Mucize beklentisi ve memuriyetten ticarete yeni yolculuklar

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Anadolu’da devlette memur olmaya ve bunun rahatlığına dair çok söz var. “Devlet iki kulplu bir kazan tut ucundan sen de kazan”, “Devlete sırtını dayarsan yıkılmazsın”, “Devlet malı deniz, yemeyen domuz”… Bu türden lafların aslında hepsi sıkıntılı, sakıncalı. Devlete/memuriyete ve kamu hizmetine bakıştaki çarpıklığı gösteriyor. Böylesi niyetle girilen memuriyetten ne devlet ne de millet fayda görüyor. Devlet memuriyeti siyasetçiler için yandaşları, eşi dostu yerleştirecek kolay istihdam kapısı görülürken, çalışanlar için “garanti ve rahat iş” olarak anlaşılıyor.

Evrensel değerler ve İslam ahlakı açısından çok sakıncalı olan bu anlayış maalesef dindarlar, muhafazakârlar arasında da yaygın. Yaklaşık yüz yıl önce Bediüzzaman bu anlayışın zararlarını bize izah etmiş. İktisat Risalesi’nde çalışma ile iktisat ve şükür arasında bağ kurarak israfın ve kanaatsizliğin çalışma şevkini kırdığını, insanı atalete, tembelliğe ittiğini ifade etmiştir.

“İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükümet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder. O millet de tedennî edip sukut eder, fakir düşer.” (19. Lem’a).

Peki memuriyet bizatihi kötü bir şey midir? Kimse memur olmamalı mı? Memurlar olmazsa kamu hizmetleri nasıl yürüyecek?

Bediüzzaman bazı din adamlarının ve vaizlerin “İnsanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır” Hadisinin hikmetini anlamayarak kanaati tembelliğin unvanı haline getirdiklerini insanların çalışmaya, kazanmaya ve üretmeye meylini kırıp şevkini söndürdüklerini ifade etmektedir. “Gayr-ı tabiî ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan imâret maişetine el atıp belâmızı bulduk” diyerek Devlet memurluğunun, yöneticiliğe heveslenmenin gururu okşamakla birlikte ümmetin, Müslümanların yararına olmadığını beyan etmektedir. Bediüzzaman’a göre insanların geçimini temin etmesi için esas ve tabii yol memuriyet ve imaret değildir. Maişet için tabii ve meşru yol sanat, ziraat ve ticarettir. Memuriyet ve imarete millete, topluma hizmet için girilebileceğini, bunun dışındaki sebeplerle girmenin bir tür dilencilik olduğunu söylemektedir.

DÜRÜST VE EMİN TÜCCAR…

Son dönemde pek çok insan farklı memuriyetlerden, eğitim hizmetlerinden men ve ihraç edildiler. İşlerini kaybetti, maişet sıkıntıları yaşamaya başladılar. Türkiye içinde ve dışında küçük sermayelerle de olsa ticaretle, farklı işlerle meşgul oluyorlar. Zengin olmayı gaye edinmeseler de yarın Allah bu insanların pek çoğuna fevkalade imkanlar bahşedecek. Belki de dün eğitim üzerinden dünyada etkin olan, her coğrafyaya kendi rengini veren bu insanlar yeni süreçle birlikte eğitimin yanında ticareti de globalleştirecek ve ona hayra, Hizmete, tebliğe yönelik yeni anlamlar katacaklar. Peygamber mesleği olduğunun bilinciyle ticareti gaye-i hayallerinin bineği haline getirecekler. “Dürüst ve emin tüccar kıyamet günü nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle haşrolur”, “Rızkın onda dokuzu ticarettedir”, “Dürüst tüccar hiçbir gölgenin olmadığı o günde Arş’ın gölgesinde haşrolacaktır” gibi hadisleri kendilerine rehber edineceklerdir.

15 Temmuz sonrası zirveye çıkan ağır baskı ve zulüm işinden, eşinden, aşından, evinden olan pek çok insanda travma etkisi oluşturdu. Bu insanlardan bazıları bu travmayı atlatıp yeniden ve genellikle sıfırdan hayata başlayabildi ise de pek çoğu hala bir mucize, olağanüstülük bekliyor. Cenab-ı Hak zalimlere karşı mazlumların lehine böyle bir olağanüstülük yaratabilir mi? Elbette yaratabilir. Ancak bizler sebepler dünyasında yaşadığımızın farkında olup dünyanın şartlarına göre kendimizi hazırlamalı ve ayarlamalıyız. Mucizevi gelişmeler olur, ülke düzelir, herkes işine, gücüne, evine barkına döner, hak ettiği konumları yeniden elde ederse bu Allah’ın lütfu olur. Ancak ya Cenab-ı Hak bu güzel insanlara yeni yollar açmak istiyor, onları başka mecralara, coğrafyalara doğru zorluyorsa ve bunda onun başka muradı varsa? Bu durumda “ümit” adı altında eylemsiz, boş, gayesiz durmak ve zamanı boşa harcamak sorumluluk olmaz mı?

ESKİ HAL MUHAL, YENİ HAL YA İZMİHLAL

Hizmet Hareketi için eski hal muhal. Allah yeni haller yaratıyor, yeni sayfalar açıyor. Hizmet insanlarını zoraki dünyaya yayıyor, globalleştiriyor. Farklı milletlerin, kültürlerin içine dağıtıyor. Eğer Allah’ın muradı bu insanları dünyaya yaymak ise ‘Zoraki Hicret’ten geriye dönme olmayacak, aksine Anadolu’dan yeni göç dalgaları gelecektir. İçinde bulunduğumuz ortama ne kadar hızlı adapte olursak o kadar yol alır ve travmanın etkisinden o kadar hızlı kurtuluruz. Ticaret ve zanaat asıl maişet yolu ise ve ‘selef-i salih’in daha önce pek çok defa bu yollarla hizmet etti, gönüllere ulaştı, coğrafyaları şenlendirdi ise Allah memuriyetten atılan, görevini yitiren bu insanlara bu kapıları aralıyor olamaz mı?

Hizmet temelde bir tebliğ hareketi, eğitim hareketi. Ancak AKP’nin kadro ihtiyacını Hizmet’ten karşılamak istemesi ve memuriyetin kolaycılığı nedeniyle aktif olarak irşadda, tebliğde istihdam edilmesi gereken insanlar kamuya yöneltildi. Dünyanın pek çok coğrafyasında hizmet etmesi, gönüllere girmesi gereken insanlar lüzumundan fazla devlette teraküm etti. Bu hem kendilerini hedef haline getirdi hem de diğer grupların-kesimlerin haset ve husumetine neden oldu. Oysa Bediüzzaman’ın bahsettiği gibi devletin hantal, verimsiz çarkları nitelikli, idealist insanları tüketiyor, kendine benzetiyordu. Bugünlerde belki de bir zalimin eliyle Allah insanları asli misyonlarına, olması gereken meşgale alanlarına yöneltiyor. Böylece eğitimli, nitelikli, yetişmiş pek çok insan dünyaya, yeni alanlara dağılıyor.

Hizmet insanları için Türkiye elbette hala önemli. Orası vatan, Anadolu, fidanlık. Yiğitlerin doğup yetiştiği ve dünyaya dağıldığı topraklar. Ama globalleşen dünyada artık Türkiye biricik sıklet merkezi olmaktan çıkıyor, çıkmalı. Kader Hizmet insanlarının yüzünü zoraki Türkiye’den başka coğrafyalara çeviriyor. Dünyada ulaşılacak gidilecek toplumların, kültürlerin olduğunu gösteriyor.

Allah işinden olan pek çok kamu görevlisine memuriyet ve devlet kapısı dışında yeni kapılar aralıyor, imkanlar hazırlıyor. Yeter ki içinde bulunduğumuz hali, potansiyelimizi değerlendirelim. Bazı kapıları zahiren kapatan Allah ne sürpriz kapılar/imkanlar hazırlıyor bilemiyoruz!

Şimdiden dünyanın pek çok yerinde iş kurmuş ve tutturmuş eski memur yeni tüccarları duyuyoruz…

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

5 YORUMLAR

  1. Evet. Yurtdisinda ticarete basladik ve Allah’ sukur gelirimiz yavas yavas artiyor. Simdi yakin ulkelerle ithalat ihracat yapabilirmiyiz onlarin yollarini arastiriyoruz. Allah utandirmasin.

  2. Yurtdisina cikamiyoruz. Adli islem olmasa bile ihrac olmak yeterli yurtdisina cikartmamalari icin. Turkiye de isin olsa bile Allahualem savas emareleri gun be gun artiyor. Is bulup calissak bile nereye kadar? Ekonomi coktu cokecek bari yurtdışına cikabilsek. Karamsar olmak istemem ancak sartlar kotunun kotusune gidiyor.

  3. Tamam da ihrac olup maişet derdine düşmüş olmak, bize dine hizmet adına yapabileceğimiz bütün kapıları kapatmış durumda.. iki kişi yanyana gelebilmek, iki satır okuyabilmek bile mümkün değil.. zaten kitap da yok, kalmadı.. hepsi çöpkere gitti.. kurumlar yok.. sesin soluğun olan yayınlar yok.. kimseye bir şey anlatmanın mümkünatı yok.. ön kabuller senin benim terörist olduğum yönünde hep..

    Şu zalimlerin gerçek yüzleri ortaya çıkmadan, her an tutuklanabilme ihtimalinden dolayı “ticaret” yapabilmek pek zor oluyor.. elindeki üç beş kuruşu ticarete yatırsa, ertesi gün tutuklansa ne olacak diye korkuyor arkadaşlar. Kaldı ki, çoğunun malına el konuldu.. hareket edebilmek imkansız.. bu durumda maişet derdiyle dertlenildiği kadar, hizmetin içine düşürüldüğü durumun derdini çekemiyor oluşumuz da ayrı bir konu..

    Çözüm:
    15 temmuz hakkında yüzlerce yazı yayımlıyorsunuz, türkiyede kimse okuyamıyor.. bunu sağlamanın bir yolunu bulmak lazım.. bütün e-maillere, bütün telefonlara, bütün video sitelerine, bütün gazetecilere, bir şekilde ulaşılmalı ve can alıcı sorular hakkında düşünmeleri, yazıp çizmeleri sağlanmalı..

    İnsanımız tek taraflı besleniyor..
    Yeni bir gazete..
    Yeni bir televizyon vs vs ..
    Bunlar düşünülmeli..
    Tam bizim rengimizde olmasa bile..
    Ya da mevcut kanallarda, sorgulama yapan programlar yaptırılabilse.. insanlar farklı bir şeyler duyabilse..
    Hareket alanı açılır ve kendimizi ifade edebiliriz birazcık..

    Son bir şey: ben şahsen büyük bir sebeplerüstü müdahele bekliyorum.. şu güzide insanlar belli bir kıvama ulaştıklarında ve dualar rahmeti ihtizaza getirdiğinde, gece bir anda gündüz oluverir..
    O desin tamamdır..
    Allah bizi ticarette başarılı kılarsa zengin oluruz.. fakat ölünce yine hainiz yine..
    Baksanıza bixi mürted ilan edip, hayvan gibi kefensizce gayri müslim mezarlıklarına gömeceklermiş..
    Sizce Allah, bu bakış sahiplerinin hakkından gelmez mi?
    Biz işi sahibine bırakalım.. kendi halimize yanalım.. Allah bizi niçin böyle tokatladı? Yaşadıklarımızda murad-ı İlahi nedir? Niçin dine hizmet ederken vazife yapamaz hale geldik de, başka işlerde istihdam edilir olduk? Liyakatımızı yitirdiysek, veya diğer bir ifade ile “bizi Rabbimiz de ihrac ettiyse” vay halimize…
    Aklıma gelen bir şey daha var:
    Acaba hangimiz, şu süreçten önce, hizmet için veya kitap okuma vs için, her gün, bu gün çalıştığı işlerde harcadığı mesai kadar mesai harcıyorduk?

    “Günde bir iki saatini hizmete ayırmayı yeterli görüp, bir mücahid edasıyla ortada dolaşanlarla bu iş olmaz..” (he)
    Mübarek ne desin daha..
    Her şeyi demiş..
    Bir kulağımızdan girip diğerinden çıkmış..
    Evine her ay 3-5 bin lira girdiği zamanlarda, 6 akşam keyifle, bir iki akşam da “lütfen” ve “misafireten” sohbete giderek, cenneti peyleyen “büyük hizmet insanı” edasıyla, yeryüzünde çalımlı çalımlı yürüyen; abi-abla olduğu için yanına bile yaklaşılamayan, karşısındaki insanlara, aynen cahiliye insanları gibi, sosyal statüsüne ya da parasına göre kıymet veren.. o kadar çok insan tanıdım ki… bir de benim gibi şahsi günahlar altında ezilenlerin de sayısını düşününce… bu kadarcıkla geçiştirdiğin için teşekkür ederim Allahımm..
    Dava senin davan..
    Lütfedersen, yine bize yaptır kudsi vazifeleri..
    İhsan ettiğin nimetleri bizden geri alma Rabbimiz..
    Sen büyüksün.. bizi affet.. bize yardım et.. görünmez ordularınla yardım et Rabbimiz.. Yegane güç kuvvet kudret sahibi sensin.. bizi kendi zayıflıklarımıza mahkum edip Sensiz bırakma.. Zalimlere mühlet verme artık.. bizden vazgeçme ne olur.. amin.

  4. Eski bir din dersi öğretmeni: Yeni bir dünya düzenin temel taşlarını bugün Allah kuruyor herkez rolünü iyi oynasın, gıybet ve tenkit etmesin. İşinizin bereketi kaçar. Geçmişe takılıp yolda kalmayın. Vesselam.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin