AnaSayfa»Yazarlar»Hakan Zafer»‘O, öyle biri değil. Gerçekten!’

‘O, öyle biri değil. Gerçekten!’

1
Paylaşımlar
Pinterest Google+

YORUM | HAKAN ZAFER

1996 yılında bir televizyon programına, kendisini Allah’ın gönderdiğini, üstelik eli boş gelmediğini, defalarca görüştüğü Allah’ın vahyettiklerinin yer aldığı 68 sayfalık bir kitap ve omuzlarında, tepesinde bir nurdan hale ile geldiğini iddia eden, saçı sakalı ağarmış biri katıldı. Kendisine inanmayan sunucu ve konuğa Allah’ın nurunun tepesi üzerinde nasıl halelendiğini göstermek için programın bir yerinde, “Bu da mı gol değil” dercesine, birkaç fotoğraf çıkarttı. Fotoğrafta görülebilen, ışıktan halka ve çizgilerin tamamen gerçek olduğunu ispatlamaya çalışıyordu.

Şahıs hayatta ve maalesef iddiasını devam ettiriyor. Konu elbette o değil ama bu misali vermek, bir taşla iki kuşu düşürüyor olması açısından bana tutarlı geldi.

Aslında hazret, tepesindeki nur halesini kabul edip hayran kaldığımız takdirde geriye kalan tüm hezeyanlarını da kurnaz bir pazarcı el çabukluğuyla heybemize yüklemek istiyordu.

Hale Etkisi

Hazretin nuru(!), meleklerin başları üzerinde belirdiğine inanılan (elbette İslam’a göre değil), günahsızlığı, hatasızlığı temsil eden halkaya atfen “Halo Effect (hale etkisi)” şeklinde adlandırılan psikoloji teorisini aklıma getiriyor.

1907’de Fredrick Lyman Wells’in bir makalesinde konu hakkında gözlemlerini aktardığı, 1920’de yayınladığı makalede davranışçı Edward Thorndike’ın kavramlaştırdığı hale etkisi, olumlu görünen bir niteliğe ait inançlarımızı, diğer niteliklere yönelik yargılarımıza bulaştırarak kişi hakkındaki olumlu genel kanaatimizin, olumsuz özellikleri olumlu yönde etkilemesidir. Tedbir duvarını yıkabilmesi açısından hüsn-ü zandan farklıdır. Tersi de var. “Horn Effect (boynuz etkisi)” olarak kavramlaştırılır ki olumsuz yargıların bulaştırılmasıdır.

Leyla’nın köyünün sokaklarında gördüğü uyuz bir köpeği bile Leyla aşkıyla perdeleyerek sevebilen Mecnun’un derbederliği gibidir. Sevgi ve ilgilerimizi israf ederek hoşumuza giden özellikler sebebiyle hataları çoğu zaman görmez, gördüğümüz hataların, etkisinde kaldığımız “hale” hürmetine zihnimizde sevaba evirilmesine direnemeyiz. İyi özelliklerin diğerlerini perdelemesi ile karşımızdaki kimseye daha fazla yardımcı olmaya çalışır, onu zorda kabul ettiğimiz bir zamana denk gelirse, yalnız bırakmayalım diye bu kimselerin kötülüklerine dahi sahip çıkar, yüceltiriz.

İlgi Arsızlığı

Etrafındakileri etkileyebildiğini fark eden kimse, daha fazla etkilemeye gayret eder. Bu nedenle sorgulanmamak, hesaptan kaçmak isteyen her düzenbaz bu etkiden yararlanır. Görüntüsü gayet masum ve makul olsun diye uğraşır. Mübarek gözükmek adına taklidin, pejmürdeliğin türlü kılığına girebilir. Gayretli kabul edilmesi için etrafın gözünü, hareket kalabalığına boğabilir. Bilgili algılansın diye gevezeliği sanatlı sanatlı icra edebilir. İtici, kaba davranışlarına takva kamuflajı geçirebilir. Aynı yolun yolcusu kim varsa onlar arasında dâhil olacağı elitler oluşturup, başı kalabalıkken gelen kimseye yük muamelesi yaparken, aynı kişi çaresiz haline denk geldiğinde de Hızır gibi davranabilir.

Sadece kişiler için değil sosyal gruplar için de aynı etki geçerlidir. Bir grup insanla ortak hareket eden bir kimsede görülen iyi davranış veya hal, geriye kalan herkesi de aynı sempatiyle kabullenmemize sebep olabilir. Tersi de pekâlâ mümkün. Mesela, bir din müntesibi, cemaat mensubu kimseye bakışımızı olumlu veya olumsuz genelleme eğilimi gösteririz. Dindarlar için bu durum, aşırı gidildiğinde dinin altında ezilme yollarından biridir. Dinin serbestlerini kendine yasak eden kimselerde yorgunluk olur da kötü birini iyi bilince olmaz mı? Aşırılık, ilgi ve sevgide de sahibini yenik pehlivana çevirir.

Kayıtsız Şartsız Güvenme

Aynı faaliyetlerde bulunduğumuz kimselerin başlarına hale kondurup melekleştirmek, tek bildiğimiz özelliği bizimle aynı sosyal çevrenin üyeliği olan kimselere kayıtsız şartsız güven duymak, bizden olmayan kim varsa en hafif şekliyle mesafeli davranmak, çoğu zaman hayal kırıklığıyla neticelenebilir. Görünürde sizinle aynı iyiliği yapması, teklif ettiğiniz iyiliklerin içinde yer alması bile yer yer yanıltıcı olabilir.

Bizim tevazu, erdem, bilgi gibi esaslı niteliklerden etkilenmediğimiz için değer vermediğimizin kokusunu alırlarsa, değerli olma peşinde koşanları istemeden de olsa riyakâr yapmış oluruz. O kimseyi görmek istediğimiz veya getirdiğimiz yerde hoşumuza giden vasıf bir işe yaramıyorsa, kafasında hale gördüğümüz ‘meleğimiz’ lütfen geldiği yerde kalabilmenin çeşitli yollarını arar. Çoğu zaman bu yol, olmadığı gibi gözükmek, etrafına jestler yapmak, bol hediyeler vermek türünden sempatik olabileceği gibi, dozu ayarlanmış kabalık ve yer yer baskı şeklinde de tezahür edebilir.

Sosyal gruplar bundan fazlasıyla etkilenir. Gariban gözüken, tecrübeli ve bilgili ama geveze olmayan birinin pek tutunma şansı yoktur. Boylu poslu, endamlı, laf ebesi, bazı fiziki özellikleri etkileyici silah olarak kullanan kimselere açılan kapılardan garibanların geçmeye yeltenmeleri çeşitli manevi telkinlerle çabucak durdurulabilir.

‘Sen Melek Göremezsin’

Said Nursi’nin siyasete çektiği ‘euzü’ de böyle okunmalı. Meleği şeytanlaştıran bizden olmama vasfı “Horn Effect (boynuz etkisi)”, şeytanı melekleştiren bizden olması vasfı da “Halo Effect (hale etkisi)” sonucudur.

Kimin başı üzerinde onu günahsız gösteren bir hale görmeye başladıysak, hemen kendimize gelmeli, “sen melek göremezsin” diye kendimizi çimdiklemeliyiz

Abartmadan ve taşırmadan her durum ve şahsı yerinde değerlendirmek, bu sorundan bizi kurtarabilir. Bir kimsenin hoşumuza giden özelliklerini reddetmeksizin, beğenimizin diğer özelliklere bulaşmasını engellemek en kestirme yoldur. Daha genel olarak, bir kimseyi seviyoruz diye ona ait inançları, zihnimizin filtresiz kabulüne direnmeli, anlattığı, kabul edip inandığı her şeyin hakikat olamayacağına ihtimal vermeliyiz.

Bu irrasyonel tutumun etkisinden kurtulmanın, nazarı, temkin ve teenni ile düzeltmek gibi bir çaresi var. “Her geleni Hızır bilme” bizi üstesinden gelemediğimiz sorunlarla baş başa bırakıyorsa, bakış açısı, “her geleni Hızır bilmeme” şeklinde yeniden düzenlenebilir.

Özetle…

“Leyla ile aynı köyde yaşıyor diye” köpek sevilmez.

Önceki Yazıları:
Uzaktan seveceğim, haberin olmayacak - 11 Ara 2017
Sorumluyum, Sorumlusun, Sorumlu(lar) - 04 Ara 2017
Ağır ol, ne derlerse desinler - 27 Kas 2017
‘O, öyle biri değil. Gerçekten!’ - 20 Kas 2017
İncinirim, incinirsin, incinir - 13 Kas 2017
İnsan tanım taşır mı? - 06 Kas 2017
Dindarların yerellik imtihanı: “Hangi Cömaattensin Yeenim?” - 30 Eki 2017
O eski halinden eser yok şimdi - 23 Eki 2017
Satürn olup çocuklarını yemek - 16 Eki 2017
Dindarların romantizmle imtihanı - 09 Eki 2017
önceki yazı

Vicdanınız kalsın, hukuku uygulayın yeter

Sonraki yazı

İktidar savcısının 'Ben aslında yoğum' sendromu!

2 Yorumlar

  1. Tamer Uğurlu
    20 Kasım 2017 at 18:34 — Cevapla

    Harika tespitler bunlar. Eliniza sağlık. Zaten “hüsnüzannın” yanında “ademi itimat” bunun için var. Denge insanı olmak, bir olcude de olsa, bu iki kavramı yerinde kullanabilmeye bağlı.
    Bu konu hangi camia, hizip, dernek, parti’de olursa olsun, herkesin dikkate alması gerekeb bir konu gibi duruyor.
    Bu kavramlar hangi hizip ve ekolde olursa olan kardeşlerimizle “empati” yapabilmemizi de kolaylaştıran kavramlar gibi duruyor. Sevdiklerine, Allah tarafından özel bir vazifeyle tavzif olunduğuna inandıkları insanların, düpedüz sahtekar, hırsız, kendi çıkarları için ayet ve hadisleri istediği gibi yontmaya çalışan insanların hatalarını görmeyi istememelerini anlayabiliyoruz. Adamın biri gözlerinin önünde: “her hafta Cuma vaazında hocalar akrabalarınıza sahip çıkın demiyor mu?” diyerek nepotizmi meşrulaştırmaya çalışırken biri çıkıp yüzüne tükürmüyor mesela…

  2. mahir
    21 Kasım 2017 at 12:10 — Cevapla

    Bu arada bahsi geçen haleli sahtekar İskender Evrenesoğlu 🙂 şimdilerde elektrik çarpmış gibi sarsılıp “vahiy geldi” şovları yapmakta 🙂

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir