AnaSayfa»Konuk Yazarlar»Proje hakimler Yargıtay’da

Proje hakimler Yargıtay’da

Pinterest Google+

Haber-Yorum | Çağrı Gümüşer

HSK’nın Temmuz ayındaki kararnamesiyle 3 bin 320 yargı mensubu yer değiştirdi. Kararnamede göze çarpan en önemli husus terfi kararlarında objektif kriterlere yer verilmemesi. AKP genel başkanının ‘bir projemiz var’ planına hizmet eden yandaş hâkim-savcılar yükseltilirken, liyakat, tecrübe, başarı ve kıdem gibi kriterleri taşıyanlar adeta cezalandırıldı. Görevde yükselmeler objektif ölçütlere bağlanmadığı için siyasal iktidar tarafından hâkim-savcılar üzerinde baskı kurmak için bir araç olarak kullanılma riski taşıyor.

Kimler yok ki!…

Yargıtay üyeliği seçimleri yürütme erkinin HSK üzerindeki etkisini ve görevde yükselme için siyasi iktidara yakın olmanın veya iktidarın siyasi çıkarlarına ve amaçlarına uygun karar vermenin bir ölçüt olarak nazara alındığını göstermesi açısından dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. 16 Temmuz 2018 tarihli kararla ilgili olarak Devletin haber ajansı Anadolu Ajansı “FETÖ ile mücadele edenler yüksek yargıç oldu” başlığıyla konuyu haber yaparken, haber içeriğinde; “Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından Yargıtay’a seçilen yeni üyeler çoğunlukla, Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) ve darbe girişimine yönelik soruşturma ve kovuşturmalarda yoğun görev alan isimlerden oluştu” ifadelerini kullandığı görülmektedir. Anadolu Ajansı’nın “FETÖ ile mücadele ettikleri için” Yargıtay üyesi seçilen hâkim ve savcıların hangi dava veya soruşturmada görev aldığını da belirtmek suretiyle verdiği bir kısım isimler şunlar: Serdar Coşkun, Velihattin Eldemir, Tekin Küçük, Aytekin Cenikli, Mehmet Odabaşı, Ergün Şahin, Cafer Aşık, Numan Kılıç, Turhan Kök, Muhammed Yavuz, Mustafa Çorumlu, Abdullah Özer, Abdurahman Orkun Dağ, Ali Doğan, Ali Öztürk, Fikret Demir, Hulusi Pur, Necip Topuz, Kenan Zeybek.

Şüphesiz bu isimlerden en dikkat çekici olanı İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ. AB 2018 Türkiye İlerleme Raporunda da eleştiri konusu yapıldığı üzere Hâkim Dağ, Anayasa Mahkemesinin Mehmet Altan ve Şahin Alpay ile ilgili kararını uygulamayı reddeden heyetin başkanı. Aynı mahkeme Cumhuriyet Gazetesi davasına da bakmış ve gazetecilere “terör örgütüne yardım” suçundan dolayı değişen miktarlarda hapis cezası vermesi eleştiri konusu yapılmıştı. Yine 17 Aralık operasyonunda tutuklanan eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile Reza Zarrab’ın adamı Abdullah Happani’nin aralarında bulunduğu 6 kişiyi tahliye eden, piyanist Fazıl Say’a Ömer Hayyam şiirini paylaştığı için 10 ay hapis cezası veren Hâkim Hulusi Pur’un ismi de dikkat çeken isimler arasında. Hâkim Pur en son İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapıyordu ve darbe girişimi davalarında da görev alan hâkimlerden birisi idi. Yine Twitter üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini paylaşan ve Erdoğan’ı birçok kez kez retweet ettiği görülen Cengiz Turhan da Yargıtay üyesi seçilenler arasında. Öte yandan Cumhuriyet Gazetesi soruşturmasını yürüten başsavcı vekili Mehmet Akif Ekinci‘nin geçen yıl Erdoğan tarafından HSK üyeliğine atandığını, Ekinci’nin bu atamalarda imza sahibi olduğunu da belirtelim.

HSK bağımsız mı?

Yargıtay üyeliğine seçilen isimler incelendiğinde seçimlerdeki en önemli kriterin “FETÖ ile mücadele etmek” olduğu, siyasi iktidara yakın olanların, iktidar ile aynı dünya görüşünü paylaşan kişilerin veya siyasi iktidarın çıkar, amaç ve hedeflerine uygun hareket edenlerin isimlerinin seçimde ön plana çıktığı görülüyor. Gerçekten de bu atamalarda kıdem, başarı, tecrübe ve liyakat gibi objektif kriterlerin dikkate alındığını söyleyebilmek mümkün değil.

Öte yandan bu atamalar ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun bağımsızlığı tartışmaları yeniden alevlendi. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yeniden yapılandırılması ile ilgili olarak Nisan 2017 referandumu sonrasında kabul edilen Anayasa değişiklikleri Mayıs 2017’de yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üye sayısı 22’den 13’e düşürülmüştür. Kurulun dört üyesi Cumhurbaşkanı tarafından atanırken, yedi üye TBMM tarafından nitelikli çoğunlukla atanmaktadır. Bu üyelerin dokuzu hâkim ve savcı olmasına rağmen, artık hiçbiri yargı tarafından seçilmemektedir. Geriye kalan iki koltuk ise, Cumhurbaşkanlığı sistemi yürürlüğe girdiğinde Cumhurbaşkanı tarafından atanacak olan Adalet Bakanına ve Müsteşarına re’sen hasredilmiştir.

HSK’nın yapısı ile ilgili olarak Anayasanın 159. maddesinde “Kurulun Başkanı Adalet Bakanı’dır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir” denilmektedir. 2 Temmuz’da yayımlanan 703 sayılı KHK ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’ndaki “müsteşar” ibareleri “bakan yardımcısı” olarak değiştirilmiş, yine KHK ile yasaya eklenen ek madde ile de; “Mevzuatta Hâkimler ve Savcılar Kuruluna ilişkin olarak Adalet Bakanlığı Müsteşarına verilen görevlerin, Adalet Bakanlığı’nın bu işlerle görevlendirilen bakan yardımcısına verilmiş sayılacağı” hükmü getirilmiştir. 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimleriyle birlikte Cumhurbaşkanlığı sisteminin yürürlüğe girmesinin ardından Cumhurbaşkanı tarafından Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcıları ataması yapılmış, 3 bin 320 hâkim ve savcının yer değişikliğini içeren kararnamenin görüşüldüğü HSK’nın 1. Dairesi’nde yapılan toplantılara Bakan Yardımcısı sıfatıyla Cumhurbaşkanı tarafından atanan Selahattin Menteş de katılarak kararnameye imza atmıştır. Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulun tabiî üyesi olduğuna ilişkin Anayasa hükmünde bir değişiklik yapılmadığı halde, Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir ismin “Bakan Yardımcısı” sıfatıyla Kurul toplantılarına katılması Kurulun bağımsızlığı konusundaki kaygıları artırmış, yapılan atamaların geçerliliğini tartışmalı hale getirmiştir.

Üyelerin atanma usulüyle ilgili olanlar başta olmak üzere, Kurula ilişkin değişiklikler, Kurulun yürütme erkinden bağımsızlığı konusunda ciddi endişeler uyandırmaktadır. HSK daire başkanları ile başkan vekilinin seçilmesi ve farklı dairelere üyelerin atanması süreçleri herhangi bir ikincil mevzuat olmaksızın yürütülmektedir. HSK üyeliğine aday olan bazı kişilerin, iktidar partisi ve hükûmet ile yakın bağları olduğu algısı, yargının daha fazla siyasileştirilmesi konusunda ihtilafa yol açmaktadır.

Son atama kararnamesi yargı sisteminin bağımsızlığına büyük darbe vurdu

Sonuç olarak; Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun Temmuz ayında gerçekleştirdiği Yargıtay üye seçimi ve 3 bin 320 yargı mensubunun yer değişikliğini içeren atama kararnamesi ile Türk yargı sisteminin bağımsızlığına büyük bir darbe daha vurulmuştur. Hâkim-savcılar görev süreleri dolmadan, talepleri bulunmadığı halde ve önceden bilgilendirilmeksizin yer değişikliğine tabi tutulmuşlardır. Hâkimlik teminatına rağmen ve temel tasfiye edilemezlik ilkesine aykırı olarak verilen bu kararlar hâkim-savcıların yürütme erki ve HSK karşısında hiçbir güvencelerinin bulunmadığını gösteriyor. Söz konusu yer değiştirmeler, yargı genelinde caydırıcı bir etki meydana getirmiş ve hâkim ve savcılar arasında yaygın bir oto sansür riskini de beraberinde getirmiştir.

Diğer taraftan gerek Yargıtay üyeliği seçimlerinde, gerekse atama kararnamesine konu terfi kararlarında görevde yükselmeler için objektif kriterlerin kullanılmadığı görülüyor. Siyasal iktidara yakın veya yandaş olanların, siyasi iktidarın çıkar, amaç ve hedeflerine uygun hareket edenlerin yükseltilmeleri, liyakat, tecrübe, başarı ve kıdem gibi kriterleri taşıdıkları halde diğer hâkim-savcıların yükseltilmemeleri veya tenzili rütbeye tabi tutulmaları yargı içi dengeleri bozmanın yanı sıra yargı bağımsızlığını da zedeler nitelikte.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını, kuvvetler ayrılığını ve hukukun üstünlüğünü ciddi bir şekilde zedeleyen bu kararlar HSK’nın yapısı ve yürütme erkinin HSK üzerindeki etkisinin ve kontrolünün de bir sonucu şüphesiz. AB 2018 Türkiye İlerleme Raporunda da belirtildiği üzere; yürütme erkinin HSK üzerindeki rolünün ve etkisinin sınırlandırılması ve hâkimlerin görev yerlerinin kendi istekleri dışında değiştirilmesine karşı etkili güvencenin sağlanması; HSK’nın itibarının yanı sıra kamuoyunda yargıya güvenin yeniden tesis edilebilmesi için de Kurulun şeffaflığının artırılması, yürütmeden tamamen bağımsız olması ve Avrupa standartları ile uyumlu usullere sıkı bir şekilde bağlı kalması gerekmektedir.

önceki yazı

İlk feda edilen Türk Telekom oldu

Sonraki yazı

TİHV Başkanı Fincancı: “Adli Kontrol işkenceye döndü, karakoldaki travma tekrar yaşatılıyor”

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir