Nereden nereye?

HABER-YORUM | NACİ KARADAĞ

Ağustos 2001… 28 Şubat zulmünün altında inleyen Türkiye. Mevcut siyasi partilerin hiçbirinin çare olmadığı görüşünde. Bilkent Oteli Konferans Salonu’nda 74 kurucu üye ve partiyi destekleyen bağımsız milletvekillerinin katıldığı programda Ak Parti’nin temel programı açıklanıyor. İlkeler açıklanmadan önce, Mustafa Kemal Atatürk ve ülkeye hizmeti geçenler için saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı okunuyor. Programda, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, demokrasiyi önce kendi içinde yaşayacağı ve yaşatacağı belirtilerek, parti içi denetimin, demokratikleşme ve atılım projesi çerçevesinde oluşturulduğu ifade ediliyor.

Partinin ilkelerinin amacı, toplumsal merkezin, siyasetin merkezine taşımaya yönelik olduğu ifade edilen programda, ”Yani kendini unutmadan, dünyayla bütünleşmeyi ideal edinmiştir. Devlet mekanizmasının işlemesini kolaylaştırırken, toplumsal alanı geniş tutmayı hedeflemektedir.” deniliyordu.

Gerçekten de açıklanan programın başlıkları yaklaşık 10 yıldır Ergenekon ve askeri vesayetin altında inleyen bir ülke için nefes alıcı bir mahiyette:

Temel haklar-ilkeler, ekonomi, kamu yönetimi, sosyal ve dış politikalar konusunda umut vaat eden bir profil çiziliyor.

İlk birkaç yıl gösterilen performans da umut verici. Ki Türkiye uluslararası ligde hızla yükseliyor; demokratik, özgürlük ve sosyal hayatlar konusunda büyük bir iyimserlik hâkim.

Tarih; 19 Şubat 2005

Gaziantep’te partisinin Kadın Kolları Kongresi’nde konuşan Başbakan Erdoğan, hükümet olarak 3 Y’nin kendileri için önemli olduğunu, bunların da yoksulluk, yolsuzluk ve yasakların kaldırılması olduğunu söylüyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, kendileri için acil önemde olanları “3Y” ile adlandırdıklarını belirterek, bunları, “yoksulluk, yolsuzluk ve yasakların kaldırılması” olduğunu söylüyor. Eğer o gün söylediklerini, bugün başka bir siyasi dile getirse, bir gün bile özgür bırakmadan içeri atılacak olan görüşler olduğu kesin.

Erdoğan, yolsuzlukla mücadele konusunda çok mesafe aldıklarını, daha önce fona 24 bankanın devredildiğini, ancak kendi dönemlerinde devir olmadığını belirtiyordu. Erdoğan, atadıkları bürokratların yolsuzluğa bulaşmaları halinde, onlarla da mücadele edeceklerini belirterek, “Atadıklarımız içinde makamın şımarttıkları olabilir. Mesele, yanlış yapıldığında müdahale edecek siyasi iradenin olmasıdır. Bu irade de vardır” diyordu.

Yoksullukla mücadelenin de öncelikli meseleleri olduğuna tekrar vurgu yapan Erdoğan, yasaklar konusunda da oldukça iddialıydı. Erdoğan, iktidara geldiklerinde Türkiye’nin yasaklar ülkesi olduğunu ancak bunları yavaş yavaş kaldırdıklarını, düşünce, din ve vicdan ile örgütlenme özgürlüğü konusunda mesafe alındığını söyledikten sonra şunları söylemişti: “Duygusallığa gerek yok. Bazı şeyler konuşulmaz, yaşanır. Yaşamadan konuşanlar bu işin istismarını yapanlardır. Bu ülke bunun bedelini çok ödedi. Biz bedel ödetmek istemiyoruz. Toplumsal gerilimlere neden olmadan, azami toplumsal mutabakat adımlarının atılması bizim görevimizdir.”

Bugün geriye dönüp bakıldığında, aradakine fark demek yetersiz olacak bir duruş noktası uçurumu.

Bugün yıl 2019…

Yolsuzluk… Türkiye yolsuzluk algısında hızla irtifa kaybettikten sonra, son birkaç yıldır tamamen dibe çakılmış durumda. Uluslararası Şeffaflık Örgütü gibi bağımsız kuruluşların yayınladığı endeksler artık ihanet olarak görüldüğü için, kimse bundan bahsetmeye cesaret edemiyor. Kuruluşun son yayınladığı yolsuzluk algısı endeksi aslında Erdoğan, iktidarı ve ortağı Ergenekon’un karnesi gibi:

Yoksulluk… Ülke, 2010 yılana kadar yukarı doğru gidişini önce yavaşlattı, ardından duraklama ve gerileme başladı. Devletin neredeyse tüm kaynakları kurutuldu ve yandaşlara peşkeş çekildi. Birkaç gün önce açıklanan rakamlara göre, dünyada en fazla kamu ihalesi veren siyasi lider açık arayla Tayyip Erdoğan. Limak, Cengiz holding gibi iktidarın beslediği şirketler ise yeryüzünde en çok devlet ihalesi kapan şirketler.

Buna paralel olarak halkın alım gücü dibe vurmuş durumda. Yükselen döviz ile beraber, açlık sınırının altında yaşayan insan sayısı Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırıyor.

Yasaklar… Ağzını açmaya korkan insanların sayısı hızla arttığı gibi, ülkeyi terk etmek isteyen çok ciddi bir nüfus var. Wikipedia bile yasaklı durumda. Milyonlarca internet sitesi bu iktidarın eliyle engellenmiş durumda. Okulundan bankasına, gazetesinden televizyonuna kadar binlerce kurum yasaklandı, kapısına kilit vuruldu, el konuldu.

Buna karşılık, cezaevleri rekor üstüne rekor kırıyor. İktidar yüzlerce yeni cezaevi yapmakla övünüyor. Hapisteki öğrenci sayısı 100 bin rakamına dayandı. Binden fazla bebek, anneleriyle hapishanede yaşıyor.

Dünyanın en fazla gazeteci hapseden ülkesi olduk. Kuzey koru, Çin gibi ülkeleri bile solladık.

Bununla beraber başka şeyler artıyor hızla.

Hırsızlık mesela… Artık emniyet müdürlerinden, kaymakamlara, polislere, belediye başkanlarına kadar çalmayan kimse kalmamış durumda. Bunlar hakkında en ufak bir soruşturma yapılmazken, bunları haberleştiren gazeteciler hapse atılıyor, basın organları kapatılıyor. Ola ki bu durumu soruşturmaya kalkan savcı, hakimler sürgün ediliyor, ihraç ediliyor, hala akıllanmadıysa hapse tıkılıyor.

Yandaşlık… İktidar kendisine sürekli olarak yalakalık yapılmasını, yüceltilmesini, gerçeklerin örtülmesine yardım edilmesini istiyor. Bunu yapan sanatçılara devlet kanallarında program yaptırılıyor, dizi çektiriliyor, reklam işi veriliyor. Sadece TRT’nin bir çizgi filme günlük 450 bin Tl ödediği raporlara geçiyor ama raporu hazırlayanlar işten atılıyor. Yandaş spikerler aylık 278 bin gibi asgari rakamlarla spor haberleri sunabiliyorlar. Yandaş medyaya oluk oluk para akıtılıyor.

Arsızlık… İktidarın beslediği yandaşlar ne yaparsa yanlarına kâr kalıyor. Muazzam bir özgürlük alanları var. Fox TV’ye demokratik bir cümle için günlerce kapatma cezası, milyonlarca para cezası yağdırılırken, havuz medyasında 24 saat muhalif olan herkese en ağır hakaretler, küfürler özgürce yağdırılıyor. Fikrini açıklayan sanatçılar anında linç ediliyor, hesaba çekiliyor, yurt dışına çıkışları engelleniyor. Yandaş sanatçı geçinenler ise devlet ihalelerinden aldıkları lüks villalarda arabalarda hayatlarının en kral dönemini yaşıyorlar.

AKP’nin kuruluş gününden bu yana geçen 16 yıl içinde yaşanan bu büyük savrulmanın hesabını kimse soramadığı gibi, halk büyük bir baskı ve medya hegemonyası ile uyuşturulmaya devam ediliyor. Milli uçak, helikopter, araba, tank, uzay aracı gibi yalanlar artık mille karakterimiz olmuş durumda.

Bütün bu perişan fotoğrafa rağmen muhalefet ise ipe sapa gelmez mevzular ile günü idare etmeyi siyaset zannediyor.

Ülke Erdoğan-Ergenekon koalisyonu ile batırılmaya doğru tam gaz giderken, muhalefetin hala bu işin farkında olmaması ve yaşananlara bir tür rıza göstermesi bu karanlık tabloya onları da ortak ediyor.

Sadece muhalifleri değil, kendi dizayn ajandasında çizdiklerini de bir anda buhar etmeyi başarıyor Erdoğan. Beraber yola çıktığı arkadaşlarının neredeyse tamamı bugün silinmiş durumda. Cumhuriyet tarihinde seçim kazanan başbakanı ilk kez AKP döneminde bir bildiriyle uzaklaştırıldığına şahit oldu Türkiye. Gül, Arınç, Topbaş ve daha yüzlercesi sesini çıkarmaya kalktığı an “hain” damgası yiyeceklerini çok iyi biliyorlar.

Hasılı kelam, yola çıkarken söylenilenler ile yolun sonunda durulan nokta arasında siya ile beyaz, ak ile kara, gece ile gündüz kadar büyük bir uçurum var.

Ve en kötüsünü söylemek durumundayım, tünelin ucunda ışık filan da görünmüyor.

Kimsenin size pembe hayal pazarlamasına izin vermeyin artık…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin