önemli bir yer tutmaya devam ediyor.

Harekâtla ilgili olarak “90.000 askerin bir kurşun atmadan donarak şehit olduğu” ifadesiyle başlayan nutuklar atılıyor, en büyük suçlu olarak da “hayalcilikle” itham edilen dönemin “Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı”  Enver Paşa gösteriliyor.

Bazı araştırmacılar ise harekâtın çok iyi planlandığını ancak X. Kolordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa’nın güzergâhı uzatarak önce kendi askerinin felaketine, sonra da harekâtın başarısızlığına yol açtığını iddia ediyorlar.

Burada cevaplanması gereken bir soru var: Balkan Harbi sonrasında “Bozgun” adlı bir eser kaleme alan Hafız Hakkı neden böyle bir harekâtın önünü açtı ve bu harekâtta bizzat yer aldı?

İTTİHATÇI HAFIZ HAKKI

Hafız Hakkı Paşa’nın asıl adı “İsmail Hakkı” olup 1879’da Manastır’da dünyaya gelmiş ve hafız olduğundan “Hafız Hakkı” olarak tanınmıştır. Önce Manastır Askeri Rüşdiye ve İdadisinde okumuş sonra Harbiye’ye devam ederek 1899’da teğmen olarak mezun olmuştur.

Hafız Hakkı 1902’de Harp Akademisi’ni birincilikle bitirdi. Sınıf arkadaşları arasında Enver Paşa, sonradan III. Ordu komutanı olan Mahmut Kâmil, Çanakkale cephesinde büyük başarıları görülen Selahattin Adil ve Medine Müdafiî Fahrettin Paşalar bulunmaktaydı.

Önce Enver Bey’le birlikte Manastır’a tayin edildi ve Sırp, Ulah ve Bulgar komitacıların mücadelelerine sahne olan Makedonya’da görev yaptı. Daha sonra Selanik’e tayin edildi ve eşkıya takibi için Yenice Gölü’ndeki sazlık ve bataklıklara girmek zorunda kalınca tifoya yakalandı.

Hafız Hakkı Selanik’teki görevi sırasında sonradan İttihat ve Terakki’ye katılacak olan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne üye olduğu gibi en aktif kişiler arasında da yer aldı. Selanik Merkez Kumandanı Nazım Bey’e düzenlenen suikastı planlayanlar arasında Enver Bey’le beraber Hafız Hakkı da bulunmaktaydı.

II.Meşrutiyetin ilanı sonrasında Enver ve Niyazi Beylerle birlikte öne çıkan “Hürriyet Kahramanları” arasında Hafız Hakkı da vardı. 31 Mart Olayında da ateşe olduğu Viyana’dan dönerek Hareket Ordusu’na katıldı.

GENELKURMAYIN İKİNCİ ADAMI

Hafız Hakkı’nın önemli bir özelliği de Saray’a damat olmasıdır. Enver Paşa Naciye Sultan’la evlendiği gibi Hafız Hakkı da V. Murat’ın oğlu Mehmet Selahattin Efendi’nin kızı Behiye Sultan’la evlendi.

Balkan Harbi’nin ilk safhasında aktif olarak savaşa dâhil olmayan Hafız Hakkı, Edirne’nin geri alınmasında Enver Bey’le birlikte görev aldı ve 1913 Aralık’ında yarbaylığa terfi etti. Savaş sonrasında da gözlemlerini ve askere öğütlerini anlattığı “Bozgun” adlı eserini kaleme aldı.

Hafız Hakkı, yaşlı subayların emekli edilerek “ordunun gençleştirilmesi” projesine aktif olarak katıldı. Dönemin Harbiye Nazırı A. İzzet Paşa bu girişimleri büyük bir risk olarak görüyordu. Ancak İttihatçıların baskısı ile istifa etti ve yerine 18 Aralık’ta Albay, 1 Ocak 1914’de de Mirliva (Tuğgeneral) rütbelerine terfi ettirilen Enver Paşa getirildi.

Enver Paşa böylece Osmanlı ordusunun “bir numarası” oldu. Hafız Hakkı da İttihatçıların askeri kanadının önemli bir ismiydi ve Enver Paşa kendisini Genelkurmay İkinci Reisliğine tayin etti. Seferberliğin ilanıyla yapılan bir düzenlemeyle de Alman komutan Bronsart Paşa reisliğe, Hafız Hakkı da birinci reislik görevine tayin edildi.

Yarbay Hafız Hakkı böylece otuz beş yaşında ordunun “iki numarası” oluyordu. Enver Paşa ile birlikte Hafız Hakkı da “siyasetin ortasındaki bir Türk subayı” olarak makamları hızla çıkmış ve tecrübesizliğine rağmen önemli bir konum elde etmişti. Enver Paşa ve Hafız Hakkı’nın ilk icraatları, orduda tasfiyeye girişerek 1.100 subayı emekli etmek oldu.

ERZURUM’DA NE OLDU?

Hafız Hakkı’nın Genelkurmay’daki görevi esnasında “dengeli” bir tutum benimsediği, Almanların isteklerine muhalefet ettiği anlaşılıyor. Hafız Hakkı’ya göre savaşa girmekte acele edilmemeliydi. Kendisi bu görüşte olan subayların sözcülüğünü de üstlenmişti.

Hafız Hakkı Osmanlı Devleti’nin bir oldubittiyle savaşa girmesine karşıydı. Nitekim Amiral Souchon’un Rus limanlarını bombalaması, Hafız Hakkı’nın Bronsart Paşa ile Almanya’da bulunduğu sırada gerçekleşti.

Hafız Hakkı bu sırada Osmanlı Devleti’nin açması gereken cephelere ait bir plan hazırlayarak Süveyş ve Kafkasya harekâtlarını gündeme getirdi. O’na göre Kafkasya’da Ruslara karşı bir cephe açılırsa, Türklerin de ayaklanmasıyla büyük bir başarı elde edilecekti. Fevzi Çakmak’a göre bu plan Sarıkamış harekâtının başlamasında önemli bir faktör olmuştur.

Bu cephenin en büyük problemi lojistikti ve Hafız Hakkı’ya göre ordu, “Napolyon’un Rusya ve İtalya seferinde yaptığı gibi” Rus işgalindeki bölgeleri aldığında “her türlü nimete” kavuşacaktı. Buna rağmen Hafız Hakkı kış şartlarında yapılacak bir harekâta karşıydı.

Enver Paşa

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle Kafkas cephesinde Ruslarla savaş başladı. Bu cephede Hasan İzzet Paşa komutasındaki III. Ordu bulunmaktaydı. Paşa bölgenin şartlarını dikkate alarak taarruz emrine temkinli yaklaşıyordu. Bu durum, Hafız Hakkı’nın durumu yerinde görmek üzere Erzurum’a gönderilmesiyle sonuçlandı.

Hafız Hakkı şehre gelişinden sonra İstanbul’a taarruz harekâtının kış şartlarına rağmen hemen yapılabileceğine dair raporlar göndermeye başlamış ve böyle bir harekâtın kumandanlığına talip olmuştur. Hatta hemen harekât yapılmayacak olursa “ilkbaharda barış yapıldığında” Osmanlı Devleti’nin hiçbir şey elde edemeyeceğini ileri sürmüştür.

Hafız Hakkı’nın görüşlerindeki bu değişikliğin nedenini tam olarak anlamak mümkün değildir. Kış şartlarının ağırlığını görmesine rağmen oradaki İttihatçı valilerle İttihat ve Terakki temsilcisi Bahaddin Şakir ve Balkanların meşhur komitacısı Grebeneli Bekir Fikri’nin etkisiyle “hayallere teslim olduğu” anlaşılmaktadır.

KAFKASYA FATİHLİĞİNDEN FELAKETE

Hafız Hakkı “rütbem tashih edilirse ben bu işi yaparım” diyerek hem rütbe, hem de aktif bir komutanlık istedi. Belki de Enver Paşa gibi “Kafkasya Fatihi” olma hayaline kapılmıştı.

Nitekim isteği gerçekleşti ve X. Kolordu Kumandanlığına tayin edildi. Enver Paşa da cepheye geldi. Paşa, H. İzzet Paşa’nın kış şartlarını ileri sürerek taarruza karşı çıkması üzerine ordu komutanlığını üzerine alarak Hafız Hakkı ile birlikte Sarıkamış Harekâtı’na girişti.

Hafız Hakkı Kolordu komutanı olarak izlediği stratejiyle de facianın önemli aktörlerinden birisi oldu. Birliklerinin yürüyüş yolunu uzatarak askerlerinin önemli bir bölümünün Allahuekber Dağlarında soğuktan donmasına yol açtı. Olan yine Anadolu insanına olmuş, binlerce asker hayatını kaybetmişti.

Enver Paşa harekâtın başarısızlığı üzerine İstanbul’a döndü ve mirlivalığa terfi eden Hafız Hakkı Paşa’yı III. Ordu komutanı tayin etti. Hafız Hakkı kısa bir süre sonra tifüse yakalanacak ve 12 Şubat 1915’de Erzurum’da vefat edecektir.

ŞEREFTEN BAŞKA HER ŞEY MAHVOLDU!

Hafız Hakkı hem rütbe hem de ordu komutanlığını elde etmişti. Ancak büyük bir felaket yaşanmış ve kendi ifadesiyle “şereften başka her şey mahvolmuştu”.

Elbette yaşananların tek sorumlusu Hafız Hakkı değildi. Muhalif bütün subayları tasfiye eden İttihatçılar, makamları hızla atlayan Enver Paşa ve gelişmeleri sadece “seyreden” Padişah V. Mehmet Reşad da suçluydu.

Ahmet İzzet Paşa “Feryadım” adlı hatıratında Hafız Hakkı için şöyle diyordu: ‘’Hafız Hakkı Balkan Savaşı’nda Binbaşı idi. Hiçbir kumanda ve memuriyette bulunmayarak bir kolordu nezdinde haber subaylığı yapıyordu… rütbesi yükseltilerek Genelkurmay ikinci Başkanlığına tayin edildikten sonra, kısa zamanda Albaylığa ve Dünya Savaşı başlarında Kolordu Kumandanlığına, sonra Tuğgeneralliğe ve nihayet Ordu Kumandanlığına yükseltilmiştir. Bu gibi durumlar öne sürülerek aleyhine ihtilal yapılan Sultan Abdülhamit, keyfi idarenin bu kadarını şüphesiz hatırından bile geçirmemiştir.’’

Yaşananlara bakıldığında ordunun siyasete bulaşması, terfilerin tarafgirlikle yapılmasıyla “komitacı takibinden başka tecrübesi olmayan subayların” önemli konumlar üstlenerek tanımadıkları coğrafyalarda harekâtlara girişmesinin Sarıkamış gibi facialara zemin hazırladığı görülmektedir.

Bugün de ordunun siyasetin tamamen içinde yer alması, binlerce subayın darbeye katılmadıkları halde “ucube darbe” bahanesiyle tasfiye edilerek ordu kademelerinin alt üst edilmesi ve ihbarlarla devam eden tasfiyelerin çok büyük faciaların habercisi olduğu bir gerçektir.

Zaten Sarıkamış’tan yüz yıl sonra Tunceli’de iki askerin soğuktan donarak hayatını kaybetmesi, Türkiye’de hala insan faktörünün ikinci planda kaldığının acı bir göstergesidir.

Son olarak şunu ekleyelim. Uygulanan sansür nedeniyle halkın Sarıkamış hezimetiyle ilgili bilgisi olmadı. Sarıkamış’la ilgili ilk yazı Âti gazetesinde 14 Kasım 1918’de yayınlanabildi. Facianın boyutları ise Şerif Bey’in 1921’de Akşam’da yayınlanan objektiflikten uzak olduğundan temkinli yaklaşılması gereken yazılarıyla ortaya çıktı.

Kaynaklar:  A. Samih İlter, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi Hatıraları, Ankara 2007; Harp Mecmuası, S. 1, 1331; P. M. Sivri, Manastır’dan Erzurum’a Hafız Hakkı Paşa, AÜ SBE yüksek lisans tezi, 2016; T. Öğün, “Sarıkamış’ta Soğuk Sansür”, Yedikıta, S. 112, 2017.

Önceki Son 10 Yazı:
Bir hayalin sonu: Kudüs düştü! - 19 Ara 2018
Bir ifrat örneği olarak Vaka-i Hayriyye - 12 Ara 2018
önceki yazı

Son çeyrek asırda Siyasal İslam

Sonraki yazı

Müsvedde!

1 Yorum

  1. Sadık
    28 Aralık 2018 at 01:25 — Cevapla

    Yüksel Nizamoğlu Beyefendinin analitik, tarafsız, psikolojik, sosyolojik ve araştırmaya dayalı yazılarından oldukça istifade ediyorum. Kendisine muvaffakiyetler dilerim.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir