Namık Kemal’in ruhu, Egemen Bağış’a hulul ederse [Konuk Yazar: Zübeyr Cesur]

AKP hükümetine muhalifliğinden dolayı tutuklu bulunan eski Zaman gazetesi yazarlarından Ali Bulaç, 23 Temmuz 2012’de Zaman gazetesinde kaleme aldığı bir yazıda, İslamcıların üç ana dönemde üç nesil olarak birbirlerini takip ettiklerini düşündüğünü dile getirir. Birinci nesil İslamcıların 1850-1924; ikinci nesil İslamcıların 1950-2000 yılları arasında rol oynadığını vurgular. 21. yüzyılın ilk yıllarından başlamak üzere üçüncü nesil İslamcılarınsa yakın tarih sahnesine çıkmış bulunduklarına atıfta bulunur.

Şu anda tutuklu gazeteciler arasında bulunan bir diğer eski Zaman gazetesi yazarlarından Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne ise, 1991’de doktora tezi olarak kaleme aldığı ‘Siyasal İdeoloji Olarak İslamcılığın Doğuşu’ isimli eserinde, yine Bulaç’ın birinci nesil dediği Yeni Osmanlı İslamcı aydınlarına dair orjinal tespitlerde bulunuyor. Aynı zamanda kitapta,  o dönemin İslamcı aydınları ile, günümüz siyasi İslamcılarla kesişen vasıflarının olduğu net bir şekilde farkediliyor.

Türköne, ısrarla, “İslam, İslamcılar ile bir ideolojiye dönüşmüştür” tespitinde bulunduğu eserinde, Namık Kemal’in yaşadıklarından alıntılar yapar. Kemal’in, arkadaşlarıyla birlikte Avrupa’ya kaçtıktan ve gazete hazırlıklarına giriştikten sonra, mektupla babasından İslamiyetle ilgili kitaplar ısmarladığını hatırlatır ve şunları ekler: ”Bunlar yazılacak şeylerden İslamın ahvalinden misal göstermek lazım” diye ekliyor. Türköne, bu ifadeden Yeni Osmalıların kendi aralarında müzakere ederek, Babıaliye karşı muhalefetlerinde  İslamiyetten yararlanmayı karar verdiklerini çıkartıyor.

NAMIK KEMAL: İNGİLİZ KONYAKLARI PEKALA

Bir de Namık Kemal’in babası ile mektuplaşmalarında geçen diyaloglar, İslamcıların ta o günden bugüne İslam’ı kendi çıkarları için nasıl suistimal ettiklerini gün yüzüne çıkarıyor. Kemal, babasına Londra’dan İngiliz konyağının mehdini yapar ve şöyle der: ”Burananın konyakları pek ala.. Hele Londra’da yarım şişe konyak içmeyince, midede kuvve-i hazime mümkin olmuyor.” Yine Kemal, babasından gelen, zamparalık dedikodularına dair ikazlarını yalanalamakla beraber şöyle cevaplar: ”Size, öyle zamparalık ediyorlarmış, şöyle gelip böyle gidiyorlarmış gibi söz söyleyen olursa, sayenizde Avrupad’da oturuyorlar; orada Kabe tavaf olunmaz ya ne yapsınlar dersiniz.”

Zahirde medyadaki Namık Kemal ise, İslam’ın ateşin taraftarları arasında yer aldığı görülüyor. Yine aynı eserde, 1868’de Hürriyet’te kaleme aldığı bir yazısında, ”Hakikat biz Düstür’a bedel kanun-u şer’i yapmak talabindeyiz…” şeklinde ifadeler kullanıyor. Ancak diğer tarfafta ise babasına İngiliz konyağını övüyor; kendisinin zamparalık eleştirilerine ise, ”Avrupa’da Kabe tavaf olunmaz ya ne yapsınlar.” cevabını veriyor.

Gelelim üçüncü nesil olan AKPli İslamcıların İslamı kendi politikaları için nasıl kullandıkları meselesine. Bu konuda AKP cenahının arşivi oldukça zengin. Ancak biz, şu meşhur makaracı eski AKP’li bakan Egemen Bağış ile yetinelim.

MAKARACI BAĞIŞ: İLK İFTARIMIZI YAPTIK

Tarih, 09 Temmuz 2013. Bağış, Avrupa Birliği Bakanı. Dönemin Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara ile Ülke TV’nin sunduğu Ramazan Sofrası isimli programında konuşuyor. Kendisine mikrofon uzatılan Bağış, ”Başkanımıza  çok çok teşekkür ediyorum. Sağolsun ‘ilk iftarımızı’ onun ev sahipliğinde yaptık…” diyor. Bu arada  Egemen Bağış’ın 2007’de başörtüsü özgürlüğünü savunduğu için  siyasetten men edilme talebi ile Anayasa Mahkemesinde yargılandığını da hatırlatalım.

Ancak daha sonra aynı Egemen Bağış’ın Metehan Demir’le yaptığı ve sızdırılan telefon görüşmesi internete düşüyor. Ses kayıtlarında Bağış’ın Kur’an’ın en uzun süresi olan Bakara ile dalga geçtiği ortaya çıkıyor: “Her Cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara.” Yani Bağış, kapalı kapalı ardından iftarını açtığı Ramazan ayında inen Kur’an’ın bir süresi ile alay ediyor. Adeta Namık Kemal’in ruhu, Egemen Bağış’a hulul ediyor.

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, eski Yeni Osmanlı İslamcı aydınları ile, yeni AKPli siyasiler ve aydınları arasında hiçbir fark yok. Zihniyet hep aynı: İslam’ın, çıkar, iktidar, menfaat uğruna Türköne’nin de dediği gibi bir ‘ideolojiye’, ‘siyasi bir araca’ dönüştürülmesi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin