Namaz imanla ölmeye vesiledir

Yorum | Cemil Tokpınar

İmandan sonra en büyük hakikat olan namazla ilgili dinimizin emir ve yasakları, teşvik ve tehditleri tam bilinmiyor. Ayet ve hadislerde, İslâm âlimlerinin kitaplarında ve uygulamalarında öyle ilginç ve etkili bilgiler vardır ki, bunları bilen bir kimsenin namaza ilgisiz kalması zordur.

Mesela, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” hadisini hakkıyla anlayıp uygulamak isteyen bir mümin namazı terk edebilir mi? Çünkü hakikî ve halis namazla yaşayan bir kimse günahlardan kaçınmaya ve salih amellerini arttırmaya çalışır. Rabbimiz, “Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve çirkin şeylerden alıkoyar” (Ankebut: 45) buyurduğu için gerçek namaz günaha götüren amelleri engeller. Böyle bir mümin öleceği zaman da bir vaktin namazını kılmış, diğer vakti beklerken inşallah imanla dünyayı terk eder ve imanla dirilir.

İşte tavizsiz ve huşu ile namaz kılan böyle bir nimetle ödüllendirilirken namazsız bir hayat yaşayan, ömrünü sadece dünya için harcayan da Allah korusun imansız bir şekilde ölebilir.

İşte konuyla ilgili bizleri sorumluluğa sevk edecek Asr-ı Saadet’te yaşanmış başka bir örnek:

Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a.) anlatıyor:

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) huzurunda bulunduğumuz bir sırada ona birisi gelerek:

– Yâ Resûlallah, ölüm döşeğinde yatan bir genç var. Kendisine, ‘Lâilâheillâllah, de’ dendiği halde bunu söyleyemiyor, dedi.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

– Namaz kılar mıydı, diye sordu. Adam:

– Evet, dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) kalktı. Biz de onunla kalktık. Resûl-i Ekrem gencin yanına girdi ve ona:

– Lâ ilâhe illâllah, de, buyurdu.

– Söyleyemiyorum. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

– Niçin, diye sorunca, gelen adam:

– Annesine âsi idi, dedi.

Resûl-i Ekrem, annesinin sağ olduğunu öğrenince onu çağırttı ve aralarında şu konuşma geçti:

– Bak şurada büyük bir ateş (olsa) ve ‘Oğluna şefaat edersen onu bu ateşte yakmayız; fakat şefaat etmezsen bu ateşte yakarız.’ deseler ne yapardın? Şefaat eder miydin?

– Onun şefaatçisi ben olurdum.

– O halde ondan razı olduğuna, Allah-u Teâlâ’yı ve beni şahit göster.

– Allah’ım! Seni ve Resûl-i Ekrem’i şahit tutuyorum. Oğlumdan razı oldum (hakkımı ona helâl ettim) dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) hasta gence:

– Lâ ilâhe illâllah vahdehû lâ şerikeleh ve eşhedü enne Muhamme-den abdühû ve resûlüh, de, diye buyurdu. Hasta hemen şehâdet getirdi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

– Allah’a hamd olsun ki, benim vasıtam ile bu genci Cehennem ateşinden kurtardı, dedi. (Hadisi Taberânî ve özet olarak Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir.)

Bu müthiş hadisteki ibretli noktalar sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Öncelikle, karşımızda hayatının son deminde imansız giderek, sonsuz azaba müstahak olmak üzere olan bir “Müslüman genç” var. Ve bu genç, Asr-ı Saadet’te yaşayan, o altın çağın mutluluk ortamında yetişen, o atmosferin havasıyla büyüyüp serpilen bir genç. Hadisin başka rivayetlerinden anlıyoruz ki, bu öyle çocuk yaşlarda bir genç değildir; evlenmiş, yuva kurmuş bir gençtir.

İşte iman ve İslâm’ın zirveleştiği bir dönemde ruhunu Allah’a teslim etmek üzere olan bu genç, imansız gitmek üzere. Üstelik bu bir sahabedir. Çünkü o asırda yaşamış, Peygamberimizi (s.a.v.) görmüş ve ona iman etmiştir. Son anına kadar mümindir, inançlıdır. Çünkü “İnanmıyorum.” veya “Söylemeyeceğim.” demiyor; “Söyleyemiyorum.” diyor.

Bu durumdaki bir gencin problemi kendisine iletildiğinde Peygamberimizin ilk sorusuna bakın: “Namaz kılar mıydı?” Bu ilk soru, ahirete imanla gitmek, o ebedî davayı kazanmak isteyen bizleri  vuruyor, ruhumuzu sarsıyor, âdeta titretiyor. Demek, böyle bir problemin ilk sebebi, “namaz kılmamak” olabilir; başka bir şey olamaz ki, Peygamberimizin ilk sorusu bu oluyor.

Şimdi düşünün: Hangimiz bu sonsuz hayatı kaybetmek isteriz? Müslüman olduğunu söyleyen hangi insan, “Ben son nefeste imansız gitsem de olur.” diyebilir? Aksine, bütün dualarımızda hüsn-i hâtime, yani iyi son için, imanla ölmek için dua etmiyor muyuz?

İşte o müthiş imtihanın ilk sorusu iman, ikincisi namazdır. Hadisten, ana baba hakkının, hüsn-i hâtime üzerinde ne derece etkili olduğunu da anlıyoruz.

Hiç şüphesiz bu hadisten, namaz kılmayan veya anne babasına isyan eden herkesin mutlaka imansız gideceği anlamını çıkaramayız. Çünkü son nefeste kimin nasıl gideceğini ancak Allah bilir. Fakat bu hadis, önemli bir ipucu veriyor, çok ciddi bir biçimde bizi uyanık ve tetikte olmaya çağırıyor.

Ülkemizde namaz kılma oranları hakkında yapılmış birçok anket var. Bunlar içinde iyimser sonuçları bulunan bir ankete göre, beş vakit namaz kılanların oranı yüzde 25, kılmayanların oranı yüzde 75’tir. Demek ki 80 milyonluk nüfusumuzun 60 milyonunun imanı ağır bir risk altındadır. Bu tablo hepimizin uykusunu kaçırmalı ve insanları namazla buluşturmak için gayrete sevk etmelidir. Bunun için özellikle iletişim araçları ve sanat dallarının her çeşidiyle sürekli, yaygın ve etkili projeler uygulamalıyız.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin