Nefretin fotoğrafı

YORUM | MURAT AYDIN

1933 yılının Eylül ayında İsviçre’nin Cenevre şehrinde düzenlenen Milletler Cemiyeti toplantısına katılan Goebbels’i gösteren bir kare ‘nefretin gözleri’ olarak tarihe not düşmüştü. Bir Yahudi fotoğrafçı deklanşöre bastığında yüzündeki abartılı gülümseme ifadesi yerini öfke ve nefrete bırakmıştı. LIFE dergisinin fotoğrafçısı olan Eisenstaedt’in portre çekimi için Goebbels’e yaklaştığında, nefretin en çıplak haliyle karşılaşacağını belki de tahmin etmiyordu.

Bugün Türkiye’de yaşanan her olay sonrası kendimi Nazi dönemini okurken buluyorum. Ve her okuduğum şeyle Nazi Almanya’sında 85 yıl önce yaşanmış şeylerin bire bir aynını yaşadığımızı biraz daha fark ediyorum.

Eisenstaedt’ın ‘nefretin gözlerini fotoğraflamıştı. Nazilerin Yahudilere olan bakışını, nefretini, kinini somut hale getirmiş, döneminde yaşanan nefretin nasıl bir şey olduğunu, kendisinden sonra ki nesillerinin kayıt altına almıştı.

‘Nefretin gözleri’! Türkiye için de ne kadarda tanıdık, ne kadar da sıradan. Ve bir o kadar da rutin bir ifade.

‘Nefreti’ fotoğraflayan Eisenstaedt, 20. Yüzyıla çok az kala Almanya’da doğmuştu. 1930’lu yılların ortalarında Nazi tehdidinden kaçıp İsviçre, ABD gibi takriben daha güvenli bölgelere sığınan on binlerce Yahudiden biriydi. Mesleğine sığındığı İsviçre’de de devam etti. Nefretin gözleri Eisenstaedt’in en bilinen eserlerinden biri. Savaşın en acı karelerinden birini de o yakaladı. Hiroşima’da kucağında çocuğuyla oturan çaresiz anne  ve arkasındaki harabeydi bu. Barışı sembolize eden fotografı çekmeyi de o başardı. Belki şansı da yaver gidiyordu ama daha önemlisi haberi iyi koklayan bir gazeteciydi. Japonya’nın teslim olduğu gün Times Meydanı’nda bir denizcinin yoldan çevirdiği hemşireyi öpmesini fotoğraf makinesiyle ölümsüzleştirerek yakaladı. Sonrasında da tam 86 fotoğrafı TIME dergisine kapak oldu. Winston Churchill, John F. Kennedy, Ernest Hemingway, Sophia Loren, Marilyn Monroe gibi isimlerin unutulmaz portrelerine imzasını attı. Foto muhabirliğinin babası olarak anılan Eisenstaedt, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük fotoğrafçılardan biri olarak adını tarihe yazdırdı.

İnsanoğlundaki, ‘ötekiye’, nefreti belgeleyen Goebbels fotoğrafı, bana göre çektiği en önemli kareydi.

Fotoğrafıyla nefreti somutlaştırmış, yalan propagandanın büyük üstadı Goebbels günlüğünün bir yerinde şunları yazmıştı. ‘Yahudiler şu an doğuya sürülüyorlar. Fazla teferruatına inmeye gerek olmayan, münasip biçimde acımasız bir usul izleniyor ve Yahudilerden geriye fazla bir şey kalmıyor. Genel itibariyle şu söylenebilir: Bunların yüzde altmışı yok edilmeli, yalnızca yüzde kırkı çalıştırılmalıdır… Yahudilere karşı acımasız lakin bütünüyle hak ettikleri bir hüküm uygulanmaktadır.” Bu ifadeler de bugünkü Türkiye’yi ne kadar da anlatıyor öyle değil mi?

Goebbels; bugünkü Türkiye’de solcusu, sağcısı, İslamcısı, Rus yanlısı, Çin yanlısı herkesin nefretle andığı bir isimdir. Ancak bu fikirler yine bütün bu saydıklarımın ittifakıyla hizmet gönüllülerine karşı bire bir yürürlüktedir. O metindeki Yahudileri çıkarıp cemaati koyduğunuzda metinde hiçbir bozulma, değişiklik olmaz. Bu yönüyle baktığımızda da gerçekte hepsi Gobells’in birer şakirtidir.

Yahudi soykırımının belgelenmesinde ki en büyük başarıyı, olayları belgeleyen fotoğrafçılara vermek gerekir. Onların bu olağanüstü gayret ve cesaretleri zalim bir güruhu tarihin utanç bölgesine hapsetmiştir.

Hunhar bir zulmün yaşandığı Türkiye’de bugün olanları yarına anlatabilmek için mutlaka belgelemek bu nedenle çok ama çok önemlidir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin